اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
İşte onlar Rab'lerinin gösterdiği doğru yolu izleyenlerdir, evet bunlar, sadece bunlar kurtuluşa ereceklerdir.
İşte onlar Rab'lerinin gösterdiği doğru yolu (hidâyeti) izleyenlerdir. Denildi ki: "Rablerinden gelen hidâyet üzere" demek O'ndan gelen doğruluk ve rüşd demektir; bir görüşe göre ise, "Rab'lerinden gelen bir beyan üzeredir" mânasına gelir. Fakat (herkese hitap ettiğinden) sözü edilen beyan karşısından müminin kâfire nisbetle bir önceliği yoktur. Çünkü Allah kâfire de muhtaç olduğu her şeyi -ya akıl veya nakil yoluyla- beyan etmiştir. Buna göre birinci yorumun, Allah'ın kasdettiği mânaya, ikincisinden daha yakın olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bunlar, sadece bunlar kurtuluşa ereceklerdir. Bu ilâhî beyandaki "müflihun (المفلحون)" hakkında birkaç görüş belirtilmiştir. Denildi ki "müflihûn (المفلحون)" Allah'ın nimetleri ve lütufları içinde olmakta devam edenler demektir. Yine denildi ki onlar arzularına ulaşanlardır. Çünkü Arap dilinde "arzusuna ulaştı" anlamında "eflaha (افلح)" denir. Bir kanaate göre müflihûn (المفلحون) mutlu olanlardır, zira "mutlu oldu" mânasında eflaha (افلح) denir. Söyle de düşünülmüştür: Müflihun (المفلحون) kurtuluşa erenlerdir. Çünkü Arapça'da "kurtuluşa erdi" anlamında "eflaha" (افلح) denir. Bu kanaatlerin hepsi aynı noktada birleşir. Cenâb-ı Hakk'ın şu beyanı sonuncu mânayı desteklemektedir: "Cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulan kimse artık kurtuluşa ermiştir". Şüphe yok ki cehennemden uzaklaştırılan herkes kurtuluşa ermiştir, cennete konulan herkes de aynı durumdadır. Buna göre sözü edilen âyetin mânası da bu çizgi üzerinde seyretmektedir.
Yorumu Yorumla
-
Hüden (هدى)
İbn Fâris, h-d-y kökünün öne düşmek ve yol göstermek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin lütuf ve incelikle doğru yola yöneltmek anlamına geldiğini, bu ayetteki bağlamında kişinin ilahi yönlendirme üzerinde sabit, yüksek ve kararlı bir şekilde durduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, buradaki kullanımın inananların manevi bir istikrar ve mutlak bir kesinlik hali içinde olduklarına işaret ettiğini, ilahi rehberliğin onların içsel ve şaşmaz bir pusulası haline geldiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu rehberliğin kişinin fıtrata uygun ahlaki duruşunun ilahi bir aydınlanma ile taçlanması olduğunu ve sarsılmaz bir varoluşsal güven zeminini temsil ettiğini söyler.
Rab (رب)
İbn Fâris, r-b-b kökünün sahip olmak, ıslah etmek, korumak ve bir şeyi yavaş yavaş kemale erdirmek anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen bir şeyi kademe kademe geliştirip nihai yetkinliğine ulaştıran, terbiye eden ve şefkatle gözeten mutlak sahip manasına geldiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin muhtemelen Aramice veya Süryanice "rabb" (efendi, büyük) kelimesiyle akraba olduğunu, Yahudi ve Hıristiyan literatüründe Tanrı için kullanılan bu unvanın, Kur'an'ın ilahi otorite ve inayet vurgusuyla Arapça bağlama mükemmel şekilde entegre edildiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik sisteminde bu kelimenin sadece uzak bir yaratıcıyı değil, kuluyla sürekli ve kişisel bir müdahale, terbiye ve gözetim ilişkisi (Rabb-Abd ilişkisi) kuran bir Tanrı tasavvurunu yansıttığını detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İslam öncesi Arap toplumunda ev veya mal sahipleri için kullanılan bu kelimenin, Kur'an tarafından dönüştürülerek Allah'ın evren ve insan üzerindeki mutlak, şefkatli ve terbiye edici egemenliğini tanımlayan temel bir teolojik kavrama yükseltildiğini vurgular.
Müflihûn (مفلحون)
İbn Fâris, f-l-h kökünün temelinde yarmak, toprağı sürmek ve engelleri aşarak ortaya çıkmak (çiftçi anlamına gelen fellah kelimesi de buradan gelir) anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, felah kelimesinin insanın arzuladığı şeye ulaşması ve sürekli bir iyilik, bolluk hali içinde kalması manasına geldiğini, bunun dünyevi sıkıntıları yarıp geçerek ebedi huzura ve kurtuluşa ermeyi ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, kelimenin toprağı ekip biçme ve hasat elde etme şeklindeki tarımsal kök anlamından yola çıkarak, Kur'an'da inancını ve ahlaki eylemlerini bu dünyada bir tohum gibi eken inananların eskatolojik (ahirete dair) nihai kurtuluş hasadını toplamalarını simgelediğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin morfolojik yapısına ve kökenindeki zorluğu yarıp çıkma imgesine dikkat çekerek, Kur'an'daki gerçek kurtuluşun yoğun bir ruhsal çaba, nefsi terbiye etme ve küfrün karanlığını yararak imanın aydınlığına çıkma eylemi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin ilahi rehberliğe uyan müminlerin varoluşsal bir yıkımdan kendilerini kurtararak ulaştıkları nihai manevi özgürleşme, huzur ve mutlak başarı durumunu nitelediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla