يَا قَوْمَنَٓا اَج۪يبُوا دَاعِيَ اللّٰهِ وَاٰمِنُوا بِه۪ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ahkaf Sûresi, 31. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ilahi davetçi, icabet, bağışlanma, ahkaf 31, acı azap, ahkaf suresi 31. ayet, ahkaf suresi, allah, azap, kavim, topluluk, halk, dua, mağfiret, iman, güven
-
“Ey halkımız! Allah’ın davetçisine uyun ve ona iman edin ki, Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi acılı azaptan korusun.”
Haber-i Vâhid Delildir
Ey halkımız! Allah'ın davetçisine uyun ve ona iman edin. Bu âyet, haber-i vâhid ile amelin gerekliliğine işaret eder. Çünkü Resûlullah’ın (s.a.) huzuruna giden, ondan Kur’ân’ı dinleyen ve kendisini tasdik eden cinlerin sayıları azdı. Onlar oradan kendi kavimlerine döndüklerinde, her biri kendi kabilesinin yanına gitmişti. Cinler taifesinin bir araya gelip toplanmış olmaları da mümkündür; orada da her biri kendi kabilesini Allah’ın davetçisine uymaya ve ona muhalefetten sakınmaya çağırmıştı. Söylediğimiz gibi bu haberi bireyler ve tek kişiler tarafından verilmiş olması muhtemeldir. Bu durum, amel konusunda haber-i vahidin delil olduğunu gösterir. Azîz ve Celîl olan Allah şöyle buyurdu: “Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak üzere geride kalmalıdır”. Söylediğimiz gibi bu âyetler, insanların bu emirleri kabul etmelerini ve onlara muhalif davranmaktan sakınmalarını gerektirdiğine göre insanlarda ve cinlerde haber-i vâhidle amel etmek açık ve meşhur bir uygulamadır. En doğrusunu Allah bilir.
Allah’ın davetçisine uyun! Buradaki uyma emriyle, tevhit inancı ve Allah’a iman kastedilmiş olabilir. Muamelât ile ilgili her emirde ve her şeyde ona uyun mânası da kastedilmiş olabilir. Aynı şekilde sonraki âyet de bu mânadadır: (Ahkaf, 32)
Yorumu Yorumla
-
Ecibu (أَجِيبُوا)
İbn Fâris, c-v-b (cim, vav, be) kökünün temel manasının bir şeyi yarmak, kesmek ve bir mesafeyi katetmek olduğunu belirtir; verilen cevabın sanki sessizliği yararak veya bir engeli aşarak muhataba ulaşması nedeniyle bu kökten türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "icâbet" kavramının kendisine yöneltilen bir sese, çağrıya veya talebe uygun bir eylemle karşılık vermek olduğunu; ayette cinlerin kavimlerine, Allah'ın davetçisine sadece kulak vermelerini değil, onun çağrısının gereğini yerine getirmelerini (icâbet etmelerini) emrettiklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın iletişimsel yapısında "dua" ve "nida" kavramlarının tam karşısında yer aldığını, Allah'tan veya elçisinden gelen dikey hitaba karşı insanın göstermesi gereken mutlak olumlu reaksiyonu temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir "teslimiyet daveti" olduğunu, cinlerin vahyin etkileyici gücü karşısında yaşadıkları ikna sürecini, toplumsal bir seferberliğe ve ilahi otoriteye kayıtsız şartsız boyun eğmeye (icâbet) dönüştürmeye çalıştıklarını vurgular.
Daiyallahi (دَاعِيَ اللَّهِ)
İbn Fâris, d-a-v (dal, ayın, vav) kökünün birini sesle çağırmak, ona yönelmek ve yardımını talep etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dâî" kelimesinin bir inanca, bir yola veya bir eyleme davet eden kişi anlamına geldiğini; "dâiyallâh" tamlamasının burada doğrudan Hz. Peygamber'i nitelediğini ve onun kendi adına değil, bizzat Allah adına ve O'nun mesajıyla insanları ve cinleri çağırdığını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, dâî kavramının Kur'an'ın semantik dünyasında "tebliğ" eyleminin faili olduğunu, bu ismin elçiye verilmesinin onun misyonunun özünü "çağrı ve davet" olarak tanımladığını analiz eder. Angelika Neuwirth, bu nitelemenin cinlerin perspektifinden peygamberin otoritesini meşrulaştırdığını; onun sadece bir beşer değil, ilahi bir ajandanın sözcüsü ve o aşkın makamın (Allah) aktif çağırıcısı (dâî) olarak algılandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cinlerin peygamberi "Allah'ın davetçisi" olarak tanımlamalarının, onun getirdiği mesajın evrenselliğini ve sadece insanlara değil, tüm irade sahibi varlıklara yönelik ilahi bir hitap olduğunu tescillediğini belirtir.
Aminu (آمِنُوا)
İbn Fâris, e-m-n (hemze, mim, nun) kökünün temel manasının korkunun zıddı olarak güven duymak, sükunete ermek ve bir şeyi doğrulamak (tasdik) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" eyleminin kalbin ilahi hakikatleri onaylayarak emniyet bulması olduğunu; ayette cinlerin kavimlerine, sadece davetçiyi dinlemekle kalmayıp ona kalben güvenmelerini ve getirdiği dini tam bir teslimiyetle tasdik etmelerini (âminû) emrettiklerini ifade eder. Toshihiko Izutsu, iman kavramının Kur'an'ın ahlaki ve ontolojik sisteminde "küfür" (inkar ve nankörlük) ile "şirk"in (ortak koşma) tam zıddı olarak konumlandığını; bu emir kipinin, kişiyi sahte otoritelerin yarattığı kaygıdan kurtarıp Allah'ın mutlak koruması altına sokan o büyük zihinsel ve ruhsal devrimi temsil ettiğini analiz eder.
Yağfir (يَغْفِرْ)
İbn Fâris, ğ-f-r (ğayın, fe, ra) kökünün asıl manasının bir şeyi örtmek, gizlemek ve dış etkilerden korumak olduğunu, savaşta başı koruyan miğfere de bu yüzden "miğfer" denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "mağfiret"in Allah'ın kulunun günahlarını rahmetiyle örtmesi, onları cezalandırmaktan vazgeçmesi ve kulunu bu hataların uhrevi kirinden koruması anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu fiilin bir şartın sonucu (cevap) olarak geldiğine dikkat çekerek; bağışlanmanın (yağfir) otomatik bir süreç olmadığını, ancak ilahi davetçiye icabet ve iman şartı yerine getirildiğinde tecelli eden bir lütuf olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, mağfiret kavramının ilahi merhametin (rahmet) bir uzantısı olduğunu, insanın işlediği günahların yarattığı ontolojik lekeyi ilahi iradenin kendi üzerine alarak sildiğini analiz eder.
Zunubikum (ذُنُوبِكُمْ)
İbn Fâris, z-n-b (zel, nun, be) kökünün bir şeyin kuyruğu, peşi ve sonu anlamına geldiğini; günaha "zenb" denilmesinin sebebinin, işlenen kötülüğün sahibini bir kuyruk gibi takip eden ve sonunda onu yakalayan acı akıbeti, yani cezasını ifade etmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zenb" (çoğulu zunûb) kelimesinin insanın fıtratına ve ilahi emirlere aykırı olarak gerçekleştirdiği, neticesi itibarıyla kendisine zarar veren her türlü hata ve suç olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın günah terminolojisinde bu kelimenin özellikle eylemin "sorumluluk ve sonuç" (kuyruk) boyutuna vurgu yaptığını; bağışlanmanın ise aslında insanın bu kötü sonuçlardan (zunub) kurtarılması anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin seçimiyle insanın geçmişteki hatalarının bir yük (kuyruk) olarak sırtına bindiği, iman ve icabetin ise insanı bu geçmişin ağırlığından kurtaran bir özgürleşme süreci olarak sunulduğunu belirtir.
Yucirkum (يُجِرْكُمْ)
İbn Fâris, c-v-r (cim, vav, ra) kökünün aslen yoldan sapmak ve meyletmek anlamına geldiğini, ancak birini himaye altına alıp saptırmak isteyenlerden veya tehlikeden korumak manasında "icâre" (koruma) formunun kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "icâre"nin (koruma) sığınma talebinde bulunan (müstecîr) birini her türlü korku ve baskıdan kurtarıp güvenli bir alana yerleştirmek olduğunu; ayette Allah'ın kendisine inananları cehennem azabından koruyup onlara sığınak (ecîr) olmasını ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin İslam öncesi Arap kabile hukukundaki "civâr" (himaye/komşuluk) geleneğiyle olan bağına işaret ederek, Kur'an'ın bu köklü sosyal güvenlik kurumunu teolojik bir boyuta taşıyıp Allah'ı mutlak koruyucu (mücîr) olarak konumlandırdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin müşrik kabile yapısındaki "güçlü olanın zayıfı koruması" algısına hitap ettiğini, ancak gerçek ve sarsılmaz himayenin (icâre) yalnızca Allah katında bulunabileceğini vurgulayan bir güvenlik vaadi içerdiğini ifade eder.
Azabin Elim (عَذَابٍ أَلِيمٍ)
İbn Fâris, a-z-b (ayın, zel, be) kökünün asıl manasının bir kimseyi niyetlendiği işten alıkoymak ve menetmek olduğunu; ilahi cezanın kişiyi huzurdan ve yaşam nimetlerinden kopardığı için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "elim" sıfatının e-l-m (hemze, lam, mim) kökünden geldiğini ve insanın içine işleyen, onu sarsan şiddetli acı anlamına geldiğini; bu ikili kullanımın azabın sadece engelleyici değil, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal olarak tahammül edilemez bir yakıcılıkta olduğunu nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "elim" sıfatının Kur'an'ın eskatolojik uyarılarda kullandığı en sarsıcı nitelemelerden biri olduğunu, azabın nesnel gerçekliğini muhatabın duygu dünyasına (acıya/eleme) indirgeyerek onu varoluşsal bir korkuyla sarsmayı amaçladığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla