Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 6. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne keferû sevâun ‘aleyhim eenżertehum em lem tunżirhum lâ yu/minûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Şu bir gerçek ki inkâra saplananları uyarsan da uyarmasan da sonuç değişmez, hiçbir zaman inanmazlar.

      Hz. Peygamber'in Nübüvveti

      Şu bir gerçek ki inkâra saplananları uyarsan da uyarmasan da sonuç değişmez, hiçbir zaman inanmazlar. Bu âyet-i kerîme -nihaî gerçeği bilen Allah'tır ya- Allah'ın iman etmeyeceklerini bildiği bir grup hakkındadır. Azîz ve celîl olan Allah bu beyanı ile durumu Peygamber'ine haber vermiştir, nitekim sonuç da aynı şekilde gerçekleşmiştir. Bu açıdan sözü edilen ilâhî beyanda nübüvvetin ispatına dair işaret vardır. Ayet-i kerîme için şu mânayı düşünmek de mümkündür: Onlar küfürleri içinde bulundukları sürece iman etmezler; Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah zâlimler zümresini hidâyete erdirmez" meâlindeki beyanında olduğu gibi; kâfirler inkârlarında ısrar ettikleri sürece zâlimdirler.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Keferû (كفروا)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün asıl anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu örtme eyleminin inanç bağlamında Allah'ın nimetlerini inkar etmek (küfrân-ı nimet) ve apaçık gerçeğin üstünü bile isteye örtmek manasına geldiğini, imanın ve şükrün tam zıddı olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, küfür kavramının İslam öncesi dönemdeki nankörlük anlamından yola çıkarak, Kur'an'da Tanrı'nın ayetlerini, elçisini ve otoritesini mutlak bir kibirle reddeden, hakikate karşı geliştirilmiş en ağır teolojik ve ontolojik isyan haline dönüştürüldüğünü detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki eylemin basit bir bilgisizlikten (cehalet) ziyade, gerçeği bilmesine rağmen inat, taassup ve kibirle hakikatin üstünü örtme şeklindeki psikolojik ve bilinçli bir direnci ifade ettiğini vurgular.

        Sevâun (سواء)

        İbn Fâris, s-v-y kökünün iki şeyin birbirine denk olması, eşitlik, orta yol ve farklılığın ortadan kalkması anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin durumların ve ölçülerin tam bir aynılık sergilemesi manasına geldiğini, bu ayette inkarcıların psikolojik durumlarındaki tepkisizliği, uyarıp uyarmamanın onlar üzerinde oluşturduğu sonucun birbirine tamamen eşit olmasını ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin manevi bir hissizleşme ve patolojik bir ruh halini imlediğini; dışarıdan gelen ilahi uyarıcıların (peygamber tebliğinin) kişinin iç dünyasında hiçbir ahlaki veya zihinsel dalgalanma yaratmayacak derecede dümdüz, tepkisiz ve eşitlenmiş bir duyarsızlık durumu yarattığını belirtir.

        Enzertehum (أنذرتهم)

        İbn Fâris, n-z-r kökünün birini yaklaşan bir tehlikeye karşı uyarmak, korkutmak ve tedbir almasını sağlamak amacıyla bilgi vermek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, inzar eyleminin sıradan bir haber verme olmadığını, içinde gelecekteki bir cezaya veya tehlikeye dair korkutma barındıran, muhatabı sarsarak uyandırmayı hedefleyen özel bir uyarı biçimi olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, inzar kavramının Kur'an'daki peygamberlik misyonunun en temel iletişim modeli olduğunu, ahlaki rehavet içindeki kitleleri eskatolojik (ahirete dair) bir felakete karşı uyandırma ve varoluşsal bir korkuyla sarsma işlevi gördüğünü analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin retorik gücüne dikkat çekerek, bu ayetteki kullanımın trajik bir ironi barındırdığını; inzarın normalde kalpleri titretmesi gerekirken, inkarda kökleşmiş kişilerde en şiddetli ilahi uyarının bile hiçbir etki uyandırmadığını vurgular.

        Yu'minûn (يؤمنون)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün temelinde güvenmek, emniyet hissetmek ve kalbin bir şeyi tasdik etmesi manalarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu bağlamda eylemin olumsuz kullanımıyla (inanmazlar), kişilerin kendilerine sunulan hakikate güven duymayı, kalplerini o gerçeğe açıp tasdik etmeyi inatla reddettiklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu ayetin bağlamında imanın reddedilişinin pasif bir inançsızlık durumu değil, ilahi iletişime karşı insanın kendi iç dünyasını aktif ve kalıcı bir şekilde kapatması, peygamberin mesajına güvenmeyi bilinçli olarak reddetmesi eylemi olduğunu detaylandırır. Gabriel Said Reynolds, bu kelimenin ayetteki olumsuz yapısının, Geç Antik Çağ dini literatüründeki ve Kitab-ı Mukaddes'teki "kalplerin katılaşması" temasıyla örtüştüğünü; kişinin kendi iradesiyle ilahi hakikate karşı geliştirdiği bu direncin artık geri dönülemez, sabit bir varoluşsal duruma dönüştüğünü belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X