يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّٓا اَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْاَرْضِۖ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَب۪يثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِاٰخِذ۪يهِ اِلَّٓا اَنْ تُغْمِضُوا ف۪يهِۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 267. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bakara suresi, kaliteli infak, bakara suresi 267. ayet, helal rızık, bakara 267, temiz kazanç, allah, hamd, arz, ilim, bilgi, iman, güven
-
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve sizin için yerden çıkardığımız nimetlerden Allah yolunda verin. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız kötü malı vermeye kalkışmayın. Şunu bilmelisiniz ki Allah her şeyden müstağnidir, bütün övgülere layıktır.
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve sizin için yerden çıkardığımız nimetlerden Allah yolunda verin. Bu ilahi beyanda yer alan kazandıklarınız mealindeki ifadede ticaret mallarının da zekata tabi olduğunun delili bulunmaktadır. Çünkü kazanılmak suretiyle elde edilen servet, ticaret mallarından ibarettir. Allanın kitabında, ticaret malları için zekat vermenin farz oluşunun beyanına dair bundan başka bir ayet yer almamaktadır. Konuyla ilgili olarak Resulullah'tan nakledilen bir rivayet de yoktur. Ancak bazı sahabilerin bu kanaatte olduğu zikredilmiştir ki, onların bu telakkisinin, tefsirini yapmakta olduğumuz ayete dayanması ihtimal dahilindedir. Gümüş, altın, deve, koyun ve sığırın zekatı ise Kitab ve Sünnet'te zikredilmiş olup, bunların zekatı ayni olarak gerçekleşir, mükellef, ticaretlerini yapmış olsun veya olmasın sonuç değişmez. Ticaret mallarının zekatı ise ticari işlemin uygulanmasıyla farz olur. Ayet-i kerimede, belirtilen harcamanın bağlayıcılık (vücub) ifade ettiğinin delili de yer almaktadır. Çünkü Cenab-ı Hak göz yummadan alıcısı olmadığınız diye buyurmuştur. Görüldüğü üzere burada "iğmaz" kavramını kullanmıştır ki, bu kelime nafile konumundaki hususlar için değil, eda edilmekten başka gerçekleştirme şekli bulunmayan vacib hususlar için zikredilir, ancak her hangi bir af ve ödeme olmaksızın rızalaşma bahis konusu olursa, müstesna. Sonuç olarak "iğmaz" kavramı ve dolayısıyla yapılacak harcamanın kaçınılmaz şekilde gerekliliği ortaya çıkmıştır. Ayet-i kerimede, ayrıca taze hurma ve sebzelerde de zekat hakkının bulunduğuna dair delil vardır, çünkü Allah, burada yerden çıkarılan şeyleri zikretmiştir. Taze hurma ve yeşil sebzeler de yerden çıkmaktadır. Tahıl ürünlerine gelince, onlar yerden çıkan tohumdan üremektedir. Bu açıdan bakıldığında ayetin zahirine dayanılarak taze hurma ve sebzelerin, zekatın gerçekleşmesi açısından diğerlerinden önce geldiği söylenebilir.
İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Tahıl ürünlerindeki zekatın gerekliliği (vücub) hukuki bir istidlal sonucudur. Bu da tefsirini yapmakta olduğumuz ayetin zahiri yönüyle, topraktan çıkan şey anlamına gelir. [İmam] Ebû Yusuf ve Muhammed (Allah her ikisine de rahmet eylesin), ayette yer alan "sizin için yerden çıkardığımız" mealindeki ifadenin sizin için yerden çıkan asıldan, anlamına geldiğini belirtmişlerdir; tıpkı, "Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi (avret) örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik" mealindeki beyanda olduğu gibi. Aslında elbise, o haliyle gökten inmez, buna göre Cenab-ı Hak sayesinde elbisenin oluştuğu temel ve sistemi kast etmiş olmalıdır. "Sizi topraktan yaratmıştır" mealindeki beyan da bunun gibi olup, Allah Teala topraktan bizi değil insan türünün aslı olan Adem aleyhisselamı yaratmıştır. Tartışmakta olduğumuz zekat konusu da bunun gibidir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Tahıl ürünlerinin zekatı konusunda yapılacak yorum şudur ki, Cenab-ı Hakk'ın, toprak altından bizim için çıkardığı nimetler, yere atılıp önceki şekli değişen ve çimlenen bir tohum sayesinde meydana gelmiştir. Bu tohumdan, hiçbir kimsenin katkısı olmaksızın, O'nun lütfuyla çeşitli bitkiler ortaya çıkar. Bu ilahi lütuf, sadece arazi sahibi olanlara değil, onlara yönelik olduğu kadar fakirlere de yöneliktir; çünkü Allah, yerden çıkan ürünleri bütün insanlar için yaratmıştır, onda hem fakirlerin hem de zenginlerin hakkı bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle, ileri yaşa varmamış küçük yaştaki kimsenin de öşür ödeme mükellefiyetinden söz etmek mümkün olmuştur. Şu ilahi beyana bakmaz mısınız: "Şimdi bana ektiğiniz tohumu haber verin, onu yerden siz mi bitiriyorsunuz yoksa biz mi bitirmekteyiz". Şöyle yorumlanmıştır: Onu, topraktan siz mi bitiriyorsunuz yoksa biz mi? Tohumun bitki haline gelişinden sonra onu sulamak, korumak vb. hizmetlerini görmekte insanlar ortaklaşa rol alırlar. Bu sebeple de sizin için yerden çıkardığımız nimetler mealindeki ilahi beyanı tohumlarla değil, onların ekilmesi sonunda Allah'ın topraktan çıkardığı bitki ve ürünle yorumladık. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız kötü malı vermeye kalkışmayın. Bu beyanda, kişinin, iyi malın içinden kötüsünü çıkarıp zekat veya sadaka olarak vermesinin caiz olmadığına dair delil bulunmaktadır. Şayet böyle bir davranışta bulunacak olursa [imam] Muhammed'e göre iyi olmayanın üstünü tamamlaması gerekir, onun bu konudaki dayanağı kendiniz göz yummadan alıcısı olmadığınız mealindeki beyandır. Ebu Hanife'ye göre ise bu caiz olup aradaki farkı tamamlaması gerekli değildir. Ebu Hanife'nin düşünce tarzı şudur ki, Allah, göz yumdukları takdirde bu nitelikteki malı da kabul etmeye bir anlamda teşvik etmiştir; fakire gelince, kendisine karşılıksız olarak yapılan bir ikram olduğundan daha rahat bir psikoloji içinde onu kabul edebilir. Bir de kalitesi düşük malın dahil olduğu türün, ölçü ve tartı açısından farklı bir değeri bulunmamaktadır. Böyle olunca da ödeyen kimse için farzla bir şey vermesi gerekli görülmez.
Yorumu Yorumla
-
Enfikû (أَنفِقُوا)
İbn Fâris, fiilin "n-f-k" kökünden türediğini ve temelinde bir şeyin tükenmesi, elden çıkması ve gizli bir geçitten (nefak) geçmesi anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'ani çerçevede malı Allah rızası için elden çıkarmak, harcamak ve doğru bir toplumsal kanala yönlendirmek anlamını kazandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin İslam ahlakındaki devrimsel doğasına dikkat çekerek, infakın salt acıma duygusuyla yapılan sıradan bir sadaka olmadığını, inananların sahip oldukları serveti bir arınma ve sosyal adalet mekanizması olarak paylaşmalarını emreden temel bir teolojik-ekonomik eylem olduğunu analiz eder.
Tayyibât (طَيِّبَاتِ)
İbn Fâris, "t-y-b" kökünün arzu edilen, lezzetli, temiz, hoş ve insana ferahlık veren her türlü şey anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem duyulara hoş gelen kaliteli ve taze malları hem de aklen ve dinen helal, temiz yollarla elde edilmiş kazancı kapsadığını, infak edilecek malın meşruiyet ve kalite sınırlarının bu kelimeyle çizildiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sosyo-ekonomik bağlamına inerek, "tayyibât"ın Medine toplumundaki en kaliteli hurma ve ekinleri işaret ettiğini; infakın sadece niceliksel bir harcama değil, kişinin bizzat değer verdiği, en kaliteli mallarından feragat ederek nefis terbiyesini sağladığı niteliksel bir eylem olduğunu tahlil eder.
Kesebtüm (كَسَبْتُمْ)
İbn Fâris, "k-s-b" kökünün bir şeyi elde etmek için bedensel veya zihinsel olarak çabalamak, arayıp bulmak ve toplayıp biriktirmek anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kesb eyleminin kişinin kendi emeği, meşru ticareti veya gayretiyle elde ettiği helal serveti tanımladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, burada emek-değer ilişkisine vurgu yapıldığını; zahmetsiz elde edilen bir şeyden ziyade, kişinin kendi alın teriyle (kesb) kazandığı mala karşı derin bir psikolojik bağlılık geliştirdiğini, işte tam da bu bağlılık duyulan malın infak edilmesinin gerçek fedakârlığı ve Kur'an ahlakını oluşturduğunu analiz eder.
Ahracnâ (أَخْرَجْنَا)
İbn Fâris, "h-r-c" kökünün gizli olanın, içeride bulunanın açığa, dışarıya ve zahire çıkması anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin, cansız ve kuru gibi görünen toprağın derinliklerinden (el-erd) rengarenk bitkilerin, tahılların ve nimetlerin fışkırmasını, ilahi bir kudretle yeryüzüne çıkarılmasını anlattığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin Allah'ın yaratıcılık, diriltme ve rızık vericilik sıfatlarının doğrudan bir tecellisi olarak kullanıldığını, insanların kendi çabalarının (kesb) yanında doğadan elde ettikleri ürünlerin de (topraktan çıkarılanlar) aslında ilahi bir lütfun sonucu olduğunu vurgular.
Teyemmemû (تَيَمَّمُوا)
İbn Fâris, "y-m-m" kökünün bir şeye doğru yönelmek, ısrarla niyet etmek ve belli bir amaca kilitlenmek anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin sıradan, rastgele bir seçimi değil, kişinin kasıtlı ve bilinçli bir şekilde zihnini bir hedefe odaklamasını anlattığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ayetteki eleştirel boyutunu inceleyerek; mallarını infak ederken içindeki en çürük, işe yaramaz kısımları arayıp bulmak için kasıtlı bir zihinsel çaba (teyemmüm) harcamanın derin bir ahlaki zaaf ve cimrilik göstergesi olduğunu, Kur'an'ın bu kötü niyetli "seçme/yönelme" halini şiddetle kınadığını aktarır.
Habîs (الْخَبِيثَ)
İbn Fâris, "h-b-s" kökünün bozuk, çürük, iğrenç, pis ve tabiatın tiksindiği şeyler anlamına geldiğini, tayyib kelimesinin ontolojik olarak tam zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, habîs kavramının ayette iki yönlü işlediğini; hem fiziksel olarak kalitesiz, defolu veya bozulmuş malı hem de manevi olarak gayrimeşru ve haram yollarla elde edilmiş kirli kazancı kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında habîs kelimesinin derin bir ahlaki düşüklüğü simgelediğini; Allah'a sunulan infak eylemine habîs olanın karıştırılmasının, eylemin değerini yok ettiğini ve kişinin kendi ruhunu değersizleştirdiğini vurgular.
Tuğmidû (تُغْمِضُوا)
İbn Fâris, "g-m-d" kökünün gözkapaklarını birbirine yaklaştırmak, gözü yummak, kısmak ve bir şeyi görmezden gelmek anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kişinin kendisine verilen eksik, kusurlu veya çirkin bir malı ancak zoraki bir şekilde, iğrenerek, utanarak veya muhatabın hatırına tahammül edip gözlerini kısarak (görmezden gelerek) alabilmesi eyleminin bu fiille somutlaştırıldığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin muazzam psikolojik ve edebi betimleme gücüne dikkat çekerek; insanın değersiz, habîs bir eşya karşısındaki o anlık tiksinti, kabullenememe ve baş çevirme refleksinin (göz yummanın) tek bir kelimede dondurulduğunu, Kur'an'ın "kendine sunulduğunda iğrenerek alacağın bir şeyi başkasına layık görme" şeklindeki ahlaki mesajını sarsıcı bir empati sahnesiyle inşa ettiğini tahlil eder.
Ganî (غَنِيٌّ)
İbn Fâris, "g-n-y" kökünün varlıklı olmak, kendine yetmek ve başkasına ihtiyaç duymamaktan ileri gelen mutlak bağımsızlık halini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ismin Allah için kullanıldığında, O'nun kullarının ibadetlerine veya harcadıkları mallara zerre kadar ihtiyacı olmadığı gerçeğini vurguladığını kaydeder. İnsanların infak ederken bozuk veya değersiz (habîs) malları vermeye kalkmaları karşısında, Allah'ın mutlak zenginliği (Ganî) hatırlatılarak bu yakışıksız tavrın reddedildiği ifade edilir.
Hamîd (حَمِيدٌ)
İbn Fâris, "h-m-d" kökünün övmek, yüceltmek ve birinin iyiliğine hakkını teslim ederek şükretmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Hamîd sıfatının, zatı ve eylemleri gereği bütün mükemmel övgüleri kendisinde toplayan, her halükarda övgüye layık olan varlık demek olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki "Ganî" ve "Hamîd" isimlerinin psikolojik birlikteliğine dikkat çekerek; Allah'ın insanların çürük mallarına asla ihtiyacı olmadığını (Ganî), ancak kaliteli ve temiz mallarından (tayyibât) isteyerek infak ettiklerinde de bunu karşılıksız bırakmayıp onların bu ihlaslı amellerini öveceğini, bolca takdir edip ödüllendireceğini (Hamîd) ve infakın değerinin bu ilahi rıza ve takdirde yattığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla