Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 218. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 218. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne âmenû velleżîne hâcerû vecâhedû fî sebîli(A)llâhi ulâ-ike yercûne rahmeta(A)llâh(i)(c) ve(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İman edenler, hicrete katılanlar ve Allah yolunda ellerinden gelen gayreti sarfedip cihâddan geri kalmayanlar, işte bunlar Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah bütün günahları bağışlayan ve kullarına merhamet edendir.

      İman edenler. Bu ifade Allah'a imanın yanı sıra bütün peygamberlere ve onlara gönderdiği kitaplara imanı kapsadığı gibi peygamberlerin getirip tebliğ ettiği bütün vahiyleri benimsemeyi de içerir.

      Hicrete katılanlar. Hicret iki şekilde gerçekleşir. Birincisi Medine'de bulunduğu dönemde Hz. Peygamber'e varmak üzere yapılmış mâlum hicrettir, tıpkı şu âyette ifade edildiği üzere: "Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk bulur. Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden çıkan, sonra da kendisine ölüm yetişen kimsenin mükâfatı Allah'a aittir. Allah fazlasıyla bağışlayıcı ve esirgeyicidir". Resûlullah'ın (s.a.), "Mekke'nin fethinden sonra artık hicret yoktur" buyurduğu rivâyet edilmiştir. İkinci hicret günahları ve dinî açıdan suç sayılan fiilleri terkedip ayrılmaktır. Bu tür hicret hiçbir zaman ortadan kalkmaz. Hasan-ı Basrî biraz önce geçen âyetin tefsirinde, "Allah'ı inkâr edene düşmanlık besleme şeklinde hicret eden kimse" yorumunu yapmıştır. Ebû Bekir el-Keysânî el-Esam da şöyle demiştir: Hicret kişinin beraberce yaşadığı insanları ve memleketini terkedip Allah rızâsı için başka yere intikal etmesidir.

      Allah yolunda ellerinden gelen gayreti sarfedip cihâddan geri kalmayanlar. Cihâd düşmanla, şeytanla ve nefisle olmak üzere çeşitli gruplara ayrılır. İşte bunlar Allah'ın rahmetini umabilirler. Bu ilâhî beyanda umudu boşa çıkmayacak kimsenin Cenâb-ı Hakk'ın bu âyette zikrettiği husûsları yerine getirmesi gerektiğine işaret vardır.

      Allah'ın rahmeti iki şekilde yorumlanmaya açıktır: Rahmet cennettir, rahmet mağfirettir.

      Allah bütün günahları bağışlayan ve kullarına merhamet edendir, kulların cihâd ve hicret amellerinde yapabilecekleri hatalardan ötürü.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, "e-m-n" kökünün temel anlamlarından birinin kalbin sükuneti, tasdik ve güvenmek olduğunu belirtir. Bu bağlamda iman edenlerin, Allah'a güvenerek kalplerinde bir sükunet bulduklarına işaret eder. Râgıb el-İsfahânî, "e-m-n" kökünden türeyen iman kavramının, nefsin korku ve endişeden emin olması, kalbin tasdik etmesi anlamlarına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, iman kavramını Kur'an'ın anlamsal alanında incelerken, bu kelimenin sadece zihinsel bir inanç değil, aynı zamanda güven, sadakat ve pratik bir teslimiyet ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, iman kelimesinin etimolojik olarak güven vermek ve güven duymak anlamlarına geldiğini, ayet bağlamında müminlerin inançlarında samimi olarak Allah'ın vaadine güvendiklerini ifade eder.

        Hâcerû (هَاجَرُوا)

        İbn Fâris, "h-c-r" kökünün temel anlamının bir şeyi terk etmek, ondan ayrılmak ve uzaklaşmak olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, hicret kelimesinin kişinin başkasından bedeniyle, diliyle veya kalbiyle ayrılması anlamına geldiğini, ayetteki bağlamıyla müminlerin Allah uğruna yurtlarını, alıştıkları düzeni ve küfrü terk etmelerini ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, hicret kavramının köken itibarıyla Güney Arabistan veya Habeş dillerindeki akraba kelimelerle bağlantılı olabileceğini, ancak Kur'an'da dini bir terim olarak özel bir kutsal göç anlamı kazandığını tartışır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, hicret kavramının sadece mekânsal bir yer değiştirme değil, aynı zamanda manevi bir dönüşüm, günahlardan ve şirkten uzaklaşarak Allah'a yönelme eylemi olduğunu vurgular.

        Câhedû (جَاهَدُوا)

        İbn Fâris, "c-h-d" kökünün meşakkat, zorluk çekmek ve bir amaca ulaşmak için tüm gücü harcamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, cihad kelimesinin düşmana karşı veya nefse karşı koymada olanca gayreti göstermek olduğunu, bu ayette Allah yolunda her türlü zorluğa göğüs germek anlamında kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, cihad kavramını Kur'an'ın değerler sistemi içinde ele alır ve bunun Allah uğruna yapılan her türlü ahlaki, fiziksel ve ruhsal çabayı kapsayan kapsamlı bir mücadele terimi olduğunu gösterir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cihadın etimolojik kökeninin insanın takatini sonuna kadar kullanması anlamına geldiğini, bu ayette müminlerin inançları uğruna verdikleri çok yönlü mücadelenin kastedildiğini açıklar.

        Sebîl (سَبِيلِ)

        İbn Fâris, "s-b-l" kökünün uzatmak, salıvermek ve kolaylık gibi anlamları olduğunu, sebil kelimesinin de üzerinde yürünen ve kolayca gidilen yol anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sebil kelimesinin genel anlamda yol demek olduğunu, ancak Kur'an'da Allah'ın yolu tamlamasıyla hakikate, hidayete ve Allah'ın rızasına götüren meşru yol ve yöntemleri ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni itibarıyla Aramice veya Süryanice kökenli olabileceğini, Arapçaya erken dönemde geçerek dini bir terminolojinin parçası haline geldiğini iddia eder.

        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris, kelimenin "e-l-h" kökünden türediğini ve ibadet edilen, yönelinen varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının, O'nun zatına has özel bir isim olduğunu ve ilah kelimesinden türediğini, bütün kemal sıfatlarını kendisinde toplayan tek yaratıcıyı ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, bu kelimenin kökeninin Süryanice veya Aramice kelimelerle bağlantılı olabileceğini, ancak İslam öncesi Arap yarımadasında da en yüce yaratıcıyı ifade etmek için bilinen ve kullanılan bir kelime olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin etimolojisini Sami dillerindeki genel Tanrı isimleriyle karşılaştırır ve el-İlah formundan zamanla Allah ismine dönüştüğünü savunur.

        Yercûne (يَرْجُونَ)

        İbn Fâris, "r-c-v" kökünün ümit etmek, beklemek ve korku ile karışık bir beklenti içinde olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, reca kelimesinin, gerçekleşmesi muhtemel olan ve arzulanan bir şeye dair duyulan beklenti ve ümit olduğunu, müminlerin Allah'ın rahmetini hem büyük bir arzu hem de saygı dolu bir umutla beklediklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an ahlakında reca kavramının sadece pasif bir bekleyiş değil, ayette belirtilen iman, hicret ve cihad gibi aktif eylemlerin doğal ve hak edilmiş bir sonucu olarak Allah'ın lütfunu beklemek olduğunu analiz eder.

        Rahmet (رَحْمَتَ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün acımak, şefkat göstermek ve incelik gibi anlamlar taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, rahmet kavramının, iyilik yapmayı gerektiren bir şefkat duygusu olduğunu, Allah'a nispet edildiğinde ise sadece lütuf, ihsan ve nimet verme eylemini ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Süryanice ve Aramice Hristiyan terminolojisindeki merhamet kavramıyla ilişkili olabileceğini ve bu dillerden Arapçaya geçtiğini ileri sürer. Christoph Luxenberg, Süryanice köklerine dayanarak, rahmet kelimesinin Kur'an bağlamında sadece bir duygu değil, aynı zamanda somut bağışlama ve lütuf eylemlerini karşıladığını iddia eder.

        Ğafûr (غَفُورٌ)

        İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün bir şeyi örtmek, gizlemek ve korumak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mağfiret kavramının, Allah'ın kulunu azaptan koruması ve günahlarını örtmesi olduğunu, Ğafûr isminin de bu örtme ve bağışlama eylemini çokça ve sürekli yapan anlamına gelen mübalağa kalıbında olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın Ğafûr sıfatının, müminlerin eksikliklerini ve günahlarını ilahi bir şefkatle örterek onları rezil olmaktan kurtarmasını ve bağışlamasını etimolojik kökenine atıfla açıklar.

        Rahîm (رَحِيمٌ)

        İbn Fâris, tıpkı rahmet kelimesinde olduğu gibi "r-h-m" kökünden geldiğini, süreklilik ifade eden bir merhameti anlattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rahîm isminin, Allah'ın merhametinin kulları üzerinde fiili olarak tecelli etmesini, özellikle de müminlere yönelik özel ve kalıcı şefkatini ifade eden bir sıfat olduğunu vurgular. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'daki Rahmân ve Rahîm ikilemesini geç antik çağdaki Yahudi-Hristiyan geleneklerindeki Tanrı'nın merhamet sıfatlarıyla karşılaştırarak, Rahîm kelimesinin ilahi lütfun özel bir tecellisi olarak Kur'an metninde vurgulandığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X