اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
Şu bir gerçek ki inkâra saplananları uyarsan da uyarmasan da sonuç değişmez, hiçbir zaman inanmazlar.
Hz. Peygamber'in Nübüvveti
Şu bir gerçek ki inkâra saplananları uyarsan da uyarmasan da sonuç değişmez, hiçbir zaman inanmazlar. Bu âyet-i kerîme -nihaî gerçeği bilen Allah'tır ya- Allah'ın iman etmeyeceklerini bildiği bir grup hakkındadır. Azîz ve celîl olan Allah bu beyanı ile durumu Peygamber'ine haber vermiştir, nitekim sonuç da aynı şekilde gerçekleşmiştir. Bu açıdan sözü edilen ilâhî beyanda nübüvvetin ispatına dair işaret vardır. Ayet-i kerîme için şu mânayı düşünmek de mümkündür: Onlar küfürleri içinde bulundukları sürece iman etmezler; Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah zâlimler zümresini hidâyete erdirmez" meâlindeki beyanında olduğu gibi; kâfirler inkârlarında ısrar ettikleri sürece zâlimdirler.
Yorum
-
Keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, "k-f-r" kökünün dildeki temel ve asıl anlamının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve saklamak" olduğunu belirtir. Kılıcını kınına sokup gizleyen kişiye, tohumu toprağın altına atıp üstünü örten çiftçiye (küffâr) ve her şeyi karanlığıyla örttüğü için geceye bu kökten türeyen isimler verildiğini etimolojik olarak temellendirir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dînî terminolojideki kullanımını "nimetin üstünü örtmek ve nankörlük etmek" (küfrân-ı nimet) ile "ilahi hakikatleri inkar etmek" olarak ikiye ayırır. Bu ayetteki bağlamıyla küfrün, Allah'ın varlığına, birliğine veya peygamberin getirdiği mesaja dair aklî ve kalbî delillerin bizzat kişinin kendisi tarafından inatla örtülmesi ve yok sayılması eylemi olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, "küfür" kavramının Kur'an'ın semantik dünyasındaki en kritik teolojik dönüşümlerden biri olduğunu detaylıca inceler. Cahiliye döneminde insanlar arası ilişkilerde sıradan bir "iyilikbilmezlik, nankörlük" anlamına gelen bu kelimenin, Kur'an tarafından doğrudan "iman" kavramının mutlak ontolojik zıttı olarak yeniden kurgulandığını analiz eder. Toshihiko Izutsu'ya göre buradaki "keferû" eylemi, pasif bir bilgisizlik (cehalet) değil, bilincin ilahi otoriteye karşı aktif, bilinçli ve kibirli bir başkaldırısıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi tarihsel bağlamı içinde ele alarak, ayette bahsedilen "kâfirlerin", Mekke döneminin inatçı ve önde gelen müşrik aristokratları olduğuna dikkat çeker. Bu kelimenin, hakikati bilmedikleri için değil, kendi sosyo-ekonomik çıkarlarını ve kabilevi otoritelerini kaybetmemek adına hakikatin üstünü örtmekte direnen bilinçli bir reaksiyonu (inkârı) tanımladığını belirtir.
Sevâun (سَوَاءٌ)
İbn Fâris, "s-v-y" kökünün etimolojik olarak "eşitlik, denklik, adalet, dümdüz olma ve iki şeyin birbirinden farksız hale gelmesi" anlamlarını taşıdığını açıklar. Fiziksel veya soyut iki unsurun her bakımdan aynı seviyede buluşmasını ifade eden bir kök olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "sevâun" kelimesinin bu ayetteki kullanımını psikolojik ve tepkisel bir eşitlik durumu olarak analiz eder. Uyarıda bulunma eylemi ile bulunmama eyleminin, muhatabın (kâfirlerin) kalbinde ve zihninde en ufak bir dalgalanma veya fark yaratmaması, her iki durumun da onlar açısından "farksız" ve "etkisiz" kalması halini ifade ettiğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Kur'an'daki kullanımlarında genellikle mutlak bir denkliği ve farksızlığı imlediğini, bu ayet bağlamında ise inkarı içselleştirmiş kişilerin inat ve taassupta ulaştıkları son noktayı gösterdiğini teyit eder. Artık dışarıdan gelen hiçbir dînî uyarının bu eşitlik ve farksızlık (duyarsızlık) halini bozamayacağı gerçeğini vurgular.
E enzertehum (أَأَنذَرْتَهُمْ)
İbn Fâris, kelimenin türediği "n-z-r" kökünün dilde "birini bekleyen tehlikeye karşı önceden korkutmak, sakındırmak ve ona tedbir alması için zaman tanımak" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu eylemin, aniden gelen bir cezadan ziyade, sonuçları bildiren ve muhataba düşünme payı bırakan bir uyarı niteliği taşıdığını açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "inzar" (uyarma) kavramını, sıradan bir haber verme eylemi olan "ihbar"dan özenle ayırır. Ona göre inzarın içinde mutlaka muhatabı sarsacak, onu uykusundan uyandıracak ve gelecekteki bir tehlikeye karşı onda korku ile karışık bir saygı (tehvef) uyandıracak bir boyut bulunmalıdır.
Toshihiko Izutsu, "nezir" (uyarıcı) ve "inzar" (uyarma) kavramlarının Kur'an'ın peygamberlik tasavvurunun tam merkezinde yer aldığını analiz eder. Mekke'nin ilk dönem ayetlerinde peygamberin temel fonksiyonunun yaklaşmakta olan eskatolojik (ahirete, kıyamete dair) felaketi haber vererek toplumu sarsmak olduğunu; bu bağlamda inzar eyleminin sadece ahlaki bir öğüt değil, ontolojik bir tehlike çanı niteliği taşıdığını kapsamlı biçimde inceler.
Lâ yu'minûn (لَا يُؤْمِنُونَ)
İbn Fâris, "e-m-n" kökünün asıl anlamının "nefsin sükûnet bulması, korku ve endişenin tamamen ortadan kalkıp yerini emniyete bırakması, tasdik ve doğrulama" olduğunu hatırlatır. Ayetteki "lâ" olumsuzluk ekinin fiilin başına gelmesiyle, bu tasdik ve iç huzuru yeteneğinin tamamen kaybedildiği, kalbin ilahi hakikate karşı tüm kapılarını kapattığı kronik bir güvensizlik ve inkâr durumunun oluştuğunu dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfahânî, buradaki iman etmeme halini, sıradan bir delil yetersizliğine veya aklî ikna eksikliğine bağlamaz. Kelimeyi ayetin bütünsel bağlamı içinde değerlendirerek, "lâ yu'minûn" ifadesinin, küfürde (hakikati örtmede) inat edip kalplerini hakka kapatanların, peygamberin getirdiği hidayet karşısında artık teslimiyet (emn) gösterme iradelerini kendi elleriyle felç ettikleri psikolojik ve ruhsal bir kilitlenme durumu olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu, bu fiilin bu ayetteki bağlamında "küfür" kavramının kaçınılmaz ontolojik sonucu olarak sahneye çıktığını inceler. Başlangıçta inatçı bir tercih olan "hakikati örtme" (keferû) eyleminin, zamanla kişinin kendi tabiatını bozarak onu "iman edemez" (lâ yu'minûn) hale getirdiğini; dolayısıyla bu ifadenin basit bir gelecek zaman tahmini değil, kalbi katılaşmış inkârcıların teolojik ve psikolojik bir çıkmaz sokağa girdiklerini gösteren kesin bir durum tespiti olduğunu analiz eder.
Yorum
Yorum