Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 137. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 137. Ayet

    فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍۚ فَسَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-in âmenû bimiśli mâ âmentum bihi fekadi-htedev(s) ve-in tevellev fe-innemâ hum fî şikâk(in)(s) feseyekfîkehumu(A)llâh(u)(c) vehuve-ssemî’u-l’alîm(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar da sizin inandığınız şeylere inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar. Şayet yüz çevirirlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah kafi gelip seni koruyacaktır. O hakkıyla işiten ve bilendir.

      Onlar da sizin inandığınız şeylere inanırlarsa. İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Onlar da, 'Sizin inandığınız şeylerin misline inanırlarsa' şeklinde okuma, çünkü Allah'ın misli yoktur. Fakat, 'Onlar da sizin inandığınız şeylere inanırlarsa bi'llezi veya bima edatları ile diye oku". İbn Mes'ud'un (r.a.) kıraatinde de bunu tasdik çerçevesinde benzer şekildedir: Allah Teala'nın, "Hiçbir şey O'nun benzeri değildir" mealindeki beyanı da aynı esasa bağlıdır. Bu ayetteki kaf harfi zait olup, "Leyse mislehü şey'ün" konumundadır. Bu sonuncu ayet İbn Mes'ud kıraatinde de burada kaydedildiği gibidir. Ayet-i kerimenin manasının şöyle olması muhtemeldir: Onlar da sizin bütün peygamberlere ve kitaplara dilinizle iman ettiğiniz gibi dilleriyle ikrar ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Bir de şu ihtimal var: Onlar da sizin, kendi lisanlarının dışında bir dil ile iman ettiğiniz gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar.

      Mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Denildi ki şikak muhalefet ve ayrılık demektir. Yine denildi ki şikak, içinde düşmanlık barındıran muhalefettir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Onlara karşı Allah kafi gelip seni koruyacaktır. Bu beyan aziz ve celil olan Allah'tan yahudi ve hıristiyanlara yönelik bir tehdit, ayrıca Peygamber'ine yaptığı bir zafer vaadidir. Çünkü onlar İslam'a karşı aralarında yardımlaşıyorlardı. Aziz ve celil olan Allah da Resul'üne vaadde bulunarak bir kısmının öldürüleceğini, diğerlerinin de Şam'a ve diğer yerlere sürgün edileceğini haber vermiştir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, kelimenin "e-m-n" kökünden türediğini, korku ve şüphenin zıttı olarak güven duygusu, kalbin mutmain olması ve tasdik etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın iradi olarak gerçeği onaylaması ve kendini ilahi güvenceye bırakması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "sizin inandığınız gibi inanırlarsa" bağlamında bu fiilin; imanı sübjektif, değişken ve etnik bir tecrübeden çıkarıp, Hz. Muhammed ve ashabının şahsında tecessüm eden Kur'an'ın o nesnel, tarihsel ve evrensel tevhid modeline sabitlediğini analiz eder.

        Misl (بِمِثْلِ)

        İbn Fâris, "m-s-l" kökünün iki şeyin birbirine tıpatıp benzemesi, denklik ve eşdeğerlilik temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin mahiyet, sıfat veya miktar açısından diğerine eşit olması, ona tam manasıyla uyması olarak açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "misliyle" (gibi) ifadesinin Ehl-i Kitab'ın kendi tahrif edilmiş inançlarını "tek kurtuluş kriteri" yapmalarına karşı radikal bir ontolojik meydan okuma olduğunu; gerçek hidayetin ölçütünün artık eski dogmalar değil, bizzat yeryüzünde Müslümanların inşa ettiği saf tevhid inancının "tıpatıp aynısı" olduğunu vurgular.

        İhtedev (اهْتَدَوْا)

        İbn Fâris, "h-d-y" kökünün yol göstermek, öne geçip rehberlik yapmak ve bir hedefe nezaketle iletmek temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi lütufla gerçeği bulmak ve doğru yola iradi olarak girmek şeklinde açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "ihtida" (hidayete erme) kavramının, kişinin kendi içine kapalı, atalarından miras kalan kabilevi veya mezhebi tutumundan sıyrılarak; evrensel vahyin rehberliğine aktif ve varoluşsal bir geçiş yapmasını (kurtuluşa ermesini) nitelediğini detaylandırır.

        Tevellev (تَوَلَّوْا)

        İbn Fâris, "v-l-y" kökünün aslında yakınlık ve bitişiklik anlamına geldiğini, ancak ayette olduğu gibi "tevellâ" formunda (özellikle yön edatlarıyla veya zımnen) kullanıldığında bu yakınlığın reddedilerek birinden sırt çevirmek, yüz çevirmek ve uzaklaşmak manasını kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir inançtan, gruptan veya gerçekten iradi olarak vazgeçip arkasını dönmek olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, bu eylemin sıradan bir ilgisizlik veya pasif bir ret olmadığını; sunulan apaçık tevhid modeli karşısında bile bile ilahi hakikati terk ederek inkar kutbuna aktif bir dönüşü sembolize ettiğini analiz eder.

        Şikâk (شِقَاقٍ)

        İbn Fâris, "ş-k-k" kökünün bir şeyi ikiye yarmak, bölmek ve bir kimsenin diğerine muhalif olarak tamamen ayrı bir tarafta/safta yer alması temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, hakikati kabul etmeyip karşı kutupta durmak, inatlaşmak ve derin bir düşmanlık gütmek olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette bu kelimenin, Ehl-i Kitab'ın İslam'a karşı tutumunun sıradan bir teolojik tartışma boyutunu aşıp, ontolojik bir yarılmaya, derin bir hizipleşmeye ve hakikate karşı kör bir asabiyet ve düşmanlık krizine dönüştüğünü gösterdiğini ifade eder.

        Feseyekfîkehüm (فَسَيَكْفِيكَهُمُ)

        İbn Fâris, "k-f-y" kökünün bir şeyin ihtiyacı karşılaması, tam yeterli olması ve başkasına muhtaç bırakmaması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kişinin karşılaştığı bir zorluk, tehlike veya düşman karşısında, onu koruyacak ve ona her anlamda yetecek üstün bir gücün devreye girmesi olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, Allah'ın inananlara "kifayet etmesinin" (yetmesinin), Ehl-i Kitab'ın yürüttüğü her türlü teolojik veya psikolojik saldırıya karşı peygamberi mutlak ilahi bir koruma kalkanı altına alması ve muhaliflerin yıkıcı hilelerini bütünüyle boşa çıkarması anlamına geldiğini analiz eder.

        Allah (اللَّهُ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünden geldiğini, ihtiyaç anında sığınılan ve ibadet edilen yegâne varlık anlamına dayandığını ifade eder. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak Aramice veya Süryanice "Alâhâ" kelimesiyle tarihi bir bağı olduğunu kaydeder. Theodor Nöldeke, kelimenin evrensel yaratıcıyı niteleyen özel isim halini aldığını, ayette ise inananların yeryüzündeki ayrılık ve düşmanlık (şikak) karşısında sığınabilecekleri tek, mutlak ve yenilmez ontolojik destekçi olarak konumlandırıldığını öne sürer.

        Semî' (السَّمِيعُ)

        İbn Fâris, "s-m-a" kökünün sesi algılamak, işitmek ve duyulan şeye kulak vermek temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın sıfatı olarak, düşmanların kendi aralarında kurdukları açık veya gizli her türlü planı, fısıltıyı ve inkar sözünü hiçbir fiziki engele takılmaksızın eksiksiz algılaması olarak açıklar.

        Alîm (الْعَلِيمُ)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünden türediğini, bir şeyin iz ve nişanı üzerinden onun hakikatini özüyle kavramak, kesin ve şüphesiz olarak bilmek anlamına ulaştığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, her varlığın dışsal formunu ve içsel niyetini eksiksiz idrak eden mutlak bilgi anlamına geldiğini belirtir. Ayetin sonunda "Semî" sıfatıyla yan yana gelerek, Allah'ın inkarcıların sadece dudaklarından dökülen düşmanlık sözlerini işitmekle kalmadığını, aynı zamanda onların kalplerindeki asıl sinsi niyeti tam bir ilahi bilgiyle kuşattığını vurguladığını ve bu sayede peygambere mutlak bir varoluşsal sükunet verdiğini detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X