Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cum'a Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cum'a Sûresi, 9. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ nûdiye lissalâti min yevmi-lcumu’ati fes’ev ilâ żikri(A)llâhi ve żerû-lbey’(a)(t) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

      Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun. Buradaki koşma, iki anlama gelebilir. Birincisi, size emredilen amellere sarılın ve onları yerine getirin. İkincisi, yürüyerek ve koşarak gidin. Çünkü "'sa'y’' kelimesi yürümekle beraber kullanıldığında koşmak anlamına gelir. Amellerle birlikte kullanıldığında ise onları ihmal etmemek ve hemen yerine getirmek demektir. Bu âyetteki “sa'y”den maksat şayet koşmak ise âyet, uyarmak ve sıkıştırmak anlamına gelir. Hemen devamında alışverişi bırakın! buyurulmasına bakmaz mısın? Yürürken de alışveriş yapmak mümkün iken alışverişi bırakmayı neden emretmektedir? "Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın” mealindeki âyete bakmaz mısın? Burada bir fariza yerine getirildikten sonra, onun edası konusunda hiçbir şey söylemeden yeryüzüne dağılmayı nasıl emretmektedir? Eğer maksat teşvik olsaydı ona koşarak gitmeyi emrederdi. Bütün bunlar bu âyetin uyarma ve sıkıştırma anlamı taşıdığını gösterir. Hz. Peygamberin (s.a.) “Namaza giderken yürüyerek gidin, koşarak gitmeyin; sâkin ve vakûr olmalısınız, namaza yetiştiğiniz kadarını cemaatle kılın, kaçırdığınız rekâtları da tamamlayın!” meâlindeki hadiste buyurulduğu üzere diğer farz namazlarda koşmak mendup değildir. Söylediğimiz darlıktan dolayı koşmak cuma namazına tahsis edilmiş, diğer namazlarda ise genişlik olduğu için yürümek tavsiye edilmiştir. Ancak buradaki koşmaktan maksadın da onu edâya karar vermek, bunun İçin hazırlanmak ve acele etmek olduğu anlaşılmaktadır. Âyetteki “say” lafzı bu anlamda kullanılmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hak diğer bir âyette şöyle buyurmuştur: “Kim âhireti ister ve bir mümin olarak âhiret için ona yaraşır bir çabayla çalışırsa, işte böylelerinin çalışmaları karşılık görecektir”. Başka bir âyette de şöyle buyurmuştur: "İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder. Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir”. Bu âyetlerdeki “say” kelimesi ile Allah, sadece ameli, çalışmayı kastetmiştir. Allah kendilerinden razı olsun Hz. Ömer, İbn Mesûd, Übey ve Îbnu’z-Zübeyr’in bu âyeti (فامضوا إلى ذكر الله) diye, yani Allah’ın zikrine gidin anlamına gelecek şekilde okudukları da rivayet edilmiştir. Hatta Abdullah [b. Mesûd] şöyle demiştir: Eğer bu âyetin kıraati “fes av” şeklinde olsaydı üstümdeki hırkam düşecek olsa bile koşarak giderdim, bu lafzın hakkını zayi edeceğimden korkarak hırkama dönüp bakmazdım bile. İşte bütün bunlar, ilk yorumdan maksadın koşmak ve yürümekten önce o farizayı edâ etmeye karar vermek ve onu derhal yerine getirmek olduğunu göstermektedir. Bu anlayış, diğer namazlar için koşmanın müstehab olmamasına da uygun düşmektedir. Zira namaza giderken sekînet ve vakar halinde olmayı emreden hadis mutlaktır, hadiste cuma namazı ile diğer namazları ayıran bir şey yoktur. Cumaya normal yürüyüş hali ile gitmek gerektiğinde fakihlerin icmâı vardır. En doğrusunu Allah bilir.

