وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
Sonra biz meleklere, 'Adem'e secde edin' dedik. İblis dışında herkes secde etti. O ise diretti, büyüklük tasladı ve böylece kafirlerden oldu.
İbn Cüreyc'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Meleklerin Ademe secdesi işaret yoluyla gerçekleşmiştir; kimseye yüzünü yere koymak suretiyle secde etmek meşru değildir. İbn Abbas'ın da (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: Meleklerin secdesi ibadet secdesi değil selamlama secdesi idi. Katade ise şöyle demiştir: itaat Allah'a, secde ise hürmet konumunda Adem'e yönelik olmuştur. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
İblis Melek mi Cin mi?
İblis hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları onun meleklerden olduğu, diğerleri ise olmadığı görüşünü belirtmiştir. Sonuncu kanaat Hasan-ı Basri ve Ebu Bekir el-Esamm'a ait olup fikirlerini birkaç şekilde ispat etmeye çalışmışlardır. Birincisi aziz ve celil olan Allah'ın, "Onlar kendilerine emredilenler hususunda Allah'a asi olmazlar" mealindeki beyanı ile meleklerin itaatkar olduklarını zikretmesidir. Cenab-ı Hak aynı konuda şöyle de buyurmuştur: "Melekler O'ndan önce konuşmazlar ve emrine göre hareket ederler", "O'na ibadet etme hususunda ne kibre kapılırlar ne de yorulurlar". Yüce Allah bu beyanlarında melekleri kendisine olan itaatleri ve emirlerini yerine getirmeleriyle nitelemiştir. Şayet Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytan onlardan olsaydı kendileriyle birlikte itaat ederdi. İkincisi şu ilahi beyandır: "Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın''; halbuki melekler nurdan yaratılmıştır. Üçüncüsü, "O cinlerden idi" mealindeki ayettir. Cenab-ı Hak burada "meleklerdendi" dememiştir. işte bu ayetler iblis'in meleklerden olmadığını göstermektedir. Sözü edilen görüşü benimseyen Hasan-ı Basri "iblis dışında herkes secde etti" mealindeki ilahi beyan için şöyle demektedir: İstisna edilenin kendisinden istisna edilen şey (müstesna minh) türünden olmaması mümkündür, "Kıifeliler şu eve girdi ancak Medine halkından biri müstesna" örneğinde olduğu gibi, bu husus dil açısından imkan dahilinde bulunmaktadır. Ayette yer alan istisna ile secde emrinin orada bulunanların hepsine yönelik olduğuna istidlal edilebilir. Yani hem İblis'e hem meleklere secde emri verilmiştir. "Sonra herkesin ilerlediği yerden siz de ilerleyin" mealindeki ayette olduğu gibi, bu ilahi beyandan hac menasiki içinde yer alan Arafat'ta vakfeden sonra Müzdelife'ye gitme (ifaza) emrinin bütün insanlara yönelik olduğu anlaşılmaktadır. İblis'le ilgili mesele de bunun gibidir. Nihai gerçeği bilen Allalitır.
İblis'in meleklerden olduğu görüşünü benimseyenler ise şu izahı yapmaktadır: Gerek Kur'anöa gerekse önceki semavi kitaplarda birçok defa tekrar edilen kıssalarda İblis'in meleklerden olmadığına dair herhangi bir kayıt yoktur. Kur'anöa yer alan muhtelif ayetlerde de onun meleklerden olmadığını kanıtlayan bir beyan mevcut değildir. "Onlar (melekler) emrettiği hususlarda Allah'a asi olmazlar ve kendilerine verilen talimatı yerine getirirler" mealindeki ayet de bunun için bir delil teşkil eder. İlke olarak meleklerden isyan ve Allah'a karşı çıkış hususu düşünülemeyecek olsaydı O'na itaatkar olup boyun eğişlerinin övgüye vesile edinilmesinin bir anlamı kalmazdı. Görmez misin ki Cenab-ı Hak, "Meleklerden biri, 'Ben de O'ndan başka bir tanrıyım' diyecek olursa onu cehennemle cezalandırırız" buyurmaktadır. Bir de biz meleklerin çeşitli yollarla imtihana tabi tutulduğunu zikretmiştik. Bir konuda imtihan edilen herkesin o noktada aykırı bir yol tutması mümkündür. "O, cinlerden idi (kane mine'l-cinni)" (كان من الجن) beyanına gelince, buradaki "kane" (كان) lafzı "sonraları cinlerden oldu, sare" (صار) manasına gelebilir. Şöyle de denilmiştir: Allah ayetteki cin kelimesinden melekleri kastetmiştir, melekler duyu ötesinde bulunduğundan cin diye isimlendirilmiştir, "Siz annelerinizin karnında gözlerden uzak (ecinne) (اجنة) durumunda iken" beyanında olduğu gibi. Hasan-ı Basri'nin melekler nurdan, İblis ise ateşten yaratılmıştır, biçimindeki sözüne gelince, aslında buradaki maric (مارج) ile nar (نار) aynı şeydir. Çünkü aziz ve celil olan Allah cinleri cann (جان) öz ateşten yarattığını haber vermiştir. Bir görüşe göre maric (مارج) ateşin alevi demektir. Şunu da söylemek gerekir ki gerek Kur'anöa gerek hadiste meleklerin başka bir şeyden değil de nurdan yaratıldığına dair herhangi bir beyan bulunmamaktadır.
İblis'in Allah'a karşı isyankar ve nankör davranmasının sebepleri hakkında çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Denildi ki bunun sebebi İblis üst konumda bulunan birinin aşağı tabakada bulunana secde etmesini hikmete uygun görmemiştir. Yine denildi ki İblis, Allah'ın verdiği secde emrini yerinde bulmamış, onu adalet ile bağdaşmayan bir zulüm olarak değerlendirmiş ve bu sebeple karşı çıkmıştır. Bir görüşe göre kibirlendiğinden boyun eğmek istememiş ve bu yolla emre muhalefet etmiştir. Yahut insanları yoldan çıkarmayı düşündüğünden karşı çıkmıştır. Diğer bir telakki ise şöyledir: Kendini Adem'den üstün görerek kibirlenmiş, bunu da, "Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın'' demek suretiyle dile getirmiş ve itaat etmemiştir.
Ve böylece kafirlerden oldu. Yani sonradan oldu. Şu ayet-i kerimelerde olduğu gibi: "Geçmişteki uygulamalar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla siz evlenmeyin; artık bu iğrenç bir davranış halini aldı", "••• sonradan o (Bel'am b. Baıira) azgınlardan oldu". Bu ayetlerdeki "kane" (كان), "sare" (صار) anlamındadır. Bir de şöyle denilmiştir: İblis'in küfür yolunu tutacağı Allah'ın ezeli ilminde yer almıştı.
Adem kıssasında Hz. Peygamber' in (s.a.) nübüvvetinin ispatı vardır, çünkü Resıilullah kıssayı Kur'an dışındaki semavi kitaplarda olduğu gibi anlatmıştır. Halbuki onun semavi din mensuplarına gidip geldiği yahut da onların dillerini bildiği sabit değildir. Buna rağmen Resıil-i Ekrem, bilenlerden hiçbirinin karşı fıkir beyan edemeyeceği şekilde konuyu haber vermiştir. Bundan amaçlanan hedeflerden biri Hz. Muhammed'in bu hususu Allah'tan aldığı vahiy yoluyla bilmiş olmasıdır.
Yine Adem kıssasında beşerin atası olan Hz. Adem'in (meleklerden) üstün olduğunun işareti vardır, çünkü Allah varlıkların aslına dair bilgi alma konusunda meleklerini Adem'e muhtaç kılmıştır. Bu bilgi ise her iyiliğin kendisine bağlı olduğu ve tabiattaki nesnelerin ancak bu sayede elverişli ve faydalı hale gelebildiği esas ilimdir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Aynı ayet meleklerin ilahi imtihana tabi tutuluşuna iki şekilde ışık tutmaktadır. Birincisi hayra vesile olacak en değerli şeyin ilmini öğrenmiş olmalarıdır. Çünkü hazan öğrenme zahmetine katlanmadan kişiye bir şeyin bilgisi ilham edilebilir. Buna rağmen melekler bu bilgiyi tahsil etmekle emrolunmuşlardır, üstelik bir nevi tehdit anlamına gelen "haydi bana haber verin" üslubunu taşıyan bir emirle; aslında imtihan konumunda bulunmayan bir hitapta böyle bir üslubun kullanılması söz konusu değildir. Biz daha önce meleklerin imtihan edilme konumunda bulunduğunun delilini zikretmiştik. İkincisi Cenab-ı Hakk'ın meleklere secde etmelerini emretmesidir, öyle ki secde buyruğunu yerine getirmeyen İblis kafir olmuştur. Burada ayrıca Adem aleyhisselamın üstünlüğünün (tafdil) delili bulunmaktadır. Çünkü kendisi, Allanın yaratıklarının en hayırlısı olan meleklerin O'na ibadet etmelerine vesile kılınmıştır. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
Secdenin Mahiyeti
