يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ ف۪يهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌۜ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 254. Ayet
Daralt
X
-
Ey iman edenler! Pazarlığın, dostluğun ve şefaatin bulunmadığı gün gelmeden önce size verdiğimiz nimetlerden Allah yolunda harcayın. Dini gerçekleri inkar edenler zalimlerin ta kendileridir.
Ey iman edenler! Size verdiğimiz nimetlerden Allah yolunda harcayın. Ayet-i kerimede yer alan infak emrinin, kişiyi her türlü fiilden ve bu arada iyilik yapmaktan alıkoyup engelleyen ölüm gelmeden önce, itaat fillerini gerçekleştirmeye ve gecikmeden iyilik yapmaya yönelik olması ihtimal dahilindedir. Bunun yanında bu ayet Cenab-ı Hakk'ın, kendisine itaat çerçevesinde servetinden harcama yapmasını mümine emretmesi manasına da alınabilir. O gün gelmeden önce, yani kıyamet günü, ki pazarlığın (alışverişin) bulunmadığı, fidye vermenin gerçekleşmediği diye yorumlanmıştır, dostluğun ve şefaatin bulunmadığı, sanki dünyada imiş gibi dostun dostuna fayda sağlayamadığı, yine dünyada imiş gibi, şefaatçinin tevessül edeceği şefaatin, sonuç doğurmayacağı gün. Diğer bir ihtimal ise alışverişin bulunmadığı gün. Şöyle ki, insanlar hayatta oldukları sürece kendilerinin ebedi mutluluğunu Allah Tealadan satın alamaya imkan bulurken, öldükten sonra bu imkana sahip olamazlar, şu ilahi beyanda anlatıldığı üzere: "Allah müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında kendilerinden satın almıştır". Ayetin başlangıcında müminlere hitap edilmişse de devam eden kısmındaki niteleme kafirlere yöneliktir. Bunun da hikmeti, müminleri kafirler gibi davranmayı yasaklamaya yöneliktir.
Yorumu Yorumla
-
Âmenû (آمنوا)
İbn Fâris, kelimenin "e-m-n" kökünden geldiğini ve kalbin sükûnet bularak her türlü şüpheden arınması, tasdik etmesi ve güven duyması anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında bu kelimenin, Allah'ın bildirdiklerine tereddütsüz güvenerek kendini O'na teslim eden müminlerin eylemini ifade ettiğini, ayetin bağlamında inananlara hitap edilerek bu tasdikin eyleme dökülmesinin talep edildiğini analiz eder.
Enfikû (أنفقوا)
İbn Fâris, kelimenin "n-f-k" kökünden türediğini ve asıl anlamının tükenmek, geçip gitmek ve malı elden çıkarmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı malı Allah yolunda sarf etmek olarak tanımlar ve ayetteki emrin sadece maddi zenginliği değil, sahip olunan imkanları ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı gerektirdiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, infak mefhumunun İslam'ın erken dönem toplumsal yapısında salt bir hayırseverlikten ziyade, inancın doğruluğunu kanıtlayan ve müminleri bir arada tutan en temel sosyo-ekonomik görev olarak konumlandırıldığını analiz eder.
Rezaknâ (رزقنا)
İbn Fâris, "r-z-k" kökünün sürekli verilen pay ve nasip anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rızık kavramını Allah'ın canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri için bağışladığı maddi ve manevi her türlü fayda ve imkan olarak detaylandırır; ayette mülkün gerçek sahibinin Allah olduğuna vurgu yapılarak insanın aslında kendisine verilenden bir kısmını dağıtmasının istendiğine dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice veya Aramicedeki günlük istihkak, yiyecek payı anlamına gelen benzer bir formdan Arapça dini literatüre entegre olduğunu ifade eder.
Ye'tiye (يأتي)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün bir şeye varmak, ulaşmak ve gelmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem fiziksel olarak bir yere gelmeyi hem de zamanın veya bir olayın vuku bulmasını ifade ettiğini, ayette ise hesap gününün kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkması ve bütün dehşetiyle gelip çatması anlamında kullanıldığını kaydeder.
Yevm (يوم)
İbn Fâris, "y-v-m" kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimini veya herhangi bir vakti ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'an'da genellikle hesap gününü, kıyameti işaret edecek şekilde özel bir terminolojik anlam kazandığını ve ayette bu geri dönülemez hesap vaktinin kesinliğinin vurgulandığını belirtir.
Bey' (بيع)
İbn Fâris, "b-y-a" kökünün bir şeyi elden çıkarıp karşılığında başka bir şeyi alma, değiş tokuş yapma ve alışveriş anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki kullanımından hareketle, ahiret gününde dünyadaki gibi mal veya servet verilerek azaptan kurtulmanın, yani ilahi adaletin herhangi bir bedel karşılığında esnetilmesinin kesinlikle imkansız olduğunu açıklar.
Hulleh (خلة)
İbn Fâris, "h-l-l" kökünün boşluk, araya girmek ve sızmak anlamlarından türeyerek, sevginin kalbin derinliklerine işlemesi neticesinde oluşan çok samimi ve sıkı dostluk manasına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, dünyevi menfaatlere veya sırf beşeri ilişkilere dayalı bu derin dostlukların, hesap gününde kişiye hiçbir fayda sağlamayacağını, ahiretteki mutlak bireyselliğe ve yalnızlığa vurgu yapıldığını ifade eder.
Şefâ'ah (شفاعة)
İbn Fâris, "ş-f-a" kökünün asıl anlamının tek olan bir şeyi kendi benzerini ekleyerek çift yapmak olduğunu, buradan da zayıf olana destek olmak için onun yanına durmak anlamına evrildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı makam sahibi birinin zayıf olana yardım ve aracılık etmesi olarak açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette şefaatin toptan reddedildiği bağlama dikkat çekerek, İslam öncesi dönemdeki putların veya dünyevi kayırma/torpil mekanizmalarının ahiretteki ilahi adalet karşısında hiçbir geçerliliğinin olmayacağının altını çizer.
el-Kâfirûn (الكافرون)
İbn Fâris, "k-f-r" kökünün bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Allah'ın nimetlerini, varlığını ve ayetlerini inkar ederek örtbas etmek manasına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayetin bağlamında sadece inanmamayı değil, infak emrine karşı çıkarak Allah'ın verdiği rızkı cimrilikle sahiplenip nimete karşı derin bir nankörlük gösteren aktif isyancıları işaret ettiğini analiz eder.
ez-Zâlimûn (الظالمون)
İbn Fâris, "z-l-m" kökünün noksanlaştırmak, hakkını vermemek ve bir şeyi kendi asıl yeri dışında başka bir yere koymak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, zulmü adaletin zıddı olarak tanımlar ve haddi aşmak olarak detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde zulmün ontolojik dengeyi bozmak olduğunu, infak etmeyip nankörlük yapanların hem kendi manevi gelişimlerine zarar verdiklerini hem de toplumsal adaletin tesisini engelleyerek zalim sıfatını bizzat hak ettiklerini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla