وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: münafık, ahiret günü, ikiyüzlülük, nifak, bakara suresi 8. ayet, bakara suresi, bakara 8, yalan iman, allah, ahiret, gün, iman, mümin, güven
-
Öyle insanlar vardır ki, 'Allah'a ve âhiret gününe inandık' derler ama aslında iman etmemişlerdir.
Nifak Alâmetleri ve İman
Öyle insanlar vardır ki, "Allah'a ve âhiret gününe inandık" derler. Bu beyan, bazı insanların bu sözü dilleriyle ifade etmişlerse de kalplerindeki kanaatin aksini dile getirdiklerini haber vermektedir. Azîz ve celîl olan Allah, onların mümin, yani kalben tasdik edici olmadıklarını Peygamber'ine (s.a.) haber vermektedir. O'nun şu beyanları da aynı mahiyettedir: "[Ey Resûl! Küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin,] ağızlarıyla inandık deyip kalpleri iman etmeyenlerden..."; "Hayır, Rabb'ine yemin olsun ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar". Bu âyetlerin hepsi Kerrâmiyye'yi reddetmektedir, çünkü onlar imanın kalben tasdik değil, dil ile ikrar etmekten ibaret olduğunu iddia ederler. Halbuki yüce Allah münafıklar zümresinin, kalben tasdik etmedikleri için mümin sayılmadıklarını haber vermiştir. Bu, imanın kalbin tasdiki ile oluştuğunu kanıtlar, Kerrâmiyye ise onlar mümindir demektedir.
Yorumu Yorumla
-
Nâs (النَّاسِ)
İbn Fâris, bu kelimenin n-v-s kökünden türediğini ve sallanmak, hareket etmek anlamına geldiğini, insanların da sürekli hareket halinde olan dinamik varlıklar olmasından dolayı bu ismi aldığını veya e-n-s kökünden gelip ünsiyet kurmak, alışmak manasına dayanarak insanların sosyal varlıklar olmalarına işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin nisyân (unutmak) kökünden de gelmiş olabileceğini, insanın doğası gereği hem ilahi ahdini unutan bir yapısı olduğunu hem de diğer insanlarla kaynaşma (ünsiyet) ihtiyacı hisseden sosyal bir tabiata sahip olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasında genellikle sıradan insan yığınlarını, kolektif topluluğu ifade ettiğini; bu ayetteki bağlamıyla münafıkların toplumsal aidiyetlerine, kalabalık içindeki sıradan ve ayırt edilemez görünümlerine dikkat çekmek için kullanıldığını ifade eder.
Yekûlu (يَقُولُ)
İbn Fâris, k-v-l kökünün aslen ağızdan çıkan söz, bir düşünceyi, meramı veya iddiayı sesli olarak dille ifade etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kavlin normal şartlarda içsel bir düşüncenin dille dışa vurumu olduğunu, ancak bu ayetteki bağlamında kalpte tasdik edilmeyen, eylemden yoksun ve sadece dilde kalan sahte bir inanç iddiasını nitelediğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu eylemin ayetteki kullanımının münafıkların ikiyüzlü psikolojisini deşifre ettiğini, dışa dönük söylem (kavl) ile içsel inanç arasındaki derin çelişkiyi, sırf toplumsal fayda sağlamak amacıyla dillerini bir kalkan gibi kullanmalarını retorik bir dille ortaya koyduğunu vurgular.
Yevm (الْيَوْمِ)
İbn Fâris, y-v-m kökünün güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimini, gün kavramını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem bilinen yirmi dört saatlik gün anlamında hem de mutlak bir zaman, uzun bir dönem veya eskatolojik (ahiret) süreç gibi ucu açık, geniş zaman dilimlerini kapsayacak şekilde Kur'an'da yer aldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin ortak bir mirası olduğunu, özellikle Aramice ve Süryanice'deki "yawma" kelimesinin Yahudi ve Hıristiyan eskatolojisindeki (ahiret günü) kullanımlarının, Kur'an'ın hesap günü konseptine etimolojik bir zemin hazırladığını ifade eder.
Âhir (الْآخِرِ)
İbn Fâris, e-h-r kökünün bir şeyin geride kalması, gecikmesi, sonuncu olması ve birincinin (evvel) zıddı olması anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin zaman açısından dünya hayatının bitişini ve sonrasını ifade ettiğini, ahiret gününün başlangıcını nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu ayette ahiret gününe imanın (yevmil-ahir), Allah'a imanla birlikte zikredilmesinin, İslami inanç sistemindeki ahlaki sorumluluk ve hesap verebilirlik şuurunun temelini oluşturduğunu, münafıkların sahte beyanlarının tam da bu varoluşsal sorumluluktan kaçış psikolojisine dayandığını detaylandırır. Gabriel Said Reynolds, "Son Gün" tabirinin Geç Antik Çağ Hıristiyan ve Yahudi kıyamet edebiyatında yaygın olarak kullanılan bir motif olduğunu, Kur'an'ın bu terimi münafıkların dindarlık iddialarını test eden, onların sadece dünya menfaatini düşünen pragmatist yapılarını ifşa eden ahlaki bir mihenk taşı olarak konumlandırdığını belirtir.
Mu'minîn (بِمُؤْمِنِينَ)
İbn Fâris, e-m-n kökünün temelinde güven duygusu, emniyet hissetmek, korkudan emin olmak ve kalbin tasdik etmesi manalarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın kişinin iç dünyasında mutlak bir huzur bulması ve gerçeği hiçbir şüphe barındırmaksızın kalben onaylaması olduğunu; bu ayetteki olumsuz kullanımın (mümin değillerdir), kişilerin dilleriyle "inandık" demelerine rağmen bu cümlenin kalplerinde hiçbir ontolojik karşılığının bulunmadığını gösterdiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayetteki red bağlamıyla, münafıkların teolojik durumunu yansıttığını; dildeki inanç iddiasının kalpte mutlak bir güvene, sadakata ve teslimiyete (imana) dönüşmediği sürece kişiyi Allah katında gerçek bir inanan statüsüne yükseltmeyeceğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonundaki bu vurucu isimlendirmenin, imanın salt sosyolojik bir kimlik, siyasi bir manevra veya dilsel bir beyan olmadığını, tamamen varoluşsal ve deruni bir aidiyet gerektirdiğini, bu içsel dürüstlükten yoksun sözde inananların Kur'an ontolojisinde mümin olarak kabul edilmediğini vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla