Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bürûc Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bürûc Sûresi, 10. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne fetenû-lmu/minîne velmu/minâti śümme lem yetûbû felehum ‘ażâbu cehenneme ve lehum ‘ażâbu-lharîk(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip sonra da tövbe etmeyenler var ya, onlar için cehennem azabı ve yakıcı ateşin azabı vardır."

      Onlar için cehennem azabı ve yakıcı ateşin azabı vardır. Denildi ki: Cehennem azabının anılmasından maksat küfürlerine karşılık olarak girecekleri ateştir. Yakıcı ateşin azabı ise müminlere yaptıkları işkencelerin karşılığıdır. Böylece müminlere işkence ettikleri için azapları daha da artırılacaktır. Bir başka yoruma göre ise onların cezası cehennem azabıdır. Onun harlayıp yakması ise ateştir. “Harîk” (yanma) ateşin en yüksek derecesi ve yakması demektir. Yahut cehennemdeki azap hem ateşle hem de zemherîr, yani dondurucu soğukla olur. Ateşle olan azap, derilerini yakıp kavurur ve organlarını parçalar. Zemherîr ile olan azap ise etlerini döküp yok eder. Ateşin harlaması, ateşin en şiddetlisidir. Azabın iki çeşidinin birlikte anılması, ateşinin zayıflamayacağını aksine üzerlerine gelen azabın devamlı olarak şiddetleneceğini bildirmek içindir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnne (إنّ)

        İbn Fâris, bu edatın pekiştirme ve bir haberi kesinleştirme işlevi gördüğünü, sözü şüpheye yer bırakmayacak şekilde perçinlediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ifadenin başında yer alan bu kelimenin, kendisinden sonra gelen hükmün mutlaka gerçekleşeceğine dair bir vurgu taşıdığını, özellikle zalimlerin akıbeti ve müminlerin mükafatı gibi konularda ilahi vaadin kesinliğini ifade etmek için kullanıldığını aktarır.

        Fetenû (فتنوا)

        İbn Fâris, f-t-n kökünün asıl anlamının altını saflığını kontrol etmek için ateşe atmak ve onu eritmek olduğunu, buradan hareketle her türlü deneme, sınav ve eziyet için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kişiyi dininden döndürmek veya sabrını ölçmek amacıyla maruz bırakılan zorlu durumları ifade ettiğini, bu ayette ise inananları inançlarından vazgeçirmek için onlara ateşle işkence edilmesini nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın etik yapısında merkezi bir öneme sahip olduğunu, "fitne"nin insanın özündeki sadakati ortaya çıkaran bir eritme süreci gibi görüldüğünü, ancak bu bağlamda zalimlerin aktif bir eylemi olarak başkalarını zorla yoldan çıkarma ve baskı uygulama anlamında kullanıldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sözlükteki ateşle imtihan etme anlamının ayetteki hendek hadisesiyle doğrudan örtüştüğünü, müminlerin somut bir ateşe atılarak imanlarının sınandığını ve bu eylemin failleri için kaçınılmaz bir ceza gerekçesi oluşturduğunu ifade eder.

        Lem Yetûbû (لم يتوبوا)

        İbn Fâris, t-v-b kökünün temel anlamının dönmek olduğunu, dini bir terim olarak ise hatadan vazgeçip doğru yola rücu etmeyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tövbenin pişmanlık duyarak kötülüğü terk etmek ve iyiliğe yönelmek olduğunu, "lem" edatıyla birlikte kullanıldığında zalimlerin sergiledikleri bu gaddarlığa rağmen pişmanlık göstermediklerini ve zulümlerinde ısrar ettiklerini nitelediğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin ilahi adaletin bir yansıması olduğunu, Allah'ın en ağır günahı işleyenlere bile tövbe kapısını açık bıraktığını ancak bu zalimlerin bu fırsatı ellerinin tersiyle iterek kendi sonlarını hazırladıklarını vurguladığını belirtir.

        Cehennem (جهنم)

        İbn Fâris, kelimenin uzaklık ve derinlik anlamlarını barındırdığını, çok derin kuyuya "bi'r-i cehinnam" dendiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin İbranice ve Aramice üzerinden "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) ismine dayandığını, bu bölgenin antik dönemde çocuk kurban edilen ve çöplerin yakıldığı tekinsiz bir yer olması sebebiyle sembolik bir ceza mekanı ismine dönüştüğünü analiz eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "Gihana" kökeninden geldiğini ve Kur'an'ın bu terimi Arapçalaştırarak eskatolojik ceza yerini tanımlamak için kullandığını savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasında sadece fiziksel bir mekan değil, ilahi rahmetten mutlak bir kopuşu ve ontolojik bir azabı temsil eden en güçlü negatif sembol olduğunu belirtir.

        Azab (عذاب)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün temel anlamının engellemek, men etmek ve tatlılıktan mahrum bırakmak olduğunu, ceza için bu kelimenin seçilmesinin kişiyi her türlü iyilikten ve rahmetten mahrum bırakmasıyla ilişkili olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir işin sonucunda çekilen acı ve sıkıntı anlamına geldiğini, bu ayette zalimlerin dünyada müminlere yaşattığı acının benzerinin, ancak daha çetin bir şekilde kendilerine döneceğini işaret ettiğini açıklar.

        Harîk (الحريق)

        İbn Fâris, h-r-k kökünün ateşin bir şeyi yakıp yok etmesi, ateşin alevlenmesi anlamına geldiğini, harîk kelimesinin ise yakıcı ateş veya yangın manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin özellikle ateşin tesirine ve kavuruculuğuna vurgu yaptığını, ayetteki kullanımının müminlerin hendeklerde ateşle yakılmasına karşılık, zalimlerin de ahirette aynı türden bir "yakılma" cezasına (kısas prensibi gereği) çarptırılacağını ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin seçilme sebebinin semantik bir "karşılıklılık" (müşâkele) olduğunu, müminleri yakanların yakılacaklarını vurgulayarak ilahi adaletin ironik ve sarsıcı bir şekilde tecelli edeceğini muhataplara duyurduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X