Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 43. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 43. Ayet

    وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veakîmu-ssalâte veâtu-zzekâte verke’û me’a-rrâki’în(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Namazı düzenli olarak kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber siz de rükû edin.

      Namazı düzenli olarak kılın, zekâtı verin. Bu farklı şekillerde yorumlanmaya müsaittir. Bir anlayışa göre buradaki namaz kılma ve zekât verme emri İslam'da bilinen ve daima edası istenen şekliyle namazın ve zekâtın kabul edilmesidir. Nitekim, "[Müşrikler] İslam'a dönüş yapıp namaz kılar ve zekât verirlerse kendilerini serbest bırakın." mealindeki ayet-i kerime namaz ve zekât ibadetlerinin hemen yerine getirilmesini değil, onları benimseyip gönülden bağlanılması manasına gelir.

      Ayetin yer alan namaz kılma ve zekât verme buyruğu İsrailoğulları'nın, namazlarının gerçek manada namaz, zekâtlarının da gerçek manada zekât olması anlamına da gelebilir. Sanki Cenab-ı Hak şöyle demiştir: Öyle bir hal içinde bulunun ki namazınız ve zekâtınız gerçek anlamıyla tahakkuk etmiş olsun. Çünkü ayet İsrailoğulları hakkında nazil olmuştu; onlar kitap ehli olup namaz kılar, zekât ve sadaka verirlerdi. Ancak onların namaz ve zekâtları imanla birlikte bulunmadığından Allah'a yönelik değildi. Ayet-i kerimede namazlarının gerçek manasında namaz olabilmesi için iman etmeleri emredilmiştir.

      Namazın kılınması ve zekâtın verilmesinin emredilişi, bu ibadetlerin sebep ve şartlarına uygun bir şekilde meydana getirilmesi anlamına da gelebilir. Mesela namaz için gerekli temizliği yapmak (taharet), avret yerlerini örtmek ve Allah rızası için kılmak gibi. Ayet-i kerimeden maksat bu ise emir müminler için söz konusudur. Bir de namaz ve zekât emrinin onlardaki deruni sebeplere yönelik bulunması da muhtemeldir. Bu sebepler Allah'a boyun eğiş, itaat ve övgü unsurlarıyla gerçekleşir. Bu ise bütün müminlerin görevidir. Her bir müminin Rabb'ine boyun eğmesi, itaat etmesi ve buyruklarına karşı çıkmaması kaçınılmaz bir zarurettir. Zekât da buna benzemektedir, şöyle ki herkesin iç alemini bütün kirlerden temizlemesi, kendisine zarar verecek her türlü unsurdan koruması gereklidir. Bu husus dini yönden her müslümana farz kılınmıştır.

      Ve rükû edenlerle beraber siz de rükû edin. Bu ilahi beyan hakkında farklı yorumlar yapılmıştır. Denildi ki yahudiler namaz kıldıkları halde rükua gitmiyorlardı; bu ilahi beyanla Allah rızası için namaz kılmaları ve müslümanlara benzer şekilde rükua varmaları emredilmiştir. Şöyle de denilmiştir: İsrailoğulları tek başına ve Allah rızasını gözetmeyerek namaz kılıyorlardı; bu ayette Hz. Peygamber ve ashabı ile birlikte cemaatle kılmaları emredilmiştir. Sonuç olarak bu beyanda cemaate katılmalarının buyruğu yer almaktadır. Bir de şöyle denilmiştir: Rükû edenlerle beraber rükû edin, namaz kılanlardan, yani müslümanlardan olun, dini inanç ve mezhep hususunda onlara muhalefet etmeyin.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ekîmû (أَقِيمُوا)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün asıl anlamının kalkmak, dik durmak, bir şeyi doğrultmak, dengede tutmak ve pürüzsüz hale getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ikame" eyleminin bir işi hakkını vererek, şartlarına tam uyarak, ciddiyet ve süreklilikle yerine getirmek olduğunu; namazı (salat) ikame etmenin onu sadece şeklen ifa etmek değil, ayağa kaldırmak, yaşatmak ve canlı bir şuurla muhafaza etmek manasına geldiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, ikame fiilinin Kur'an teolojisinde namazın (salatın) salt mekanik bir ritüel olmadığını, inanan bireyi ve İslam toplumunu şekillendiren, ayakta tutan ontolojik bir direk ve dönüştürücü sosyal bir eylem olduğunu gösterdiğini analiz eder.

        Salâh (الصَّلَاةَ)

        İbn Fâris, s-l-v kökünün ateşe girmek, ısınmak manalarına veya s-l-l kökünden dua etmek, yakarmak manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen dua ve ilahi merhamet talebi olduğunu, şeriat terminolojisinde ise belirli rükünleri (kıyam, rükû, secde) olan, Allah'a yönelişin özel ve kurallı ibadet formunu aldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice "slotha" (dua, ibadet) kelimesinden Arapçaya geçtiğini, Sami dillerinde kurumsal ibadet ve litürji anlamında köklü ve evrensel bir tarihi paylaştığını ifade eder. Gabriel Said Reynolds, salât kavramının, Geç Antik Çağ Hristiyanlığındaki ve Yahudiliğindeki kurumsal, vakitli dua (litürji) pratiğiyle yapısal bir teolojik paralellik taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "namazı ikame edin" emrinin İsrailoğullarına yönelik olmasının çok önemli bir detay olduğunu; namazın sadece İslam'a has (yeni) bir ibadet olmadığını, önceki monoteist (tevhid) geleneklerinde de var olan evrensel bir ibadet formu olduğunu, dolayısıyla ehl-i kitabın zaten aşina olduğu bir eyleme davet edildiğini vurgular.

        Âtû (وَآتُوا)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün asıl anlamının gelmek, bir şeye ulaşmak manasına gelirken; bu ayetteki if'al babındaki (ita) kullanımının bir şeyi vermek, lütfetmek, teslim etmek ve ulaştırmak anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ita" fiilinin sıradan bir verme (i'ta) eylemi olmadığını; cömertçe, gönül rızasıyla, bir borcu eda eder gibi ve hak sahibine hakkını saygıyla teslim ederek vermek manasına geldiğini aktarır.

        Zekâh (الزَّكَاةَ)

        İbn Fâris, z-k-v kökünün artmak, çoğalmak, gelişmek, bereketlenmek ve her türlü kirden temizlenmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, malın Allah'ın hakkı olan belirli bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vererek geriye kalan malı maddeten ve manen temizlemek, aynı zamanda nefsi cimrilik ve bencillik (şuhh) hastalığından arındırmak olduğunu aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice'deki "zakhutha" (doğruluk, dürüstlük, safiyet ve sadaka) kelimesinden Arapçaya dini bir terim olarak geçtiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, zekatın İslam'ın sosyo-ekonomik ve ahlaki sistemindeki en temel erdem olduğunu; ayette namazla (salat) birlikte zikredilmesinin muazzam bir ontolojik denge kurduğunu, Yaratıcı'ya olan dikey bağlılığın (namaz), topluma ve yoksula olan yatay şefkat ve mali sorumlulukla (zekat) mutlak surette tamamlanması gerektiğini derinlemesine analiz eder.

        İrke'û (وَارْكَعُوا)

        İbn Fâris, r-k-a kökünün asıl anlamının başı öne eğmek, beli bükmek, alçalmak ve tevazu göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rükûun hem namaz ritüeli içinde fiziksel olarak beli eğmek hem de manevi olarak ilahi otorite karşısında kendi acziyetini kabul edip teslim olmak, inat ve kibirden tamamen uzaklaşmak manasına geldiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette "namazı kılın" dendikten sonra ayrıca "rükû edin" emrinin gelmesinin sıradan bir edebi tekrar olmadığını; Yahudilerin ibadetlerinde secde veya kıyam bulunmasına rağmen İslam'daki gibi kurallı ve mutlak itaati simgeleyen bir rükû eyleminin (veya cemaat nizamının) o dönemde eksik olabileceğini, bu yüzden itaatin ve kibrin kırılışının en somut sembolü olan rükûun özel olarak vurgulandığını detaylandırır.

        Mea (مَعَ)

        İbn Fâris, edat olarak beraberlik, iştirak, bir arada bulunma ve birlikte olma (maiyyet) manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zaman, mekan, durum veya niyet açısından iki veya daha fazla öznenin bir araya gelmesini ve eylem ortaklığını ifade ettiğini aktarır.

        Râki'în (الرَّاكِعِينَ)

        İbn Fâris, r-k-a kökünden türeyen ve "rükû edenler, eğilenler, tevazu gösterenler" manasına gelen ism-i fail kalıbının çoğulu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "rükû edenlerle beraber rükû edin" şeklindeki kapanışın, ibadeti ferdi (bireysel) bir ritüel olmaktan çıkarıp cemaatleşme ve toplumsal bir aidiyet boyutuna taşıdığını; bunun aynı zamanda Medine'deki İsrailoğullarına, kendi etnik/dini kibirlerini bir kenara bırakarak Müslüman cemaatin saflarına katılmaları, yeni ümmetin ahlaki ve sosyal birlikteliğiyle entegre olmaları yönünde yapılmış açık ve sarsıcı bir çağrı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X