Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 141. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 141. Ayet

    تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْۚ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Tilke ummetun kad ḣalet lehâ mâ kesebet velekum mâ kesebtum(s) velâ tus-elûne ‘ammâ kânû ya’melûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar peygamberlere muhatap olmuş birer toplumdu, gelip geçtiler. Onların yaptıklarının sonucu kendilerine, sizin yaptıklarınızın sonucu da size aittir. Siz o toplumların işlediği fiillerden sorumlu olacak değilsiniz.

      Onlar peygamberlere muhatap olmuş birer toplumdu, gelip geçtiler. Onların yaptıklarının sonucu kendilerine, sizin yaptıklarınızın sonucu da size aittir. Siz o toplumların işlediği fiillerden sorumlu olacak değilsiniz. Bu ayetin yorumunu daha önce yapmıştık.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ümmet (أُمَّةٌ)

        İbn Fâris, "e-m-m" kökünün temel anlamının öne geçmek, yönelinen hedef, anne olmak ve liderlik olduğunu; aynı amaç, inanç veya zaman dilimi etrafında toplanan insan topluluğuna bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, din, zaman veya mekan bağıyla bir araya gelmiş zümre olarak tanımlar; ayette Ehl-i Kitab'ın kendi dar mezheplerine (Yahudilik veya Hristiyanlığa) hapsetmeye çalıştığı İbrahim, İsmail, İshak ve Yakub gibi peygamberlerin aslında bağımsız, saygın ve tarihsel misyonunu tamamlamış o büyük tevhidi topluluğu nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Ehl-i Kitab'ın tekelci soy ve mezhep teolojisine karşı; geçmiş peygamberleri sadece ontolojik bir miras değil, inanç etrafında kenetlenmiş kapalı bir tarihsel bütünlük (ümmet) olarak konumlandırdığını ifade eder.

        Halet (قَدْ خَلَتْ)

        İbn Fâris, "h-l-y" kökünün temel anlamının boş kalmak, tenhalaşmak, geçip gitmek ve bir şeyden soyutlanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir zamanın veya neslin ömrünü tamamlayıp tarih sahnesinden çekilmesi eylemini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayette bu fiilin (önceki ayetlerdeki teolojik polemiklerin hemen ardından) kullanılmasının, tartışılan o tarihsel dönemin mutlak surette mühürlendiğini ilan ettiğini; muhatapların geçmiş atalarının kimlikleri üzerinden yürüttükleri o kısır dinî asabiyeti kesip atarak radikal bir psikolojik ve ontolojik kopuş sağladığını analiz eder.

        Kesebet (مَا كَسَبَتْ)

        İbn Fâris, "k-s-b" kökünün temel anlamının bir şeyi aramak, toplamak, çabalamak ve çalışarak elde etmek (kazanç sağlamak) olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, insanın kendi özgür iradesi, bilinci ve fiili çabasıyla elde ettiği iyi veya kötü her türlü eylem ve manevi kazanç olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde "kesb" (kazanım) kavramının, Yahudi ve Hristiyanların dogmatik kurtuluş paradigmasını tamamen yıkarak; yerine mutlak, bireysel ve eyleme dayalı ahlaki sorumluluk ilkesini yerleştirdiğini, geçmiş ataların manevi faziletinden teolojik olarak nemalanılamayacağını gösterdiğini detaylandırır.

        Tüs'elûne (تُسْأَلُونَ)

        İbn Fâris, "s-e-l" kökünün birinden bir şey talep etmek, soru sormak ve birini sorguya çekmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ahiret bağlamında doğrudan hesaba çekilmek ve yargılanmak manasına geldiğini; ayetteki olumsuz edilgen formunun ("sorguya çekilmeyeceksiniz"), ilahi adaletin mutlak bireyselliğini vurguladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin Ehl-i Kitab'ın teolojik kibrine vurulan nihai darbe olduğunu; ilahi mahkemede hiç kimsenin, kendi kurumsal aidiyetine dahil etmeye çalıştığı geçmiş peygamberlerin eylemlerinden dolayı hesaba katılmayacağını veya onların kredisiyle onurlandırılamayacağını kesin bir dille ilan ettiğini ifade eder.

        Ya'melûn (يَعْمَلُونَ)

        İbn Fâris, "a-m-l" kökünün temel anlamının bir işi yapmak, çaba sarf etmek ve fiiliyata dökmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bilinçsizce yapılan eylemlerden farklı olarak, doğrudan bir amaca matuf, niyet barındıran ve iradeyle gerçekleştirilen bilinçli tutum ve davranışlar bütünü olarak açıklar. Ayette, Ehl-i Kitab'ın kendi ataları hakkında yürüttükleri bitmek bilmez tarihsel ve spekülatif polemiklerin ilahi irade katında hiçbir değerinin olmadığını; dinin temelde geçmişe dair bir kimlik tartışması değil, bizzat kişinin kendi inşasını sağlayan iradi ahlaki çabalar (ameller) bütünü olduğunu vurgulayan kesin bir uyarı olarak kullanıldığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X