Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ahzâb Sûresi, 70. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ahzâb Sûresi, 70. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekû(A)llâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      70. “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin.

      71. Ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve resûlüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder.”


      Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin. Allah’tan sakının sözü şu mânaya gelebilir: Yani Allah’a şirkten sakının. Ve doğru söz söyleyin. Yani şu anda tevhidi yerine getirin. Çünkü Cenâb-ı Hak bu beyanla müminlere hitap etmiştir.

      Ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Yani tevhitle, çünkü tevhitle işler düzelir ve temizlenir. Yine tevhitle günahlar bağışlanır ve onunla büyük kurtuluş gerçekleşir. Başarıya ulaşmak ancak Allah sayesinde mümkündür.

      Allah'tan sakının sözü şu mânaya da gelebilir: Sizinle diğer insanlar arasında olabilecek hıyanet konusunda Allah’tan sakının. Yani insanlara hıyanet etmeyin. Ve doğru söz söyleyin. Yani doğruyu ve hakikati söyleyin. Yani yalan söylemeyin, çirkin sözler ve benzerlerini söylemeyin. Bu beyan şu mânaya da gelebilir: Allah'tan sakının. O’na isyan etmeyin ve iyilik edin, kötülükten sakının. Ve doğru söz söyleyin. İnsanlara iyiliği tavsiye edin, kötülükten sakındırın. Ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Bu beyanın sonuna kadar vâdedilenler gerçekleşsin. En doğrusunu Allah bilir.

      Ebû Avsece şöyle demiştir: "Sedâd", doğru olmak (istikamet) demektir. Şöyle dersin: "Seddede kelâmühû ve erşedek”, Allah seni doğru kılsın ve sana doğru yolu göstersin! Ebû Ubeyde şöyle demiştir: "es-Sedâd” doğru olmak demektir. İbn Kuteybe de böyle söylemiştir. Buradaki doğruluk sanki adaletli olmak demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yâ Eyyühellezîne (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ)

        İbn Fâris: Uzakta veya dikkati dağınık olanı uyarmak için kullanılan "yâ" (ey) nida edatı ile, muhatabı belirginleştiren "eyyühe" ve çoğul ilgi zamiri "ellezîne"nin (o kimseler) birleşimi olduğunu belirtir.

        Angelika Neuwirth: Kur'an'ın edebi kompozisyonunda bu hitabın sıradan bir sesleniş olmadığını tahlil eder. Bu nidanın, inananları diğer kabile ve gruplardan (müşriklerden veya münafıklardan) ontolojik olarak ayıran, onların tüm dikkatini ilahi bir buyruğa (takva ve doğru söze) çeken kurucu ve litürjik (ayinsel) bir cemaat inşası formülü olduğunu derinlemesine inceler.

        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris: "e-m-n" kökünün, ruhun sükûnet bulması, korku ve endişenin ortadan kalkması, emniyet, güven duymak ve bir gerçeği tereddütsüz tasdik etmek anlamlarına geldiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu: İman kavramını Medine döneminin o ağır sosyo-politik şartlarında semantik bir tahlile tabi tutar. İman edenlerin (âmenû), sadece pasif ve zihinsel bir inanç tasdikinde bulunmadıklarını; Allah'a ve elçisine kayıtsız şartsız güvenerek yeni bir ahlaki sözleşmeye imza atan, dedikodu ve iftiradan uzak durma iradesi gösteren eylemsel failler olduklarını belirtir.

        İttekullâhe (اتَّقُوا اللَّهَ)

        İbn Fâris: "v-k-y" kökünün, bir şeyi kendisine zarar verecek dış etkenlerden korumak, kalkan edinmek ve sakınmak manasına geldiğini; Allah lafzının ise her şeyin sığındığı ve boyun eğdiği mutlak otoriteyi nitelediğini kaydeder. İkisi birleştiğinde (Allah'a karşı takvalı olun), ilahi yasalara karşı koruyucu bir bilinç zırhı kuşanmayı ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Takva kavramının, insanın ruhunu, onurunu ve inancını günaha sürükleyecek her türlü eylemden (ve özellikle dilden dökülen yalanlardan) titizlikle koruması, ilahi sınırlar karşısında derin bir ürperti (sorumluluk bilinci) duyması ve kendini frenlemesi olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Ahzab Suresi'nin dedikodu, eziyet ve iftiralarla dolu o ağır tarihsel bağlamında takva emrinin işlevini inceler. Ayette takvanın hemen ardından "doğru söz söylemenin" emredilmesinin bir tesadüf olmadığını; takvanın salt soyut bir ibadet/ritüel ritmi değil, insanın ağzından çıkan her kelimeyi, her fısıltıyı kontrol altında tutan devasa bir "içsel murakabe (denetim)" mekanizması ve ontolojik bir uyanıklık hali olduğunu tahlil eder.

        Ve Kûlû (وَقُولُوا)

        İbn Fâris: "k-v-l" kökünün, bir düşünceyi, niyeti veya bilgiyi sesli harflerle ve belli bir söz dizimiyle dışarıya aktarmak, konuşmak ve söylemek manasına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Kavil eyleminin, zihindeki mananın iradi olarak dile dökülmesi olduğunu, emir kipinin çoğul yapısıyla (kûlû) tüm inananların bu söz ahlakından kolektif olarak sorumlu tutulduğunu açıklar.

        Kavlen (قَوْلًا)

        İbn Fâris: "k-v-l" kökünden türeyen masdar (mef'ul-i mutlak) formunda olduğunu, edilen sözün bizzat kendisini ve o konuşma eyleminin mahiyetini pekiştirerek ifade ettiğini kaydeder.

        Toshihiko Izutsu: "Kavil/Söz" kavramının Kur'an'ın iletişim ve değerler sistemindeki yerini analiz eder. Sözün (kavl) sıradan bir ses dizisi olmadığını, İslam'ın iletişim etiğinde sözün doğrudan doğruya bir "eylem" (speech act) olarak kabul edildiğini; dolayısıyla ağızdan çıkan yalan veya doğru bir lafın, fiziksel bir darbe veya sözleşme kadar hukuki ve ahlaki ağırlık taşıdığını semantik bir çerçevede vurgular.

        Sedîdâ (سَدِيدًا)

        İbn Fâris: "s-d-d" kökünün temel manasının, bir gediği kapatmak, bir açığı örtmek, bir şeyi doğrultmak, doğru hedefe nişan almak ve sarsılmaz/sağlam olmak manalarına geldiğini belirtir. Eğriliğin, yamukluğun ve boşluğun tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî: Sedad kavramının, sözün hem niyet olarak yalandan arınmış olmasını hem de pratik olarak tam hedefe (hakikate) isabet etmesini nitelediğini; içinde hiçbir pürüz, abartı, iftira, kıvırma veya boş laf barındırmayan mutlak doğru ve adil söz olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: İletişim psikolojisi bağlamında "Kavl-i Sedîd" (sağlam/doğru söz) tamlamasını tahlil eder. Medine toplumunu içeriden çökertmeye çalışan münafıkların yaydığı yalan haberlere (ircaf) ve peygambere yönelik asılsız dedikodulara karşı; inananların ağzından çıkan "sedîd" sözün, toplumsal güveni inşa eden yegane taşıyıcı kolon olduğunu, sözün çürüdüğü ve yamulduğu yerde toplumun da kaçınılmaz olarak çürüyeceğini derinlemesine inceler.

        Dücane Cündioğlu: "Sedîd" (sağlam/isabetli) sıfatının ontolojik ve felsefi estetiğini yorumlar. Kökündeki "gediği kapatmak ve hedefe ok atmak" metaforlarına dikkat çeker. Doğru sözün (kavl-i sedîd), insanın varoluşundaki ve toplumdaki o ahlaki açıkları (gedikleri) kapatan kusursuz bir sıva olduğunu belirtir. Yalanın o kaygan, dolambaçlı, şekilsiz ve korkak doğasına karşı; hakikatin dümdüz, net, cesur ve hedefe tam kalbinden saplanan o tavizsiz "ok" gibi pürüzsüzlüğünü temsil ettiğini kusursuz bir felsefi dille tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X