Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 103. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 103. Ayet

    وَلَوْ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ خَيْرٌۜ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velev ennehum âmenû vettekav lemeśûbetun min ‘indi(A)llâhi ḣayr(un)(s) lev kânû ya’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eğer iman edip kötülüklerden sakınsalardı Allah katından gelecek mükafat çok daha hayırlı olurdu. Keşke bunu anlasalardı!

      Eğer Allah'ın birliğine iman edip şirkten ve sihirden sakınsalardı Allah katından gelecek mükafat çok daha hayırlı olurdu. Buyurur ki amellerinin karşılığı Allah katından olsaydı sihirden ve küfürden çok daha hayırlı olurdu. Keşke bunu anlasalardı! Fakat onlar, bunu, faydalanacak şekilde bilmemektedir. Bu, "Onlar sağır, dilsiz ve kördür" mealindeki beyana benzemektedir; gerçekte sağır, dilsiz ve kör değillerdir, ne var ki ondan faydalanmama bakımından sağırdır onlar, çünkü bilmek, görmek ve işitmekten amaç bunlar aracılığıyla faydalanmaktır. Sağlayacakları faydalar olmayınca kişi bilgisi, görmesi ve işitmesi yokmuş gibi olur, zira kendileri vasıtasıyla herhangi bir fayda temin edememekte, bunları çalıştıramamaktadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, bu kelimenin "e-m-n" kökünden türediğini, temel anlamının kalbin sükuneti, tasdik etmek, korku ve endişenin zıttı olan güven duygusu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın sadece söz değil, içsel bir mutmain olma hali olduğunu, ayetin bağlamında insanların sihir ve batıl inançlar peşinde koşmak yerine Allah'a ve elçisine kalpten bağlanıp güvenmelerini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde imanın sadece zihinsel bir kabulden ibaret olmadığını, tüm varlığıyla Allah'a teslim olmak ve sağlam bir bağ kurmak anlamına geldiğini, bir önceki ayette sihirle ilişkilendirilen küfür kavramının zıttı olarak insanın varoluşsal tercihini hakikatten yana yapmasını temsil ettiğini analiz eder.

        İttekav (اتَّقَوْا)

        İbn Fâris, "v-k-y" kökünün bir şeyi korumak, sakınmak ve zarar verecek şeylerden uzak durmak gibi temel anlamlar taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kendisini günah ve isyandan, azaba sürükleyecek eylemlerden koruması şeklinde açıklar; ayet bağlamında, sihir gibi yıkıcı ve şeytani pratiklerden uzak durarak ilahi koruma altına girmeyi ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, takvanın Kur'an ahlak sisteminin merkezinde yer aldığını, salt bir korkudan ziyade Allah ile olan bağı zedelemekten duyulan derin bir hürmet ve ahlaki teyakkuz hali olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada geçmişteki isyankar tutumların aksine, ilahi buyruklara karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi ve yozlaştırıcı eylemlerden yalıtılmış dinamik bir ahlaki duruşu sembolize ettiğini ifade eder.

        Mesûbeh (مَثُوبَةٌ)

        İbn Fâris, kelimenin "s-v-b" kökünden geldiğini; bir şeyin aslına dönmesi, geri gelmesi, karşılık ve bedel temel anlamlarına sahip olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sevap kelimesiyle aynı kökten gelerek insanın yaptığı eylemin karşılığının kendisine dönmesi anlamına geldiğini, ayette ise büyü ve sihirle elde edilecek geçici dünyevi menfaatlerin karşısında, doğrudan Allah katından verilecek olan kalıcı ve değerli mükafatı ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni Arapça olsa da dini literatürdeki uhrevi mükafat anlamının Aramice ve Süryanicedeki teolojik kullanımların etkisiyle İslami kelime dağarcığına özel bir terim olarak yerleştiğini savunur.

        Allah (الله)

        İbn Fâris, kelimenin "e-l-h" kökünden geldiğini, ibadet edilen, yönelinen yegane varlık anlamına dayandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bütün kemal sıfatlarını kendisinde toplayan yaratıcının özel ismi olduğunu; bu ayette insanların umut bağladıkları şeytani güçlerin acizliğine karşılık, asıl ve en hayırlı mükafatın ancak O'nun katından gelebileceğini vurgulayan mutlak otorite mercii olarak konumlandırıldığını açıklar. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak Aramice veya Süryanice "Alâhâ" kelimesiyle tarihi bir bağlantısı olduğunu belirtir. Theodor Nöldeke, "el-ilâh" formunun zamanla kaynaşarak bu isme dönüştüğünü ve evrensel yaratıcıyı nitelemek üzere Araplar arasında özgün bir teolojik kimlik kazandığını öne sürer.

        Hayr (خَيْرٌ)

        İbn Fâris, "h-y-r" kökünün bir şeye yönelmek, onu seçmek, tercih etmek ve üstün tutmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, akıl ve fıtrat tarafından arzulanan, faydalı ve üstün olan şey anlamına geldiğini; ayette "daha hayırlı" (efdal) anlamında kullanılarak Allah katındaki manevi mükafatın, sihirle elde edildiği sanılan maddi menfaatlere kıyasla mutlak bir üstünlüğe sahip olduğu kıyasını yaptığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değer sisteminde hayır kavramının sadece ahlaki bir iyiliği değil, aynı zamanda varoluşsal bir değeri temsil ettiğini, insanın ebedi saadetini garanti eden ilahi takdiri sembolize ettiğini detaylandırır.

        Kânû (كَانُوا)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünün bir şeyin var olması, meydana gelmesi ve durum bildirmesi temel anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin varoluşsal durumunu bildiren bu kelimenin ayette insanların idrak potansiyellerini ve bilgi düzeylerinin hakikat karşısındaki konumunu ifade etmek üzere yardımcı bir fiil olarak işlev gördüğünü belirtir.

        Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin "a-l-m" kökünden geldiğini, bir şeyin hakikatini özüyle kavramak ve bilmek anlamına ulaştığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ayetin bağlamında bu kelimenin, insanların geçici hevesler uğruna ebedi olanı feda etmelerinin temelinde yatan gerçek bir idrak eksikliğine işaret ettiğini, gerçek anlamda bilmiş olsalardı tercihlerini Allah'ın mükafatından yana kullanacaklarını vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da bilginin (ilim) sadece entelektüel bir birikim değil, eyleme dönüşen bir şuur olduğunu; ayette şeytanların peşinden gidenlerin sahip oldukları karanlık bilgilerin gerçek bir ilim olmadığı, asıl bilginin ilahi vaadin üstünlüğünü kavramak olarak teolojik bir çerçevede sunulduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X