وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 96. Ayet
Daralt
X
-
O ülkelerin insanları inansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat yalanladılar; biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.
O ülkelerin insanları inansalar ve günahtan sakınsalardı. Yani şiddet ve belaya uğradıktan sonra helak edilmeden önce İnansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne bereket kapıları açardık. Yani onlar, gökten ve yerden her türlü hayra ulaşırlardı. Bereket, hiç zahmet çekmeden elde edilen her türlü hayrın adıdır. Bereket, yorulmadan ve zorlanmadan elde edilen her şeydir. Cenab-ı Hak burada, eğer onlar iman etseler ve günahtan sakınsalardı, Onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapılarını açacağını belirtmekte, iman etmezler ve kendilerine yapılan uyarıları unuttukları takdirde onlara yine her şeyin kapısını açacağını söylemekte, fakat bereketten söz etmemektedir. Bereketten bahsetmediği ayette, onlara açtığı her kapıyı kısacağına ve onlara zarar vereceğine, imandan sonra bereketten söz ettiği ayette ise onlara hiçbir yorgunluk ve zarar gelmeyeceğine işaret etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Fakat yalanladılar, yani peygamberleri yalanladılar, Biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik. Buradaki Fakat yalanladılar mealindeki ayetin, Allah'ın onlara verdiği nimetleri, yani peygamberleri yalanladılar anlamına gelmesi muhtemeldir. Biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik, yani o yalanlamaları yüzünden onları yakaladık. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve Lev (وَلَوْ)
Arapçada "ve" atıf (bağlaç) harfi ile "lev" şart (eğer/şayet) edatının birleşimidir. İlerleyen cümlenin gerçekleşmemiş, ancak varsayımsal (şarta bağlı) bir ideal durumu (veya kaçırılmış bir fırsatı) tasvir ettiğini bildirir.
Enne (أَنَّ)
Arapçada cümlenin anlamına kesinlik, pekiştirme ve vurgu katan "şüphesiz ki, muhakkak ki" anlamlarındaki edattır. Şart cümlesinin (lev) içine yerleşerek, eğer bu şart yerine getirilseydi sonucun mutlak ve tartışılmaz bir gerçekliğe dönüşeceğini işaret eder.
Ehle (أَهْلَ)
Kelimenin etimolojik kökü e-h-l (hemze-he-lam) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının ünsiyet kurmak, aşinalık, bir şeye ait olmak ve bir mekânın/evin asıl mensupları olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kavramının Kuran'da sıradan bir kalabalığı değil; aynı mekânı, aynı sosyal yapıyı, inancı veya kültürü paylaşan organik sosyolojik topluluğu ifade ettiğini açıklar.
El-Kurâ (الْقُرَىٰ)
Tekili "karye" olan bu kelimenin etimolojik kökü k-r-y (kaf-ra-ye) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir araya toplamak, cem etmek ve suyu bir havuzda biriktirmek (kary) olduğunu belirtir. İnsanların bir araya gelip kalabalıklar halinde toplandığı yerleşim yerlerine (kent/kasaba) bu birikme özelliğinden dolayı "karye", çoğuluna ise "kurâ" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, insanların hukuki, ticari ve sosyal bir düzen içinde yaşadıkları medeni yerleşim merkezleri olduğunu ifade eder.
Michael Cook, "kurâ" (şehirler/kasabalar) kavramını Geç Antik Çağ Arabistan'ının sosyolojisi ekseninde okur. Kuran'ın hitabı, çölde yaşayan dağınık bedevilerden ziyade, medeniyet kurmuş, ticari ağları olan ve kibrin kurumsallaştığı yerleşik "şehir halklarına" (ehle'l-kurâ) yöneliktir. Medeniyet, aynı zamanda en büyük ahlaki imtihan alanıdır.
Âmenû (آمَنُوا)
Kelimenin etimolojik kökü e-m-n (hemze-mim-nun) harflerine dayanır. Geçmiş zaman, üçüncü çoğul şahıs fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının nefsin (ruhun) sükûnet bulması, korkunun yerini güvenin (emniyetin) alması, tasdik etmek ve emanete hıyanet etmemek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "iman" eyleminin hakikate mutlak surette bağlanarak o gerçeğe (ve onun yasalarına) teslim olmak, içsel bir onay mekanizması geliştirmek olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki sisteminde imanın işlevini analiz eder. Şehir halklarının (ehl-i kurâ) iman etmesi, sadece zihinsel bir teoloji (tanrı inancı) değildir. Bu, şehirlerindeki sömürüyü, putperestliği ve adaletsizliği bırakarak ilahi nizama ontolojik bir "güven" (emniyet) duymalarıdır.
Vettekav (وَاتَّقَوْا)
Kelimenin etimolojik kökü v-k-y (vav-kaf-ye) harflerinden oluşur. İfti'al babında, "ve" bağlacıyla bağlanmış geçmiş zaman çoğul fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi zarardan korumak, araya engel/kalkan koymak ve muhafaza etmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "takvâ" ve "vikâye" kavramlarının, insanın kendi nefsini (ruhunu ve fıtratını) ilahi cezayı veya ahlaki çöküşü gerektirecek her türlü kötülükten (günahlardan) koruması, ahlaki bir zırh kuşanması olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kuran'da "iman" ve "takva" kavramlarının peş peşe (âmenû vettekav) gelişini ontolojik bir tamamlayıcılık olarak tahlil eder. İman, hakikati tasdik edip içsel bir duruş belirlemek iken; takva, bu inancın sosyal hayatta, ticarette ve insan ilişkilerinde "koruyucu bir eyleme" (ahlaki pratiğe) dönüşmesidir. İman ağaç ise takva onun dış dünyadaki meyvesi ve koruyucu kabuğudur.
Lefetahnâ (لَفَتَحْنَا)
Kelimenin etimolojik kökü f-t-h (fe-te-ha) harflerine dayanır. Başındaki "lam" (lam-ı tekit) kesinlik ve pekiştirme bildirir. Birinci çoğul şahıs (biz) geçmiş zaman fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının kapalılığı gidermek, kilitli olanı açmak, düğümü çözmek ve kapalılığın (kilitliliğin) mutlak zıddı olmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "feth" eyleminin sadece fiziksel kapıların açılmasını değil, maddi veya manevi rızıkların, lütufların ve ilimlerin önündeki engellerin ilahi bir kudretle kaldırılmasını da ifade ettiğini açıklar. "Kesinlikle açardık" vurgusu, ilahi lütfun hazinelerinin sonsuzluğunu gösterir.
Aleyhim (عَلَيْهِمْ)
"Onların üzerlerine." Arapçada kuşatıcılık, üstünlük ve bolluk bildiren "alâ" harf-i ceri ile "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. Berekâtın (lütufların) onları her yönden kuşatarak adeta sağanak halinde tepelerinden ineceğini resmeder.
Berekâtin (بَرَكَاتٍ)
Tekili "bereket" olan kelimenin etimolojik kökü b-r-k (be-ra-kef) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının devenin göğsünü yere vurup çökmesi (sabitlenmesi) olduğunu belirtir. Suyun toplanıp biriktiği ve kalıcı olduğu yere "birke" denilir. Buradan hareketle, ilahi hayrın, nimetin ve lütfun bir yerde sabitlenmesi, sürekli olması, artması ve tükenmemesine "bereket" adı verilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "bereket" kavramının, az gibi görünse de içindeki ilahi hayrın sürekli ve kalıcı olması, eşyanın fıtri potansiyelini aşarak tükenmez bir fayda üretmesi olduğunu açıklar.
Arthur Jeffery, kelimenin evrensel din dillerindeki kökenini inceleyerek, Aramice/Süryanice "būrkā" ve İbranice "brk" (kutsama, ilahi lütuf) kavramlarıyla derin bir teolojik ortaklığa sahip olduğunu belirtir.
Patricia Crone, Kuran'ın ekonomi politiğinde "bereket" kavramını tahlil eder. Bereket, Câhiliye'nin "kâr" veya "servet maksimizasyonu" kavramlarından tamamen farklıdır. Câhiliye aklı, zenginliği kurnazlıkla elde edilen bir istifleme (sayısal çokluk) olarak görürken; Kuran, gerçek zenginliğin (bereketin) göklerin ve yerin sahibine ahlaken boyun eğmekle (takva ile) sabitlenen, eksilmeyen ilahi bir lütuf (quality over quantity) olduğunu ilan eder.
Mines-Semâi (مِنَ السَّمَاءِ)
Kelimenin etimolojik kökü s-m-v (sin-mim-vav) harflerine dayanır. Başındaki "min" (den/dan) edatı kaynak bildirir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının yükseklik, yücelik ve üstte olan her şey olduğunu belirtir. İnsanın başının üstünde yer alan ve yeryüzünü kuşatan gök kubbeyi ifade eder. Yağmurun, güneşin ve kozmik lütufların kaynağıdır.
Vel-Erdı (وَالْأَرْضِ)
Kelimenin etimolojik kökü e-r-d (hemze-ra-dat) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının alt, zemin, ayak basılan yer ve aşağıda olan mekân olduğunu belirtir. Bitkilerin, madenlerin ve yeryüzü nimetlerinin kaynağıdır.
Angelika Neuwirth, "Gökten ve yerden" (mines-semâi vel-erdı) formülünü Geç Antik Çağ'ın kozmolojik tasavvuru bağlamında okur. Bu ikili (gök ve yer), evrenin bütünlüğünü, mikro ve makro kozmosu temsil eder. Toplum iman ve takva zırhına büründüğünde, yaratılış nizamı onlara karşı düşmanlık etmeyi bırakır; gök ve yer (tüm evren) adeta kucaklaşarak kendi fıtri hazinelerini (berekâtı) mutlak bir uyum (ahenk) içinde o topluma sunar. Ekolojik ve ekonomik refah, ontolojik itaate (iman ve takvaya) bağlanmıştır.
Ve Lâkin (وَلَٰكِنْ)
Arapçada istidrak (fakat, ancak, ne var ki) bildiren bağlaçtır. Varsayımsal (ideal) cümlenin bitip, acı tarihsel gerçekliğe aniden geçiş yapılacağını gösteren sert bir retorik dönemeçtir. İlahi lütuf bütün kapılarıyla hazırdı, "fakat..." diyerek insanın trajik seçimi ifşa edilir.
Kezzebû (كَذَّبُوا)
Kelimenin etimolojik kökü k-z-b (kef-zel-be) harflerine dayanır. Tef'îl babında geçmiş zaman çoğul fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının gerçeğe aykırı konuşmak, yalan söylemek ve doğruyu asılsız kurgularla örtmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tekzîb" eyleminin Kuran'da sıradan bir reddediş değil; gelen ilahi elçileri, mucizeleri ve rasyonel kanıtları inatla, kibirle ve kasıtlı olarak yalanlamak, hakikati iptal etmeye çalışmak olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki diyalektiğinde tekzib eylemini ontolojik ve epistemolojik bir başkaldırı olarak tahlil eder. Şehir halklarının (kurâ) iman yerine yalanlamayı (kezzebû) seçmeleri, bilmemekten değil, kibirden kaynaklanır. Onlar, göğün ve yerin bereketine (helal yola) talip olmak yerine; sömürüye, faize ve hileye dayanan kendi yozlaşmış sistemlerini tercih etmişler ve hakikate bilinçli bir düşmanlık sergilemişlerdir.
Fe-Ehaznâhüm (فَأَخَذْنَاهُمْ)
Kelimenin etimolojik kökü e-h-z (hemze-hı-zel) harflerinden oluşur. Başındaki "fe", yalanlamanın (tekzibin) ardından ilahi cezanın kaçınılmaz ve ardışık bir sonuç olarak geldiğini bildiren takibiye edatıdır. "Biz onları yakalayıverdik."
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi elde tutmak, almak, kuşatmak, yakalamak ve kaçmasına hiçbir şekilde fırsat vermeyecek biçimde sıkıca kavramak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ahz" eyleminin ilahi otoritenin, suçüstü yakalanan suçluyu (mücrimi) aniden ve şiddetle teslim alması bağlamında kullanıldığını ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiildeki birinci çoğul şahıs (Biz yakaladık / ehaznâ) kullanımını tahlil eder. Felaketlerin (deprem, kıtlık, fırtına) faili doğrudan Yüce Yaratıcı olarak gösterilir. Bu eylem, yalanlamanın küstahlığına karşı evrenin sahibinin mutlak, tartışılmaz ve ezici müdahalesidir. "Bereket" beklenen gök ve yer, inkârın sonucunda "azabın" (yakalayışın) aracına dönüşmüştür.
Bimâ Kânû (بِمَا كَانُوا)
"Bâ" harf-i ceri, "mâ" ilgi zamiri ve k-v-n kökünden gelen "kânû" fiilinin birleşimidir. "İdi oldukları/yaptıkları şeyler sebebiyle" anlamına gelir. "Bâ" harfi burada "nedensellik/sebep" (sebebiyye) bildirerek, helakin keyfi olmadığını, doğrudan doğruya kendi eylemlerinin bir sonucu olduğunu vurgular.
Yeksibûn (يَكْسِبُونَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-s-b (kef-sin-be) harflerine dayanır. Muzari fiildir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi toplamak, aramak, emek vererek elde etmek ve bir çıkar/menfaat peşinde koşmak olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kesb" eyleminin insanın kendi aktif çabası, iradesi ve ameliyle kendisine fayda (veya kötülük) olarak kazandırdığı, bilerek işlediği fiiller olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu kapanış kelimesini "kesb teorisi" ve ilahi adalet (teodise) ekseninde derinlemesine inceler. Allah şehir halklarını helak etmiştir (ehaznâhüm), ancak bunun yegane faturası ve sebebi insanların kendi iradeleriyle "kazandıkları/ürettikleri" (yeksibûn) kötülüklerdir. Kuran'a göre felaket, göklerden inen zalim ve nedensiz bir öfke krizi değildir; felaket, insanın bizzat kendi ahlaki ve eylemsel çürümesiyle ilmik ilmik ördüğü (kesb ettiği) ve ilahi yasanın (sünnetullahın) sadece karşılık verdiği (infaz ettiği) nesnel bir adalettir. İnsan, kendi yıkımının (veya bereketinin) yegâne mimarıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla