قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِه۪ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَد۪ينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَٓا اَهْلَهَاۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 123. Ayet
Daralt
X
-
Firavun dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz öyle mi? Şüphe yok ki bu, halkını şehirden çıkarmak için orada kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!
Firavun dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz öyle mi? Bu beyan imanın sadece tasdikten ibaret olduğunu göstermektedir. Çünkü sihirbazlar "Biz âlemlerin Rabb'ine iman ettik" dediklerinde, onlar sadece tasdik ettikleri halde, Firavun onlara ona iman ettiniz öyle mi? demiştir. Bu, imanın sadece tasdikten ibaret olduğunu göstermektedir.
Şüphe yok ki bu, halkını şehirden çıkarmak için orada kurduğunuz bir tuzaktır. Bu, Firavun tarafından kavmine karşı zihin karıştırma türünden bir durumdur. Başlangıçta "Bu çok bilgili bir sihirbazdır" beyanında söylediğimiz gibi bu, kavmine karşı bir karıştırma ve çarpıtma ifadesidir. Bu kurduğunuz bir tuzaktır beyanı da böyledir. Bu, sihirbazların Mûsâ'nın Rabb'ine iman etmeleri gibi onlar iman etmesin diye onun tarafından kavmine karşı bir karıştırma ve çarpıtmadır. Bu kurduğunuz bir tuzaktır. Yani sizinle Mûsâ arasında üretmiş olduğunuz bir şeydir. Bu durum bir başka âyet-i kerîmede beyan edildiği gibidir: "Anlaşılıyor ki o size sihri öğreten büyüğünüzdür".
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerine dayanır. Geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs fiilidir. Öznesi Firavun'dur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının söz söylemek, harfleri bir araya getirerek bir beyanda bulunmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin Kuran'da sıradan bir hitaptan ziyade, iktidarın (otoritenin) kendi siyasi veya felsefi pozisyonunu bağlayıcı bir hüküm olarak ilan etmesi olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Firavun'un sihirbazların o şok edici secdesinin (ve tevhidi isyanının) hemen ardından paniğe kapılmadan (veya paniğini gizleyerek) "dedi" (kâle) eylemiyle söze girmesini, sarsılan otoriteyi yeniden tesis etme ve kitle psikolojisini yönetme refleksi olarak tahlil eder.
Fir'avnu (فِرْعَوْنُ)
Mısır krallarına verilen unvandır. Arapça etimolojik form olarak f-r-a-n köküne dayandırılsa da aslen yabancı bir kelimedir.
El-Cevâlîkî, bu kelimenin saf Arapça olmadığını, Acemce (Arapça dışı) kökenli olup dile yerleştiğini (mu'arreb), zamanla kendini tanrılaştıran her diktatör için kullanılan evrensel bir mecaza dönüştüğünü belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin evrensel etimolojisini tahlil ederek Eski Mısır dilindeki "Per-aa" (Büyük Ev / Yüce Saray) kökünden geldiğini, İbranice (Par'ōh) ve Süryanice üzerinden Arapçaya girdiğini filolojik kanıtlarla ortaya koyar.
Patricia Crone, bu eylem anında "Firavun" isminin zikredilmesini siyasi bir bağlamda okur. Sihirbazlar az önce "Âlemlerin Rabbine inandık" diyerek Firavun'un rabliğini reddetmişlerdir. Kuran, burada konuşanın sıradan bir inkarcı değil, "Büyük Saray"ın (devletin) bizzat başındaki o mutlak otokrat olduğunu belirterek, ihanete uğramış (ve karizması çizilmiş) diktatörün o ilk savunma psikolojisini sahneler.
Âmentüm (آمَنْتُمْ)
Kelimenin etimolojik kökü e-m-n (hemze-mim-nun) harflerine dayanır. İf'al babında, ikinci çoğul şahıs geçmiş zaman fiilidir. Arapça gramerinde soru edatı (hemze) metinden düşürülmüş olsa da, vurgu ve tonlama yoluyla istifham (soru/şaşkınlık) ifade eder ("İman mı ettiniz? / İnandınız ha!").
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının nefsin sükûnete ermesi, şüphe ve korkunun yok olması, güven duymak (emniyet) ve bir şeyi tasdik etmek olduğunu belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), soru edatı kullanılmadan doğrudan fiille (âmentüm) yapılan bu vurgunun retorik ve psikolojik şiddetini inceler. Firavun'un bu hitabı bir gerçeği öğrenme sorusu değil; mutlak bir şokun, kibrin, inkârın ve tahkirin (aşağılamanın) dışa vurumudur. İhaneti hazmedemeyen devlet aklının "Bunu nasıl yaparsınız?" şeklindeki o ezici sorgulama tonudur.
Bihî (بِهِ)
Arapçada "bâ" harf-i ceri ve "hî" (Ona / Allah'a veya Mûsâ'ya) aidiyet zamirinin birleşimidir. İman eyleminin kime yöneldiğini gösterir.
Kable (قَبْلَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-b-l (kaf-be-lam) harflerinden oluşur. Zaman zarfıdır.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeye yüzünü dönmek, yönelmek, ön taraf ve "ba'd" (sonra) kelimesinin mutlak zıddı olarak zaman bakımından "öncelik" (geçmiş/önce) olduğunu belirtir.
En Âzene (أَنْ آذَنَ)
"En" mastar edatı ile e-z-n (hemze-zel-nun) kökünden gelen birinci tekil şahıs (ben) muzari fiilinin birleşimidir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının kulak (üzün), dinlemek, duymak ve birine bir iş için ruhsat (izin) vermek, müsaade etmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "izn" kavramının bir iradenin (otoritenin), kendisinden talep edilen bir eyleme boyun eğerek veya lütufta bulunarak onay vermesi, kısıtlamayı kaldırması olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Firavun'un "Ben size izin vermeden önce" (kable en âzene) şeklindeki bu cümlesini totaliter/diktatöryal aklın en sarsıcı manifestosu olarak derinlemesine tahlil eder. Otoriter rejimlerde (Firavunizmde), devlet sadece bedeni veya ekonomiyi kontrol etmez; insanın vicdanını, kalbini ve inancını da ipotek altına alır. Firavun için inanç (iman), hakikatin keşfi değil, tamamen "devletin iznine" ve bürokratik onaya tabi olan politik bir lütuftur. Kendi memurlarının (sihirbazların) ondan "izin" almadan kalplerini başka bir Rabbe (hakikate) açmaları, Firavun'un o güne kadar kurduğu teolojik ve siyasi tahakkümün kalbinden vurulmasıdır.
Angelika Neuwirth, bu ifadeyi Geç Antik Çağ'ın emperyal hukuk (imperial decree) mantığı üzerinden okur. Dini inançların kabulü veya reddi, ancak imparatorun fermanıyla (izniyle) mümkündür. Bireysel şuur (özgür irade) suçtur; meşruiyet sadece kralın izninden geçer.
Leküm (لَكُمْ)
"Sizin için / size."
İnne (إِنَّ)
Arapçada "şüphesiz ki, muhakkak" anlamlarına gelen, cümlenin içeriğini tartışılmaz kılan ve kitleleri kendi söylemine ikna etmek için kullanılan tekit (pekiştirme/propaganda) edatıdır.
Hâzâ (هَٰذَا)
Arapçada "bu, şu" anlamına gelen ism-i işarettir. Ortada dönen olayı, yani sihirbazların Mûsâ'ya inanıp secde etmeleri durumunu işaret eder.
Le-Mekrun (لَمَكْرٌ)
Tekil bir isimdir. Kökü m-k-r (mim-kef-ra) harflerine dayanır. Başındaki "lam" (lam-ı tekit) "inne" edatını destekleyerek vurguyu zirveye taşır. "Kesinlikle çok büyük bir tuzak/komplodur."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının hile yapmak, sinsi ve gizli bir plan kurmak, muhatabı fark ettirmeden asıl hedefinden saptırmak ve aldatmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mekr" kavramının Kuran terminolojisinde, bir kimseyi veya toplumu meşru olmayan yollarla, kurgulanmış sinsi oyunlarla kendi niyetinden (veya inancından) çevirmek üzere kurulan stratejik tuzak olduğunu açıklar.
Gabriel Said Reynolds, "mekr" (komplo/tuzak) kelimesinin Firavun tarafından kullanılmasını mükemmel bir politik saptırma (demagoji) olarak tahlil eder. Firavun, sihirbazların aydınlanmasını ve ilahi hakikatin tecellisini (mucizeyi) teolojik bir bağlamda tartışamaz; çünkü tartışırsa yenilecektir. Bu yüzden olayı anında kriminalize ederek, onu "devlete karşı kurulmuş sinsi bir siyasi komplo" (mekr) olarak etiketler.
Patricia Crone, iktidarın bu "komplo teorisi" inşasını devlet ideolojisi üzerinden okur. Otoriter rejimler, halkın gözü önünde kendi bürokratlarından (sihirbazlardan) gelen bu ihaneti meşrulaştırmak zorundadır. Firavun kitlelere dönüp "Görüyor musunuz, bu bir mucize veya hidayet değil; bu adam (Mûsâ) ile bizim sihirbazlarımız daha önce gizlice anlaşıp devleti devirmek için ortak bir 'kumpas/komplo' (mekr) kurmuşlar" mesajını vererek, mucizenin etkisini (hakikati) siyasi bir ihanet sosuyla zehirler.
Mekertümûhü (مَكَرْتُمُوهُ)
Aynı m-k-r (mim-kef-ra) kökünden ikinci çoğul şahıs geçmiş zaman fiili ve cümlenin nesnesini ifade eden "hü" zamirinin birleşimidir. "Sizin (aranızda anlaşıp) kurduğunuz bir tuzak/kumpas."
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette aynı kökten kelimenin (mekrun mekertüm) peş peşe kullanılmasındaki (meftul-i mutlak benzeri) o abartılı retorik şiddeti tahlil eder. Firavun bu komployu o kadar büyütür ve o kadar vurgular ki, halkın zihninde sihirbazların o saf gözyaşlarını ve secdelerini; karanlık, haince ve önceden milimi milimine hesaplanmış bir "vatan hainliği" eylemine dönüştürür.
Fîl-Medîneti (فِي الْمَدِينَةِ)
Kelimenin etimolojik kökü m-d-n (mim-dal-nun) veya d-y-n (dal-ye-nun) harflerine dayandırılır. Başındaki "fî" zarfı "içinde" anlamı katar.
İbn Fâris, kelimenin "d-y-n" kökünden geldiğini kabul ederek asıl anlamının itaat ve hukuk (yasa) olduğunu; "m-d-n" kökünden ise bir yerde yerleşik kalmak (medeniyet kurmak) olduğunu belirtir. Medîne, yasası ve kuralları olan başkenttir.
Arthur Jeffery, kelimenin evrensel etimolojisini inceler ve Aramicedeki "mdīntā" kelimesinden geldiğini, salt bir coğrafyayı değil, siyasi iktidarın ve yargının merkezini (jurisdiction) ifade ettiğini belirtir.
Michael Cook, "şehirde/başkentte" (fîl-medîneti) vurgusunu jeopolitik bir kışkırtma (provokasyon) olarak okur. Firavun, olayı çölde veya taşrada geçen basit bir olay değil, bizzat "Başkentte/Devletin merkezinde" kurulan bir komplo olarak sunarak, işlenen suçun devletin bekasına yönelik en büyük tehdit olduğunu halkına ilan eder.
Li-Tuhricû (لِتُخْرِجُوا)
"Li" (için/amacıyla) harf-i ceri ile h-r-c (hı-ra-cim) kökünden gelen muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilin birleşimidir. "Çıkarmanız, sürmeniz için."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin içinden dışına çıkması, bulunduğu mekânı terk etmesi (huruç) ve girmenin (duhul) mutlak zıddı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ihrâc" eyleminin bir bireyi veya toplumu ait olduğu topraklardan, vatanından, evinden kendi iradesi dışında zorla söküp atmak, sürgün etmek olduğunu açıklar.
Minhâ (مِنْهَا)
"Ondan / oradan." "Min" harfi ve "medîne" (şehir) kelimesine dönen müennes "hâ" zamiridir.
Ehlehâ (أَهْلَهَا)
Tekili "ehl" olan kelimenin etimolojik kökü e-h-l (hemze-he-lam) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının yakınlık, ünsiyet, bir kimsenin ailesi, yandaşları, ona en yakın olan (ve ona yakışan) kimseler olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Firavun'un "Halkını (ehlehâ) bu şehirden sürmek için" şeklindeki iftirasını (propagandasını) muazzam bir kitle manipülasyonu olarak tahlil eder. Firavun, tevhidi uyanışı ezmek için din kozunu değil, doğrudan "milliyetçilik ve vatan/toprak elden gidiyor" kozunu oynar. Mûsâ'nın aslında Mısırlıları kovmak gibi bir amacı yoktur; o sadece köle İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarmak (kurtarmak) ister. Ancak Firavun, halkı korkutmak ve onları bu yeni imana (hakikate) karşı öfkelendirmek için "Bunlar sizin vatanınızı işgal edip sizi (şehrin asıl sahiplerini) sürgün edecekler" diyerek kitlelerin varoluşsal/demografik korkularını (survival anxiety) tetikler.
Fe-Sevfe (فَسَوْفَ)
Arapçada "fe" (takibiye/sonuç) edatı ile uzak veya yakın gelecekte kesin olarak gerçekleşecek bir eylemi, genellikle bir tehdidi veya vaadi bildiren "sevfe" (ileride, yakında) edatının birleşimidir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın ayetteki psikolojik terör (korkutma) işlevini inceler. Firavun "sizi hemen öldüreceğim" demez; eylemi zamana (sevfe) yayarak, cezanın o sarsıcı beklentisini muhatabın (sihirbazların) zihnine bir işkence gibi zerk eder. Bu kelime, kibrin ve devlet terörünün soğukkanlı tehdididir.
Ta'lemûn (تَعْلَمُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü a-l-m (ayn-lam-mim) harflerine dayanır. İkinci çoğul şahıs muzari fiildir. "Bileceksiniz / Öğreneceksiniz."
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir nesneyi diğerlerinden ayıran alameti (izi) bilmek, bir şeyi zihinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde idrak etmek ve mutlak bilgi sahibi olmak (cehlin zıddı) olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın anlambiliminde Firavun'un bu kelimeyi ("Bileceksiniz") kullanmasını muazzam bir epistemolojik tezat (çatışma) olarak tahlil eder. Sihirbazlar az önce ilahi hakikati "bilmiş/öğrenmiş" ve ona secde ederek (âmennâ) ontolojik bir aydınlanma yaşamışlardır. Firavun ise kendi kurumsal yalanı (sihri) iflas edince, onlara ruhsal veya felsefi bir bilgi (ilim) sunamaz; aksine, onlara verebileceği tek "bilgi" (ta'lemûn), devletin o acımasız kılıcı, fiziksel işkence ve ölümdür. Hakikatin ilmine karşı, diktatörün işkence (acı) ilmi sahneye sürülmüştür. "Yakında (başınıza ne geleceğini) bileceksiniz."
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla