Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 256. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 256. Ayet

    لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ ikrâhe fî-ddîn(i)(s) kad tebeyyene-rruşdu mine-lġayy(i)(c) femen yekfur bi-ttâġûti veyu/min bi(A)llâhi fekadi-stemseke bil’urveti-lvuśkâ lâ-nfisâme lehâ (k) va(A)llâhu semî’un ‘alîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden ayrılmıştır. Tağutu reddedip Allah'a inanan kimse kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

      Dinde zorlama yoktur. Yani kimse dini benimsemeye zorlanamaz. Ayetin manası bundan ibaret ise hüküm insanların bir kısmına ait olur.

      Dinde zorlama yoktur. Bazıları, ayetin Mecusilerle Ehl-i Kitap'tan yahudi ve hıristiyanlar hakkında nazil olduğunu söylemiştir, bunlardan cizye alınır, fakat İslam'ı benimsemeleri için zorlanamaz. Bu gruplar Arap müşrikleri statüsünde değildir. Çünkü sözü edilen sonuncu zümreler için iki alternatif dikkate alınır: İslamiyeti benimseme veya kılıç. Böylelerden cizye kabul edilmez, müslüman olmadıkları takdirde savaş hükümlerine tabi tutulurlar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Münzir b. Filan'a yazdığı rivayet edilen mektup da bu esas üzerine oturur: "Araplar'dan müslüman olmalarını iste, aksi takdirde kılıç uygulanır; Ehl-i Kitap ile Mecusilerden ise cizye al". Zaten Kur'an-ı Kerim'de, "Onlarla ya savaşırsınız veya müslüman olurlar" beyanını dile getirmektedir.

      Dinde zorlama yoktur. Yani zorlama altında benimsenecek bir din yoktur, zaten böyle bir benimseyiş iman değildir. İkinci olarak doğru ile yanlış birbirinden ayrılmış ve bu husus herkesçe anlaşılır hale gelmiştir, bu durumda dini benimseyen kimse, zorlama altında değil onun, açık ve belirgin olması sayesinde benimser.

      Diğer bir grup alim ise şöyle demiştir: Dinde zorlama yoktur, yani İslamiyet'i benimsedikten sonra ondaki ilahi buyruklara boyun eğmek zorlama yoluyla değildir; çünkü Allah Teala, dini görevleri müminlerin gönüllerine sevdirmiştir, onların bu görevleri yerine getirmeleri için baskı yapmaya gerek yoktur. Bunun izahı şöyledir: Geçmiş ümmetlerde kulluk görevlerinde zorluklar ve güçlükler bulunuyordu, aziz ve celil olan Allah bu güçlükleri Muhammed ümmetinden kaldırmış ve dini vecibeleri kolay yerine getirilebilir hale getirmiştir, bunun delili şu tür ayet-i kerimelerdir: "Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz yükleri taşıtma!"; "işte o peygamber kendisine uyanların boynundaki ağırlıkları ve üzerlerindeki zincirleri indirir". Bu konuya temas eden ayetler çoktur. Kulluk görevleri geçmiş milletler için ağırken, bu ümmet için hafifletilmiştir. Böyle olunca da yerine getirilmeleri için baskı altında tutulmalarına gerek kalmaz.

      Bir başka alim grubu, ayetin bu kısmının şu hadisle neshedildiğini bildirmiştir: "La ilahe illallah deyinceye kadar insanlara karşı savaşmakla emrolundum. Bunu söylediklerinde -hukuki vecibeler hariç- canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar".

      Bazı alimler de şu kanaati belirtmiştir: Medine halkından bazıları çocuklarını süt emmek (ve eğitim almak) üzere şehrin civarındaki yahudilere veriyorlardı. İslamiyet Medine'ye girince halk müslüman olmuş, fakat yahudilerin yanında kalan Ensar çocukları onların dinini benimsemeye devam etmiştir. Ensar'ın, kendi çocuklarının İslamiyeti benimsemeleri için baskı yapmaya teşebbüs etmeleri üzerine "dinden zorlama yoktur" mealindeki ayet nazil olmuştur.

      İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Dinde zorlamanın olmadığı beyanı ile "O, sizi seçmiş ve din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklememiştir" mealindeki ayetin anlamının kastedilmiş olması ihtimal dahilindedir.

      Artık doğru ile yanlış birbirinden ayrılmıştır. Yani İslam dini, Allah'ı inkar telakkisi karşısında belirginlik kazanmıştır, artık insanlar İslamiyet'i benimsemeye zorlanmaz.

      Tağutu reddeden kimse. Tağütun neden ibaret olduğu konusunda farklı görüşler belirtilmiştir. Bir görüşe göre tağüt şeytanlar demektir, diğer bir kanaate göre ise Allah'tan başka tapınılan putlar ve O'ndan başka tapınılan her şey tağüttur. Şöyle bir yorum da yapılmıştır: Tağüt, Allah'tan başkasına tapınmaya çağrı yapan kahinlerdir; onların dini gerçekleri inkar etmeleri ve yalanlamaları bir çağrı teşkil ediyordu. İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Yapılan yorumların hülasası şudur: Allah'tan başkasına kulluk etme çağrısında bulunanı reddedip yalancı kabul eden, buna mukabil Allah'a ibadet etmeye çağrı yapan kimseye inanan ve hakka davet etme konusunda sadık olduğunu benimseyen kimse ... Evet böylesi hakka davet eden kimsedir.

      Ve Allah'a inanan kimse. Bu ilahi beyanda Allah'a imanın yanında nebi, resul ve kitaplara da iman anlamına geldiğinin işareti vardır. gerçi Cenab-ı Hak, Allah'a iman yanında diğerlerini zikretmemiştir, ancak dile getirdiği diğer iman konularını inkar etmek Allah'a imanın gerçekleşmesine engel teşkil eder. Çünkü Allah'a inanan kimse O'nunla birlikte emrine, yasağına ve gönderdiği dini hükümlere de iman etmiş olur. Kur'an-ı Kerim'in başka bir ayetinde, "Peygamberlerin hiçbiri arasında ayrım yapmayız" buyurulmasında, "Bir kısmına inanıp diğer kısmına inanmayız" diyenlere cevap vardır. Bu durum bir yana, aslında Allah'a imanın içinde diğer iman konuları da yer almaktadır. Böylesi kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur. Ayetin bu kısmı iki şekilde yorumlanmaya açıktır: Birincisi kendisi için kopmayan ve kesilmeyen sağlam bir kulp bulmuştur ki bu, manevi sağlamlığı zedeleyecek karşı hiçbir delil mevcut değildir. İkinci ihtimal ise kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur mealindeki ifade Allah Teala'nın apaçık nakli ve akli delillerle desteklediği manevi bir kulpa yapışmış demektir, öyle ki buna tutunan kimse kopma veya yok olma olayı ile asla karşılaşmaz.

      Büyük Günah İşleme

      Ayetin bu kısmında Mütezile'nin belirttiği bir kanaatin çelişkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki: Aziz ve celil olan Allah'a iman eden kimsenin sağlam olan bir kulpa yapışmış olduğunu haber vermekte, Mütezile ise Allah'a inanmış bir kimse olmakla birlikte büyük günah işleyenin cehennemde ebedi kalacağını ileri sürmektedir. Peki, onların anlayışına göre bundan daha zayıf bir kulp nasıl olabilir? Öyle ki sözü edilen kimse iman etmesine rağmen, aziz ve celil olan Allah tarafından vadedilen mükafattan mahrum kalmaktadır. Hatalardan korunma ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Allah onların sözlerini işiten, mükafatlarını bilendir; yahut imanlarını işiten, bunun mükafatını bilendir. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İkrâh (إكراه)

        İbn Fâris, kelimenin "k-r-h" kökünden türediğini ve birini içinden gelmeyen, hoşlanmadığı zorlu bir işe meşakkatle mecbur bırakmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı kişinin kendi hür iradesi dışında bir dış baskıyla eyleme sevk edilmesi olarak tanımlar ve ayette inanç konusunun kalbi bir tasdik olmasından dolayı dinde böyle bir zorlamanın ontolojik olarak geçersizliğine vurgu yapıldığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dinin varoluşsal temelinin gönüllü teslimiyet ve iman olduğunu, dolayısıyla kılıç veya baskı zoruyla sağlanan şekli bir itaatin ilahi boyutta asla gerçek bir imana dönüşemeyeceğini ifade eder.

        Dîn (دين)

        İbn Fâris, "d-y-n" kökünün itaat, boyun eğme, boyunduruk altına girme ve yapılan işe karşılık verme anlamlarını taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin Allah'ın kulları için koyduğu inanç ve yaşam sistemi olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Orta Farsçadaki "daena" (vahiy, inanç sistemi) veya Aramice/İbranicedeki "din" (yargı, hüküm) kavramlarından Arapça dini literatüre entegre olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde din kavramının, mutlak boyun eğişten nihai hesaplaşmaya kadar uzanan çok katmanlı bir yapı arz ettiğini, bu ayette ise bütünüyle İslam'ın sunduğu varoluşsal inanç ve yaşam çerçevesini temsil ettiğini analiz eder.

        Tebeyyene (تبين)

        İbn Fâris, "b-y-n" kökünün kapalılığın zıddı olarak açıklık, ayrılık ve bir şeyin diğerinden net bir şekilde sıyrılıp ortaya çıkması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiili hak ile batılın, doğru ile yanlışın şüpheye mahal bırakmayacak kadar kesin çizgilerle birbirinden ayrılması ve görünür hale gelmesi olarak açıklar.

        Ruşd (رشد)

        İbn Fâris, "r-ş-d" kökünün istikamet, doğru yolda olma ve isabet etme anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı aklın ve inancın doğru hedefe, ilahi hakikate yönelmesi olarak detaylandırır. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi dönemde daha çok bedevi kabilelerin çölde fiziksel olarak doğru yolu bulmasını ifade eden bu kelimenin, Kur'an bağlamında derin bir ruhsal ve zihinsel olgunlukla hidayete ermek şeklindeki yeni dini anlamına kavuştuğunu vurgular.

        Gayy (غي)

        İbn Fâris, "ğ-y-y" kökünün yolunu kaybetmek, sapmak ve bozulmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimeyi cehalet ve körlükten kaynaklanan derin bir sapkınlık olarak tanımlar ve ayette ruşd kelimesinin ontolojik zıddı olarak hakikatten uzaklaşmayı simgelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, gayy kavramının Kur'an'da sadece bir bilgi eksikliği değil, iradi olarak doğru çizgiden kopup inançta ve eylemde yıkıcı bir yozlaşmaya sürüklenmek olduğunu ifade eder.

        Yekfur (يكفر)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün asıl anlamının bir şeyin üzerini örtmek ve gizlemek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin inkar etmek ve reddetmek anlamı kazandığını, ayette ise sahte tanrıların (tâğut) otoritesini ve uluhiyet iddialarını bilinçli bir kararlılıkla tanımama, onları yok sayma eylemini işaret ettiğini belirtir.

        Tâgût (طاغوت)

        İbn Fâris, kelimenin "t-ğ-y" kökünden türediğini ve haddi aşmak, taşkınlık yapmak, belirlenmiş sınırların dışına çıkmak anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı Allah'ın hükmünü aşıp kendi otoritesini dayatan her türlü sahte tanrı, put, sistem veya şeytan olarak açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin Arapça asıllı olmadığını ve Habeşçeden Arapça morfolojisine uyarlandığını kaydeder. Arthur Jeffery de bu görüşü destekleyerek Habeşçe "ta'ot" (putlar) veya Aramice/Süryanice "tayuta" (hataya düşüren, yoldan çıkaran) kelimesinin Arapça formunu alarak Kur'an literatürüne girdiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki tâğut kavramının sadece cansız putları değil; Allah'ın mutlak otoritesine rakip olarak çıkarılan, insana zorla veya manipülasyonla boyun eğdiren her türlü baskıcı beşeri, ideolojik veya mitolojik gücü kapsayan geniş bir sembol olduğunu vurgular.

        Yu'min (يؤمن)

        İbn Fâris, "e-m-n" kökünün kalbin huzur bulması, şüpheden uzaklaşarak tasdik etmesi ve güven duyması anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, ayetin yapısına dikkat çekerek, imanın gerçek anlamda tesis edilebilmesi için önce sahte otoritelerin (tâğut) reddedilmesi gerektiğini, ardından Allah'a duyulan sarsılmaz bir güven ve teslimiyet eyleminin gerçekleştiğini analiz eder.

        Allah (الله)

        İbn Fâris, bu ismin "e-l-h" kökünden türediğini ve kulluk, ibadet etme anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin doğrudan Yaratıcı'nın özel ismi olduğunu ve ayette tâğutun reddedilmesinin ardından yegâne bağlanılacak, inanılacak ve otoritesi kabul edilecek tek mutlak merci olarak sunulduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin bu bağlamda, inanan kişiyi kopmaz bir bağla hayata ve ebediyete bağlayan en yüce dayanak noktasını temsil ettiğini vurgular.

        İstemseke (استمسك)

        İbn Fâris, "m-s-k" kökünün bir şeye tutunmak, onu sıkıca kavramak ve elden kaçırmamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kasıtlı, güçlü ve bilinçli bir iradeyle hakikate sımsıkı sarılma, onu asla bırakmama eylemini ifade ettiğini kaydeder.

        Urveh (عروة)

        İbn Fâris, "a-r-v" kökünden gelen bu kelimenin ipin, kovanın, elbisenin veya tutulacak herhangi bir nesnenin en sağlam kulpu, sapı ve halkası anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ayette mecazi bir sanatla kullanıldığını, kişinin din bağlamında güvenip dayandığı, kendisini kurtuluşa taşıyacak olan o ilahi prensibi ve imanı simgelediğini ifade eder.

        Vuskâ (وثقى)

        İbn Fâris, "v-s-k" kökünün sağlamlık, güvenilirlik, pekiştirilmiş olma ve çözülme ihtimali bulunmama anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, urveh (kulp) kelimesini niteleyen bu ism-i tafdil formunun, tâğutu reddedip Allah'a inanan kişinin tutunduğu bağın dünyadaki hiçbir kuvvete benzemeyen en sarsılmaz, en mutlak güven unsuru olduğunu anlattığını kaydeder.

        İnfisâm (انفصام)

        İbn Fâris, "f-s-m" kökünün kopmak, kırılmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayette bu kavramın "kopması yoktur" şeklinde mutlak bir olumsuzlukla kullanılmasının, tevhid inancının ve Allah'a teslimiyetin kişiyi hiçbir zaman yarı yolda bırakmayacak, hem dünyada hem ahirette geçerli olan ezeli ve ebedi bir bağ olduğunu teyit ettiğini açıklar.

        Semî' (سميع)

        İbn Fâris, "s-m-a" kökünün işitmek, duymak ve algılamak anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin Allah'ın kullarına ait her türlü sesi işitmesi olduğunu, ayetin bağlamında ise dinde zorlama reddedildiği için kişinin diliyle yaptığı iman ikrarını veya kalbindeki yönelişi Allah'ın bizzat ve hakkıyla duyduğuna işaret ettiğini belirtir.

        Alîm (عليم)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyin esasına vakıf olmak ve onu bilmek anlamından türediğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın mutlak ilmini ifade eden bu ismin, kimin dış baskıyla zoraki iman ettiğini, kimin ise tâğutu gönülden reddedip hür iradesiyle O'na bağlandığını içsel bir kuşatıcılıkla tam ve eksiksiz bildiğini vurguladığını açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X