Tefsirini yapmakta olduğumuz ayetten secdenin kendi başına bir ibadet olmadığı sonucu da ortaya çıkmaktadır. Çünkü yaratıklardan birine secde edilmesi caiz olduğu halde -nitekim biz meleklere, "Adem'e secde edin'' mealindeki ayetle Adem'e secde edilmesi emredilmiştir- Adem'e [ve dolayısıyla herhangi birine] ibadet emrinin verilmesi caiz değildir. ''.Allah" kelimesi ibadet edilen varlığın (mabud) adıdır, eğer herhangi birine secde etmek mümkün olsaydı Allah'tan başka varlıkların ilah (mabud) olmaları gerekirdi. Bunun delili Araplar'ın tapındıkları her şeye ilah demeleridir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Meleklerin Adem'e secde edişi boyun eğmek manasına gelebilir, "Göklerde ve yerde olan herkes O'na secde eder", "Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler" mealindeki ilahi beyanlarda olduğu gibi. Şayet secdeden kastedilen boyun eğiş ve yüceltme ise iki şekilde yorumlanması mümkündür. Birincisi Allah Teala, meleklere, kendisine has kıldığı bazı ilimlere vakıf olmakla üstün kıldığı Adem'e boyun eğmeyi ve tazimde bulunmayı emretmiştir. Aslında başkasına muhtaç olup kurtuluşunun çaresi onun elinde bulunan yahut da üstünlük ve faziletini idrak ettiği herkese yakışan şey tazimde bulunması, yüceltmesi ve ona boyun eğmesidir. İkincisi Cenab-ı Hak melekleri, itaatin statüsünü ortaya koyacak bir şekilde imtihana tabi tutmuştur. Zira konumu ve değeri yüksek olan birine itaat etmek kolay bir şey olup yaratıkların fıtratında mevcuttur. Fakat boyun eğmekle emredilen kişinin değerlendirmesine göre boyun eğilecek kimse kendisinden daha düşük mertebede olduğu veya benzeri bulunduğu, ya da aralarında büyük bir farklılığın oluşmadığı durumda öylesine itaat edip boyun eğme sınavının çetin olduğu ortadadır. İşte Allah melekleri bu şekilde imtihana tabi tutmuş ve sonunda O'na boyun eğip hakkını teslim edenle kendini büyük görüp kibirlenen -ki bu İblis'tir- birbirinden ayrılmıştır. Peygamberlere tabi olanlarla bundan kaçınanların genel konumu da buna benzemektedir. Bu ikincileri kaçınmaya sevkeden şey kendilerini büyük görmeleri ve onların uyan değil uyulan konumunda bulunduklarını zannetmeleridir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
İkincisi bundan gerçek anlamda secdenin kastedilmiş olmasıdır. Bu durumda secdenin yine iki şekilde yorumlanması mümkündür. Birincisi secdenin bir selamlama konumunda tutulması ve meleklerden bununla Adem'i selamlamaları istenmesidir. Bu, insan türünün atasının yüceltildiği ilk merhaledir. Nitekim cennette bütün müminlerin konumu böyle olacaktır: Şekilleri farklı olsa da melekler müminlerin yanına selamlama ve çeşitli hediyeler ile geleceklerdir. Secdenin bu manaya gelişinde onun haddizatında bir ibadet olmadığının açık delili vardır. Çünkü bu manada olmak üzere insanlara secde edilmesi emredilebildiği halde Allah'tan başkasına ibadetin emredilmesi mümkün değildir. Bu durumda Allah'tan başkasına secde etmek fiili bir görünüm olarak gerçekleşir, onun ibadet yönü ise Allah'a ait olur, tıpkı Allah'a yaklaşma niyetiyle yaratıklara iyiliğin yapılması gibi. Hz. Ya'küb'la oğullarının Yusuf aleyhisselama secde etmelerinin istenmesi de bu konumdadır. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
İkincisi secdenin Ademe yönelme manasında olmasıdır. Bu konumdaki secde gerçekte Allah'a aittir. Kabe'ye dönerek Allah'a secde etme gibi; bu secdede Allah'a tazim edilmesi, Kabe'nin de saygın görülerek diğer mekanlardan ayrı bir konumda tutulması söz konusudur. Ademe (a.s.) yönelik olarak meleklere emredilen secde de bir anlamda onun yüceltilmesi ve diğer insanlardan ayrı bir statüde tutulması demektir. Sonuç olarak Kabe'ye ve Hz. Adem'e yönelik olarak aslında Allah'a yapılan secdeler eşit durumda bulunur.
Şunu da belirtmek gerekir ki İslam dininde yaratılmışlara secde etme hükmü Hz. Peygamber'den rivayet edilen şu rivayete dayanılarak kaldırılmıştır (nesih): "fe-kad halle (فقد حل)" Bir insanın diğerine secde etmesi meşru olsaydı, kadının kocasına secde etmesini emrederdim''. Bir de kötü insanların kendi ölçülerindeki büyüklerine ve Allah'tan başka taptıklarına secde etme geleneğine bağlı olarak ibadet statüsünde secde ediş secde edilene bir kulluk durumu arzeder ve onun üstün konumunu benimser. Böyle bir his ibadet edenlerin kalplerine yerleşir. Bu ise Allah'tan başka hiçbir kimseye sergilenemeyecek bir davranıştır. Gerçekte secde edilene ibadet mahiyeti taşımasa bile bu görünüm sebebiyle sözü edilen fiil yasaklanmıştır, tıpkı kendilerine gelebilecek çirkin durumlar sebebiyle bazı şeylerin yasaklanması gibi. Aslında yasaklanan bu şeylerin bizzat kendileri kötü değildir. Biraz önce bahis konusu edilen husus da bunun gibidir. Mesela Allah'tan başkasına tapan kimseyi onur kırıcı bir şekilde eleştirmemek gibi, çünkü bu durumda onun Allah'a yönelik edep dışı hareketlerinden endişe edilir. Ayrıca insan haddizatında Allah'a yakınlık özelliği taşımayan bazı fiillerle mükellef tutulur, ta ki yakınlık özelliği taşıyanlara ulaşmış olsun; hacca, cuma namazına ve benzeri bazı hususlara koşup gitmek gibi.
Tefsirini yapmakta olduğumuz ilahi beyanda Sünnet'in Kitab'ı neshedebileceğine delalet vardır. Çünkü Hz. Adem'e secde kitap ile sabit olmuştur. Yusuf a yönelik secde de aynı durumdadır. Ancak daha sonra Resıilullah (s.a.) onu yasaklamış ve bu fiil haram kılınmıştır. Bu durum Sünnet'in Kitab'ı neshettiğini kanıtlamaktadır.
Yorumu Yorumla
-
Ve İzkulnâ (وَإِذْ قُلْنَا)
İbn Fâris, k-v-l kökünün söz söylemek, ifade etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin ilahi hitabın veya emrin doğrudan aktarımı olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki "ve iz" (hani, o vakit) başlangıçlarının, sıradan bir hikaye anlatımı değil; muhatabın zihnini geçmişteki kritik ontolojik kırılma anlarına (arketiplere) taşıyan teolojik bir zaman makinesi işlevi gördüğünü analiz eder.
Melâike (لِلْمَلَائِكَةِ)
İbn Fâris, m-l-k (veya l-e-k) kökünden gelen bu kelimenin elçi, mesaj taşıyan veya evrenin yönetiminde görevli varlıklar manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın emirlerini kusursuzca uygulayan nurani varlıklar olduğunu aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, meleklerin burada evrendeki mutlak itaat, nizam ve kozmik güç hiyerarşisini temsil ettiğini, dolayısıyla secde emrinin tüm kozmosun insana boyun eğdirilmesini (teshir) sembolize ettiğini vurgular.
Uscudû (اسْجُدُوا)
İbn Fâris, s-c-d kökünün asıl anlamının boyun eğmek, tevazu göstermek ve teslimiyetle eğilmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, secdenin iki türü olduğunu; birinin sadece Allah'a yapılan ibadet secdesi (tahiyyat ve ubudiyet), diğerinin ise itaat, saygı, üstünlüğü kabul ve selamlama (tahiyyat) secdesi olduğunu; ayette meleklerden istenen secdenin Âdem'e tapınmak değil, onun hilafet makamını ve epistemolojik üstünlüğünü (ilmini) onaylayan bir saygı/tazim secdesi olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, secde emrinin Kur'an'ın insan tasavvurundaki en sarsıcı an olduğunu; yaratılışın en yüksek, en saf ve en itaatkar formunun (meleklerin), topraktan yaratılmış yeni bir form (insan) karşısında ontolojik bir biat etmeye çağrıldığını derinlemesine analiz eder.
Âdem (لِآدَمَ)
İbn Fâris, e-d-m kökünün iki şeyi birleştirmek, uzlaştırmak ve toprak rengi manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilk insanın topraktan (edîm-i arz) yaratıldığı için bu ismi aldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kullanımında (Aramice/İbranice "Adam") hem "ilk insan" hem de genel anlamda "insanlık" mefhumunu karşıladığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki Âdem'in sadece tarihi bir şahsiyet değil, ilimle ve özgür iradeyle donatılmış tüm insanlık (beşeriyet) potansiyelini temsil ettiğini, dolayısıyla secdenin aslında "insanın yeryüzündeki misyonuna" yapıldığını detaylandırır.
Fesecedû (فَسَجَدُوا)
İbn Fâris, s-c-d kökünden gelen secde eyleminin derhal ve itirazsız bir şekilde gerçekleştirilmesi manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fe" bağlacının emrin verilmesiyle uygulamanın anında, düşünmeden ve mutlak bir teslimiyetle yapıldığını gösterdiğini aktarır.
İllâ (إِلَّا)
İbn Fâris, istisna edatı olup hükmün dışında bırakma manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, genel kuraldan veya topluluktan ayrılan durumu nitelediğini aktarır.
İblîs (إِبْلِيسَ)
İbn Fâris, b-l-s kökünün asıl anlamının hayırdan tamamen ümidi kesmek, aşırı kederden sessizliğe bürünmek ve mutlak şaşkınlık içinde kalmak olduğunu; "müblis" kelimesinin çaresiz, hüsrana uğramış kişi manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, İblis'in Allah'ın rahmetinden tamamen umudunu kestiği için bu ismi aldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin kökeninin büyük ihtimalle Yunanca "diabolos" (iftiracı, şeytan) kelimesinin Süryanice üzerinden Arapçaya geçmiş ve Arapçanın kök sistemine (b-l-s) uydurulmuş şekli (muarreb) olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, İblis isminin sadece özel bir isim değil, ontolojik bir çöküş, mutlak ümitsizlik ve ilahi merhametten sürgün (tart) durumunu simgeleyen teolojik bir kavram olduğunu analiz eder.
Ebâ (أَبَى)
İbn Fâris, e-b-y kökünün şiddetle kaçınmak, reddetmek, bir şeye yüz çevirmek ve direnç göstermek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin sadece pasif bir yapmama değil, inatçı, kararlı ve bilinçli bir reddiye durumu olduğunu aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiilin (ve hemen ardından gelen istikbere fiilinin) İblis'in isyanının sıradan bir itaatsizlik veya unutkanlık olmadığını; Allah'ın otoritesine karşı ontolojik bir başkaldırı, küstahça bir dikleniş ve bilinçli bir "teolojik devrim" girişimi olduğunu vurgular.
İstekbera (وَاسْتَكْبَرَ)
İbn Fâris, k-b-r kökünün büyüklük, yücelik ve üstünlük manalarına geldiğini; "istikbar"ın ise kendinde olmayan bir büyüklüğü iddia etmek, kendini olduğundan üstün görmek ve büyüklenmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kibrin asıl nedeninin kendini başkasından (burada Âdem'den) varoluşsal olarak üstün görme zehri olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, istikbar kavramının Kur'an ahlakında İslam'ın (teslimiyetin) tam zıddı olan mutlak günah olduğunu; İblis'in, ateşten yaratıldığı için topraktan yaratılan insandan üstün olduğu şeklindeki ırkçı ve maddiyatçı argümanının, ilahi emri (hikmeti) kendi aklıyla yargılama cüretini doğurduğunu derinlemesine detaylandırır.
Kâne (وَكَانَ)
İbn Fâris, k-v-n kökünün oluş ve varoluş manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin İblis'in küfrünün secde emriyle aniden ortaya çıkmadığını, onun iç dünyasında zaten var olan gizli kibrin ve isyan potansiyelinin bu emirle birlikte ifşa olduğunu aktarır.
Kâfirîn (مِنَ الْكَافِرِينَ)
İbn Fâris, k-f-r kökünün bir şeyi örtmek ve hakikati gizlemek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi otoriteyi ve hikmeti inatla reddederek küfür cephesine geçenler anlamına geldiğini aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, İblis'in "kafirlerden oldu" ifadesinin, küfrün salt bir "Tanrı'nın varlığını inkar" meselesi olmadığını; Tanrı'nın varlığını çok iyi bilmesine rağmen O'nun emrini (secdeyi) ve hikmetini reddetmenin, ontolojik bir isyan ve kibir felsefesi olduğunu ifşa eden çok kritik bir teolojik uyarı olduğunu belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla