Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Beyyine Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Beyyine Sûresi, 7. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti ulâ-ike hum ḣayru-lberiyye(ti)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır."

      Eğer yukarıda belirtildiği gibi “el-beriyye” yaratma anlamındaki “el-ber” kökünden alınmışsa o takdirde bütün varlık türlerini (melek, insan ve cin) içine alır. Eğer toprak anlamındaki “el-berâ’ ” kelimesinden ise o takdirde de sadece inanları kapsar. Sonuç itibariyle sanki şöyle buyurmuş gibi olur: Beşerin en şerlileri kendi türündendir, beşerin hayır ehli olanları da kendi türündendir. Çünkü onlar hidâyet ve hayırda öncüdürler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, kelimenin kökü olan e-m-n harflerinin "güven, huzur ve korkunun ortadan kalkması" (sükûnü’l-kalb) anlamına geldiğini belirtir. Kişinin kendisini güvende hissetmesi ve bir başkasına güven vermesi bu kökün temelidir. Râgıb el-İsfahânî, imanı "nefsin bir şeye tam bir güvenle boyun eğmesi ve onu doğrulaması" (tasdik) olarak tanımlar. Ayetteki "âmenû" ifadesinin, hem zihinsel bir kabulü hem de bu kabulden doğan sarsılmaz bir teslimiyeti temsil ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki geniş izlerine değinerek, İbranice "amīn" ve Süryanice "haymanuta" kavramlarıyla akrabalığını vurgular; bu dillerde de "inanmak, güvenmek ve sadakat göstermek" anlamlarının baskın olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, iman kavramının Kur'an'ın semantik yapısında "küfür" kavramının tam karşıtı olarak konumlandığını, Tanrı'nın mutlak otoritesine karşı sergilenen "ontolojik bir güven" ve O'nun ayetlerini kalben tasdik etme hali olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "Beyyine"ye (apaçık delile) muhatap olanların sergilediği olumlu ve yapıcı iradeyi, yani gerçeği peşinen kabul eden zihniyeti nitelediğini belirtir.

        Amilû (عَمِلُوا)

        İbn Fâris, a-m-l kökünün "bir işi belli bir amaç doğrultusunda gerçekleştirmek ve çaba sarf etmek" (fiil) anlamına geldiğini belirtir. Herhangi bir hareketten ziyade, kastî ve iradi bir eylemi temsil ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "amel" ile "fiil" arasındaki farka dikkat çekerek, amelin sadece akıl sahibi varlıklar tarafından bir niyet ve iradeye dayalı olarak yapılan işler için kullanıldığını; ayette imanın hemen ardından gelmesinin, inancın pratik hayattaki izdüşümünü simgelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin pasif bir bekleyişi değil, ilahi mesajın gereklerini hayata geçirme yönündeki aktif ve sürekli bir çabayı ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul yapısının, bu eylemin bir hayat tarzı olarak kolektif ve sürekli bir nitelik taşıdığına işaret ettiğini belirtir.

        Sâlihât (الصَّالِحَاتِ)

        İbn Fâris, s-l-h kökünün "bozulmanın zıttı, uygunluk, yararlılık ve barış" (fesadın zıttı) anlamına geldiğini ifade eder. Bir şeyin olması gereken en iyi ve en düzgün halde bulunması bu kökle anlatılır. Râgıb el-İsfahânî, "sâlih" kelimesinin hem kişinin iç dünyasındaki adaleti hem de dış dünyadaki düzeltici eylemleri kapsadığını belirtir. Ayetteki "sâlihât" (iyi işler) ifadesinin, hem Allah'ın emrine hem de insanlığın yararına olan, fıtrata uygun her türlü nitelikli eylemi temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kavramın ahlaki bir kategori olarak "imanın dışa vurumu" olduğunu ve müminin toplumsal düzen içindeki yapıcı rolünü simgelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir onarımı ifade ettiğini; yeryüzünde bozulan dengeyi düzeltmeye yönelik, kaosu kozmosa çeviren bilinçli davranışlar bütünü olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "sâlihât"ın burada sadece bireysel ibadetleri değil, toplumsal adaleti ve ahlaki erdemleri de içine alan geniş bir spektrumu nitelediğini ifade eder.

        Hayru (خَيْرُ)

        İbn Fâris, h-y-r kökünün temel anlamının "bir şeyi diğerine üstün tutmak, seçmek ve rağbet etmek" (ihtiyar) olduğunu belirtir. İnsanlar arasında tercih edilen üstün nitelikli her şey için kullanılır. Râgıb el-İsfahânî, hayır kelimesinin "herkesin arzuladığı ve rağbet ettiği mutlak iyilik" anlamına geldiğini; ayette ise hem dünyevi hem de uhrevi anlamda en kârlı ve en değerli konumu ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki paralelliklerine değinerek "iyilik, zenginlik ve mükemmellik" kavramlarıyla olan tarihsel bağını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir kıyas ifade ettiğini; iman ve salih amel sahiplerinin yaratılanlar arasındaki en üstün ve en kaliteli tabakayı oluşturduklarını nitelediğini belirtir.

        Beriyye (الْبَرِيَّةِ)

        İbn Fâris, bu kelimenin iki farklı kökten türetilmiş olabileceğini belirtir: Eğer b-r-e kökündense "yaratmak, bir şeyi yoktan var etmek" anlamına gelir; eğer b-r-y kökündense "toprak ve yer yüzü" (berâ) manasından hareketle "topraktan yaratılanlar" anlamına gelir. Çoğu dilcinin kelimeyi "yaratılanlar/mahlukat" olarak tanımladığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah'ın yaratma sanatının bir sonucu olan canlıları, özellikle de insan topluluklarını ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice "berītha" (yaratılış/dünya) kelimesiyle olan ses ve anlam birliğine dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, kavramın bu ayette "şerru'l-beriyye" (yaratılanların en kötüsü) ifadesine mukabil olarak "hayru'l-beriyye" (yaratılanların en iyisi) şeklinde kullanıldığını, bunun da ahlaki bir derecelendirme ile insanın evrendeki konumunu belirlediğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin insanı sadece biyolojik bir varlık olarak değil, ahlaki seçimleriyle yücelen veya alçalan bir "yaratılan" olarak tanımladığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin kapsayıcılığına değinerek, iman ve salih amel dengesini kuranların, tüm mahlukat içindeki en seçkin ve en hayırlı sınıfı teşkil ettiğini belirttiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X