اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْـكَب۪يرُۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bürûc Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: salih amel, büruc suresi, büyük kurtuluş, altından ırmaklar akan cennetler, iman, büruc suresi 11. ayet, büruc 11, cennet, amel, salih, ırmak, nehir, güven
-
"İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur"
Burada sözü edilenleri kimi tefsirciler kendilerine azap edilen müminler, kimi tefsirciler de onlara azap edenler olduklarını söylemişlerdir. İkinciye göre onlar Allah Teâlâ’nın veli kullarına kaşı işledikleri suçun büyüklüğüne rağmen eğer yaptıklarından vazgeçip tövbe etselerdi Allah elbette onları da affederdi ve O’nun eşsiz rahmeti onları da kuşatırdı.
Onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. Altından ırmaklar akan cennetler ifadesi iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi cennetliklerin altından, İkincisi de ağaçlarının altından. Cennet, birbirine girmiş sık ağaçlı bahçe demektir. Allah buyuruyor ki su, orayı cennet yapan ağaçların altından akıyor. Yoksa su toprağın altından akıyor mânasında değildir. Çünkü suyun toprağın altından akması halinde künkten ya da kuyudan bahsedilir. Her ikisinde de güzellik veren seyirlik hali yoktur.
İşte büyük kurtuluş budur. “Fâiz” kelimesi kazanan, umduğuna nail, korktuğundan ve sakındığından emin olan kimse demektir. “Büyük” diye niteleme, verilen nimetlerin yok olmaması ve kesintiye uğramamasından dolayıdır.
Yorumu Yorumla
-
İman (آمنوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünün temel anlamının korkunun zıddı olan güven, huzur ve bir şeyi doğrulamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın kalbin bir gerçeği tasdik etmesi ve o gerçeğe tam bir emniyetle bağlanması anlamına geldiğini, bu ayette müminlerin maruz kaldığı zulme rağmen vazgeçmedikleri sarsılmaz bağlılığı nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kuran'ın anlamsal yapısında imanın sadece zihinsel bir kabul değil, tüm varlığıyla Allah'a yönelmek ve O'nun koruması altına girmek olduğunu, bu bağlılığın dünyevi tehditler karşısında sarsılmayan bir ontolojik kale işlevi gördüğünü analiz eder.
Amilü (عملوا)
İbn Fâris, a-m-l kökünün bir işi kasten, belli bir amaç doğrultusunda ve süreklilik arz edecek şekilde yapmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, amel kelimesinin canlı varlıklardan iradeyle sadır olan fiilleri tanımladığını, "f-a-l" (fiil) kelimesinden farklı olarak daha çok niyet ve bilinç içerdiğini aktarır; ayette imanın sadece bir düşünce olarak kalmayıp hayatın her alanına yansıyan eylemlere dönüştüğünü vurgular.
Salihat (الصالحات)
İbn Fâris, s-l-h kökünün bozulmanın ve fesadın zıddı olarak düzgünlük, uygunluk ve yararlılık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, saliha kelimesinin Allah'ın rızasına ve fıtrata uygun olan, hem bireye hem de topluma fayda sağlayan nitelikli işleri ifade ettiğini; imanın ancak bu tür yapıcı eylemlerle bütünleştiğinde gerçek meyvesini verdiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, salih amelin Kuran'ın ahlak teorisinde imanın somutlaşmış hali olduğunu, zulme karşı direnişin ve erdemli bir duruş sergilemenin de bu kapsamda en yüce eylemlerden biri olarak değerlendirildiğini ifade eder.
Cennat (جنات)
İbn Fâris, c-n-n kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek ve gizlemek olduğunu, sık ağaçları toprağı örttüğü için bahçelere "cennet" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dünya hayatındaki bahçeleri de kapsamakla birlikte, ahirette müminler için hazırlanan, tasavvur edilemez güzellikleri barındıran huzur yurdunu nitelediğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin Süryanice "gantâ" veya İbranice "gan" formlarıyla ilişkili olduğunu, Kuran'ın bu terimi kullanarak muhataplarına vaat edilen ebedi saadeti tanıdık bir tabiat imgesi üzerinden sunduğunu analiz eder.
Tecri (تجري)
İbn Fâris, c-r-y kökünün bir şeyin süratle ve kesintisiz bir şekilde akması, hareket etmesi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin hem suyun akışını hem de zamanın veya bir sürecin işleyişini tanımladığını, cennet tasvirlerinde nehirlerin akışkanlığını ve oradaki hayatın canlılığını, sürekliliğini vurgulamak için kullanıldığını belirtir.
Enhar (الأنهار)
İbn Fâris, n-h-r kökünün genişlik ve akışkanlık anlamı taşıdığını, toprağı yararak geniş bir şekilde akan suya "nehr" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ferahlık ve bolluk çağrışımı yaptığını, cennetin altından akan nehirler imgesinin, dünyadaki kısıtlı imkanlara ve ateşin kavuruculuğuna karşı müminlere sunulan sonsuz bir ferahlık ve hayat kaynağını temsil ettiğini açıklar.
Fevz (الفوز)
İbn Fâris, f-v-z kökünün bir tehlikeden kurtulup selâmete ermek ve murada nail olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem bir kötülükten kaçışı hem de büyük bir ödülü kazanmayı aynı anda ifade ettiğini, ayette müminlerin ateşten kurtulup ebedi saadete ulaşmalarının gerçek ve mutlak başarı olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kuran'ın değerler sisteminde "fevz" kelimesinin, dünyevi kayıplar (ölüm, işkence) gibi görünen durumların aslında manevi ve ebedi bir zaferle sonuçlandığını gösteren paradoksal bir başarı tanımı sunduğunu analiz eder.
Kebir (الكبير)
İbn Fâris, k-b-r kökünün bir şeyin miktar, değer, rütbe veya yaş bakımından büyük ve yüce olması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fevz kelimesinin sıfatı olarak kullanılan bu lafzın, kazanılan başarının ve ödülün herhangi bir dünyevi başarıyla kıyaslanamayacak kadar azametli ve kuşatıcı olduğunu ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemenin, imanları uğruna her şeyini feda eden müminlerin elde ettikleri sonucun büyüklüğünü teyit ederek, maruz kaldıkları dünyevi acıların bu sonsuz mükafat yanında ne kadar küçük kaldığına dair bir perspektif sunduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla