Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 208. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 208. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَٓافَّةًۖ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû-dḣulû fî-ssilmi kâffeten velâ tettebi’û ḣutuvâti-şşeytân(i)(c) innehu lekum ‘aduvvun mubîn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey iman edenler! Hepiniz birden barış ve selamet yoluna girin. Şeytanın adımlarına ayak uydurmayın. Unutmayın ki o sizin apaçık bir düşmanınızdır.

      Ey iman edenler! Hepiniz birden barış ve selamet yoluna girin. Bu beyanda yer alan silm kelimesi selm şeklinde de okunabilir. Silm olarak okuyana göre manası İslam'dır, selm diye okuyana göre ise barış demektir, tıpkı, Müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa onları barıştırın mealindeki ayette olduğu gibi.

      Eğer denilirse ki: Allah Teâlâ zaten barış içinde olan müminlere neden barışa girmelerini emretmiştir, bilindiği üzere Ey iman edenler! Hepiniz birden barış ve selamet yoluna girin ifadesiyle müminlere hitap etmiştir.

      Buna şöyle cevap verilir: Birkaç sebebi vardır. Birincisi şu manaya gelmiş olma ihtimalidir: Ey dilleriyle iman edenler, kalplerinizle de iman edin! İkincisi Ey İsa, Musa ve diğer bazı peygamberlere inananlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme de iman edin! Denildi ki Allah'ın müminlere barışa girmeleri yolunda emir yöneltmesi barışta sabit kalıp ayrılmamaları buyruğu manasına gelir. Yine denildi ki Allah Teâlâ'nın barışa girmelerini emretmesinin sebebi şudur ki iman her zaman diliminde yenilenme ve tekrar oluşma konumunda bulunan bir olgudur; çünkü o bir fiildir, fiiller süreklilik değil kesinti ve sona eriş durumu arzeder. Buna göre Cenab-ı Hak sanki şöyle buyurmuştur: Ey zamanın geçmiş dönemlerinde iman edenler, onun gelecek dönemlerinde de imanınızı sürdürün! Nitekim, Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü'ne imanınızı tazeleyin! mealindeki ayet-i kerime de bu konumdadır.

      Şeytanın adımlarına ayak uydurmayın. Unutmayın ki o sizin apaçık bir düşmanınızdır. Bunun yorumunu daha önce yapmıştık.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        âmenû (آمَنُوا)

        Kelimenin kökü e-m-n harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, e-m-n kökünün temelde kalbin huzur bulması, güven duygusu, korkunun zıttı ve emanet anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, iman kavramının nefsin her türlü şüpheden arınarak tam bir tasdik ve güven içine girmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında iman kavramının sadece zihinsel bir onay değil, aynı zamanda kişinin tüm benliğiyle Allah'a güvenmesi ve O'na mutlak sadakat göstermesi temelinde şekillendiğini analiz eder.

        udhulû (ادْخُلُوا)

        Kelimenin kökü d-h-l harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, d-h-l kökünün bir şeyin içine girmek, nüfuz etmek ve dışarı çıkmanın (huruç) zıttı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, duhul eyleminin fiziksel bir mekana girmenin yanı sıra, soyut ve manevi bir duruma, bir sisteme veya bir inanç dairesine dahil olmayı da kapsadığını açıklar.

        es-silmi (السِّلْمِ)

        Kelimenin kökü s-l-m harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, s-l-m kökünün her türlü eksiklikten, hastalıktan ve tehlikeden salim olmak, barış, esenlik ve mutlak teslimiyet anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, silm kavramının dışsal ve içsel afetlerden korunmuşluk durumu olduğunu, bağlam içerisinde Allah'ın emirlerine tam bir boyun eğişle teslim olmayı ve İslam'ın getirdiği evrensel barış ve esenlik dairesine bütünüyle girmeyi ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da bu kavramın insanın kendi benliğindeki kibri terk ederek ilahi iradeye mutlak teslimiyetini anlatan kilit bir dini-ahlaki terim olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki silm kelimesinin hem İslam dini olarak inanç sistemini hem de toplumsal ve bireysel barış halini kapsayan geniş bir ontolojik teslimiyet durumu olarak anlaşıldığını ifade eder.

        kâffeten (كَافَّةً)

        Kelimenin kökü k-f-f harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, k-f-f kökünün bir şeyi engellemek, tutmak ve toplamak anlamlarına geldiğini, avuç içi (keff) kelimesinin de buradan türediğini, "kâffe" kelimesinin ise hiçbir istisna bırakmaksızın bütünü, hepsi anlamına ulaştığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin parçalara ayrılmayı engelleyen bütüncül bir kapsayıcılık ifade ettiğini, burada inananların hem bireysel olarak tüm varlıklarıyla hem de toplumsal olarak hep birlikte barış ve teslimiyet (silm) içine girmeleri gerektiğini vurguladığını açıklar.

        tettebiû (تَتَّبِعُوا)

        Kelimenin kökü t-b-a harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, t-b-a kökünün bir şeyin peşinden gitmek, onun izini sürmek ve ona uymak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ittiba kavramının fiziksel olarak birinin arkasından yürümek manasının ötesinde, mecazi olarak birinin emrine, yoluna, yönlendirmesine ve düşüncesine itaat edip onu taklit etmek anlamına geldiğini ifade eder.

        hutuvâti (خُطُوَاتِ)

        Kelimenin kökü h-t-v harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, h-t-v kökünün yürürken iki ayak arasındaki mesafe, adım atmak ve ilerlemek anlamlarına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, hutve (adım) kelimesinin çoğulu olan bu ifadenin, şeytanın insanı bir anda değil, yavaş yavaş, aşama aşama, sinsi ve kademeli yollarla hak yoldan saptırma yöntemlerini, izlediği taktiksel yolları ve adımları simgelediğini açıklar.

        eş-şeytâni (الشَّيْطَانِ)

        Kelimenin kökü ş-t-n harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, ş-t-n kökünün haktan, rahmetten ve doğruluktan uzaklaşmak, muhalefet etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin haktan sapan, kibirlenen ve isyan eden her türlü inatçı varlık için kullanıldığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Arapça olmadığını, muhtemelen Habeşçe (Ge'ez) veya Süryanice/Aramice dillerindeki "Satan" (hasım, düşman, suçlayıcı) kavramının Arapçalaşmış hali olduğunu ve Kur'an'ın bu terimi mutlak kötülüğün ve saptırıcılığın sembolü olarak kullandığını not eder. Celaleddin el-Suyuti, el-İtkân adlı eserinde bu kelimenin Arapçaya diğer Sami dillerden geçmiş (mu'arreb) yabancı kökenli bir kelime olduğunu teyit eder.

        aduvvun (عَدُوٌّ)

        Kelimenin kökü a-d-v harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, a-d-v kökünün sınırı aşmak, haddi geçmek, koşmak ve uyumsuzluk, düşmanlık gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, adavet (düşmanlık) kavramının, barışın ve uyumun (silm/velayet) tam zıttı olduğunu, iki taraf arasında birleşmeyi engelleyen şiddetli bir husumet ve zarar verme kastı taşıyan ontolojik bir zıtlık durumu olduğunu açıklar.

        mubînun (مُبِينٌ)

        Kelimenin kökü b-y-n harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, b-y-n kökünün iki şeyin birbirinden ayrılması, uzaklaşması ve bu ayrılık neticesinde her şeyin net, açık ve belirgin hale gelmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mübîn" kelimesinin hem kendisi açık olan hem de başka şeyleri açıklığa kavuşturan, gerçeği sahteden ayıran demek olduğunu; burada şeytanın düşmanlığının gizli saklı değil, akıl sahipleri için son derece aşikâr ve şüphe götürmez bir kesinlikte olduğunu vurguladığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X