      Alışverişi bırakın. Bazı âlimler bu âyete dayanarak cuma vaktinde alışveriş yapmanın caiz olmadığını söylemişlerdir. Bize göre alışveriş caizdir, ama mekruhtur. Onun caiz olduğunun delili de, bu âyetteki yasağın alışveriş mekânı için değil, Cuma mekânı için gelmiş olmasıdır. Dolayısıyla buradaki fasit olma, alışveriş için değil, sadece Cuma için söz konusudur. Zira insan namazda iken alışveriş yapacak olsa, namazı fasit olur, yoksa namaz alışverişi bozmaz. Bize göre asıl olan şudur: Başka bir şey yüzünden yasaklanan her akitte, bu yasaktan dolayı bir noksanlık meydana geldiğinde, bu yasak akit için değil, sadece o başka şey için söz konusudur. Buna benzer bir konu için Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:- “İhramlı kişi evlenemez, evlendirilemez”. Burada nikâhın yasaklanması ihram durumunda bulunduğu içindir, yoksa nikâh için değil. Bundan dolayı biz şöyle deriz: îhramlı kişinin nikâhı caizdir, ancak bu nikâhın akabinde ihramlı iken cinsel ilişkide bulunursa haccı fasit olur. Çünkü buradaki yasak akdin kendisi için değildir, dolayısıyla akit fasit olmaz, çünkü yasak o akit için değildir. En doğrusunu Allah bilir. Şimdi Cenâb-ı Hakk’ın “Cumaya koşun, cuma için koşun” demeyip Allah’ın zikrine koşun buyurması, zikrin cumadan önce olduğuna, onu dinlemenin ve ona gitmenin gerektiğine işaret etmektedir. Bu, hutbenin de farz olduğunu gösterir. Allah’ın zikri anlamındaki ifadede geçen “zikir’îden maksadın hutbe olduğu sabit olunca, sonra da bu zikre gitmek ve onu dinlemek için alışverişi terk etmek emredildiğine göre, hutbe sırasında konuşmanın mekruh olduğu anlaşılır, hatta imamın hutbeye çıkışı sırasında konuşmak da mekruhtur; çünkü o sırada alışveriş de mekruhtur. Alışveriş bir konuşmadır, dolayısıyla her çeşit konuşma da mekruhtur. îşte bu durum Ebû Hanîfe'nin (r.h.), "imam hutbeye çıktığı andan itibaren namaz bitene kadar susmak gerekir” şeklindeki görüşünün doğruluğunu gösterir. Bu konuda Hz. Peygamberden (s.a.) şu hadis rivayet edilmiştir: “İnsan cumaya gelir, istediği kadar namaz kılar, sonra imam hutbeye çıktığı andan itibaren namaz bitene kadar sükût ederse, bu onun için o cuma ile gelecek cuma arasındaki hatalarına ve ondan sonra üç günlük hatalarına kefaret olur”. İmam hutbeye çıktığı andan itibaren namaz bitene kadar susmak gerektiğine göre, o sırada konuşmanın mekruh olduğu anlaşılır. En doğrusunu Allah bilir.

      Bu âyet-i kerîme şu iddia sahiplerini de reddetmektedir: Namaz ancak vaktin sonunda farz kılınmıştır, dolayısıyla vaktin başında farzı edâ eden kimse ancak nâfile kılmış sayılır. Çünkü Allah ona namaza koşmayı emretti ve namazı da ona ezan okunduğunda farz kıldı. İlk vakitte farz kılınmasına rağmen namazın o vakte kadar tehiri, imam için hazırlanma ve kolaylaştırma anlamına geldiği mâlumdur. Biraz önce söylediklerimiz, böylelerinin iddialarını çürütmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Bundan daha çirkin olanı onların şu sözleridir: Namazlar kâfirlere küfür halinde olduklarında farz kılınmış, müslümanlara ise nâfile kılınmıştır. Bununla birlikte onlar; bu ümmetten hiç kimse bir farzı edâ etmiş değildir, iddialarında da bulunmuşlardır. Zira vaktinin çıkacağından korktuğu için kimsenin namazın edâsında gecikme yaptığı söylenmemiştir. Bu çok çirkin bir iddiadır, sahibinin derhal bu ve benzeri sözlerden tövbe etmesi gerekir. En doğrusunu Allah bilir.

      Bu âyet, camiye iki fersah [yaklaşık 12 km.] uzakta oturan kişiye cuma namazının farz olmadığını da gösterir, çünkü âyet, namaza ezandan sonra koşmayı emretmektedir. Ezandan sonra iki fersahlık bir mesafeden yola çıkarak namaza yetişmenin mümkün olmadığı herkesin mâlumudur. Buna göre cuma, daha yakın yerde, şehrin sınırları dâhilinde oturanlara farzdır. En doğrusunu Allah bilir. Sonra, alışverişin yasaklanması cuma günü ile sınırlıdır. Mesrûk ve diğer bazı âlimlerden rivayet edildiğine göre bu zaman dilimi de zevâl vakti ile imamın cumayı bitirdiği vakit arasıdır. Mücâhid ve Zührî ise, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında ifadesinin zâhirine dayanarak alışverişin ezandan sonra yasak olduğunu söylemişlerdir. İlk görüş daha doğru gözükmektedir. Çünkü cumaya gelmek ancak vaktin girmesiyle farz olur ki o da ezan geç okunsa bile zeval vaktidir. Zira zeval vaktinden önce okunan ezan muteber değildir, varlığı ile yokluğu eşittir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, e-me-ne kökünün güven duymak, korkudan emin olmak ve birine sadakat göstermek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın sadece zihni bir onay değil, aynı zamanda bu onayın verdiği iç huzur ve güven hali olduğunu, kişinin hem Allah'a güvenmesini hem de O'nun tarafından güvene (eman) erdirilmesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, imanın İslam öncesi dönemdeki "birine güvenmek" anlamından, Kur'an ile birlikte Allah'ın mutlak otoritesine ve vahyine kayıtsız şartsız teslimiyeti içeren ahlaki ve ontolojik bir kategoriye dönüştüğünü analiz eder.

        Nudiye (نُودِيَ)

        İbn Fâris, ne-de-ve kökünün bir topluluğun bir araya geldiği yer veya birine yüksek sesle seslenmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin belirli bir amaç için insanları çağırmak ve onları bir araya getirmek manasını taşıdığını, buradaki seslenmenin ezan vasıtasıyla yapılan ilahi bir davet olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, bu terimin Geç Antik Çağ'daki dini çağrı ve proclamatio (ilan) gelenekleriyle olan dilbilimsel paralelliklerine dikkat çeker.

        es-Salâti (الصَّلَاةِ)

        İbn Fâris, se-le-ve kökünün temelinde bir şeye yönelmek, ona bitişmek ve sırtın alt kısmındaki hareketlilik anlamının olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dua, istiğfar ve Allah'a yönelerek gerçekleştirilen özel ibadet olduğunu, kökeninde ise ilahi rahmetle bağ kurma düşüncesinin yattığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Süryanice slota veya Aramice selota kelimelerinden Arapça'ya geçtiğini, bu dillerde dua ve eğilmek anlamlarını taşıdığını belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin Yahudi ve Hristiyan dua geleneğinden Arapça'ya giren teknik bir terim olduğu görüşünü destekler. Christoph Luxenberg, kelimenin kökenini doğrudan Aramice slota (dua/ibadet) formuna dayandırarak, kavramın bölgedeki monoteist litürjinin bir parçası olduğunu savunur.

        Yevmi (يَوْمِ)

        İbn Fâris, ye-ve-me kökünün zamanın belirli bir dilimini, özellikle gün ışığının olduğu süreyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yevm kelimesinin sadece 24 saatlik süreyi değil, aynı zamanda önemli bir olayın gerçekleştiği ve hüküm sürdüğü zaman dilimini nitelemek için de kullanıldığını kaydeder.

        el-Cumuati (الْجُمُعَةِ)

        İbn Fâris, ce-me-a kökünün bir şeyi bir araya getirmek, toplamak ve dağınıklığı gidermek anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu günün, insanların ibadet için bir araya gelmesi ve sosyal bütünlüğün sağlanması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin İslam'dan önce "Arube" (hazırlık günü) olarak bilindiğini, ancak Kur'an'ın bu günü "toplanma günü" olarak isimlendirerek yeni bir kimlik kazandırdığını belirtir. Angelika Neuwirth, kavramın Medine döneminde Müslüman cemaatin haftalık büyük toplantısını ve bu toplantının yapısal önemini ifade etmek üzere kurumsallaştığını analiz eder.

        İs’av (فَاسْعَوْا)

        İbn Fâris, se-a-ye kökünün hızlı yürümek, çaba göstermek ve bir işi ciddiyetle takip etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "koşma" eyleminin fiziksel bir sürat den ziyade, zihinsel bir hazırlığı, ibadete verilen önemi ve o yöndeki kararlı çabayı ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin müminin ilahi bir çağrıya verdiği aktif ve dinamik tepkiyi simgelediğini, dünyevi meşgaleleri terk ederek kutsal alana yönelişin ciddiyetini vurguladığını belirtir.

        Zikri (ذِكْرِ)

        İbn Fâris, ze-ke-re kökünün bir şeyi dille söylemek veya kalple hatırlamak, unutmamak anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, zikrin hem dilin telaffuzu (zikr-i lisanî) hem de kalbin huzuru (zikr-i kalbî) olduğunu, ayetteki bağlamda ise hutbe ve namaz yoluyla Allah'ın hatırlanmasını temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, zikir kavramının müminin sürekli uyanıklık halini ve Allah ile olan ontolojik bağını taze tutma eylemini nitelediğini analiz eder.

        Allah (اللَّهِ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu ismin mutlak otoriteyi ve ibadete layık tek varlığı nitelediğini, zihinlerin O'nun mahiyeti karşısında hayrete düşmesi (ve-le-he) ile ilişkili olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, ismin tarihsel köklerinin Sami dillerindeki Alaha formuna dayandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu bağlamda Allah isminin zikredilmesinin, toplumsal hayatın ve zamanın merkezine ilahi iradenin yerleştirilmesi anlamına geldiğini vurgular.

        Zeru (ذَرُوا)

        İbn Fâris, ve-ze-re kökünün bir şeyi bırakmak, terk etmek ve ondan vazgeçmek anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin genellikle önemli bir işe odaklanmak için ikincil veya o an için gereksiz olanı bırakmak durumunda kullanıldığını belirtir.

        el-Bey’a (الْبَيْعَ)

        İbn Fâris, be-ye-a kökünün bir malın karşılıklı değişimini, satılmasını veya satın alınmasını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dünya hayatındaki ticari faaliyetlerin genelini temsil ettiğini, zira insanın en çok meşgul olduğu dünyevi eylemin alışveriş olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da ticari terminolojinin manevi hakikatleri anlatmak için sıkça kullanıldığını, burada ise geçici kazancın ebedi kazanç uğruna askıya alınmasının istendiğini analiz eder.

        Hayrun (خَيْرٌ)

        İbn Fâris, ha-ye-re kökünün bir şeyi diğerine tercih etmek, üstün görmek ve faydalı olanı seçmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hayr kelimesinin mutlak iyi ve faydalı olanı, insanın hem dünyada hem ahirette lehine olacak sonucu ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, hayr kavramının ahlaki bir değer yargısı olarak, insanın bencil arzularından ziyade ilahi rızaya uygun olanı seçmesini nitelediğini belirtir.

        Ta’lemûne (تَعْلَمُونَ)

        İbn Fâris, a-le-me kökünün bir şeyi diğerinden ayıran iz ve alameti bilmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sadece bilgi sahibi olmayı değil, bilginin gerektirdiği derin anlayışa ve idrake sahip olmayı ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bilginin burada eylemle olan bağına dikkat çekerek, gerçek bilginin ancak bu ilahi çağrıya uyulduğunda ortaya çıkan hayrı kavrayabilen bilgi olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X