فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْۚ فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِر۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
A'râf Sûresi, 93. Ayet
Daralt
X
-
Şuayb onlardan ayrıldı ve (bu arada) 'Ey kavmim!' dedi, Ben size Rabb'imizin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kafir bir kavme nasıl acırım!
Onların helak edildiklerini görünce Şuayb onlardan ayrıldı. Ey kavmim! dedi, ben size Rabb'imizin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim mealindeki ayeti daha önce açıklamıştık. Artık kafir bir kavme nasıl acırım! Yani beni yalanlayan, bana düşmanlığı seçen ve benim düşmanım olan bir kavme nasıl üzülürüm? Onlar benim düşmanım iken ben onlar için nasıl kederlenirim?
İşte sonunda Şuayb, Artık kafir bir kavme nasıl acırım! dedi. Şuayb aleyhisselamın bu sözü, onların helak edileceğini ve başlarına ilahi azabın geleceğini anladığında söylemiş olması mümkündür. Yani belirtilen işleri yaptıktan sonra ben artık onlar için üzülmem. Bazıları burada takdim-tehir bulunduğunu söyler. Bu sözü Şuayb, Cenab-ı Hak "inananları tehdit edip her yolun başında (pusu kurup) oturmayın!" buyurduğunda söylemiş, bu işleri yapan bir kavme ben nasıl üzülürüm, demişti.
Yorumu Yorumla
-
Fe-Tevellâ (فَتَوَلَّىٰ)
Kelimenin etimolojik kökü v-l-y (vav-lam-ye) harflerine dayanır. Tefâ'ul babında geçmiş zaman fiilidir. Başındaki "fe" harfi, helakin (depremin) hemen ardından gelen eylemsel sonucu bildirir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının iki şey arasında hiçbir engel kalmayacak şekilde yakın olmak, yönelmek ve sırtını dönüp gitmek (tevellî) gibi zıt anlamları bir arada barındırdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tevellî" eyleminin, kişinin yüzünü çevirerek birinden veya bir yerden uzaklaşması, onlarla olan tüm bağlarını fiziksel ve duygusal olarak koparması olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımını sosyo-teolojik bir kopuş olarak okur. Şu'ayb peygamberin helak edilmiş Medyen şehrine ve ceset yığınlarına "sırtını dönüp gitmesi" (tevellâ), sadece fiziksel bir ayrılışı değil; ilahi mesajı inatla reddeden bir toplumla peygamberlik kurumu arasındaki teolojik bağın ve şefkatin tamamen, geri dönülemez bir şekilde kesildiğini (ontolojik bir kopuşu) simgeler.
Anhüm (عَنْهُمْ)
Arapçada "an" (den/dan/hakkında) edatı ile "hüm" (onlar) zamirinin birleşimidir. "Onlardan uzaklaşarak" anlamına gelir ve ayrılığın hedefini (helak olan elitleri ve toplumu) netleştirir.
Ve Kâle (وَقَالَ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-l (kaf-vav-lam) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının söz söylemek, beyanda bulunmak olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın hitabet sanatında bu eylemi eşsiz bir "eskatolojik nekro-diyalog" (ölülerle konuşma) sahnesi olarak tahlil eder. Şu'ayb peygamber, cansız yatmakta olan eski düşmanlarına (kavmine) dönüp "dedi/konuştu" (kâle) eylemini gerçekleştirir. Bu konuşma, onları ikna etmek için değil; tarihe, vicdanlara ve tüm insanlığa bırakılan mutlak bir ahlaki veda ve teolojik bir kapanış konuşmasıdır (epilog).
Yâ Kavmi (يَا قَوْمِ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-m (kaf-vav-mim) harflerine dayanır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının ayağa kalkmak, dikilmek ve bir arada eylemde bulunan insan topluluğu olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin belli bir kan veya asabiyet bağı etrafında toplanmış kitleyi ifade ettiğini belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin sonundaki "yâ" (benim) iyelik ekinin bu apokaliptik sahnede kullanılmasındaki muazzam trajediyi tahlil eder. Yeryüzüne kapaklanmış ve kendisini defalarca sürmekle, öldürmekle tehdit etmiş bir düşman kalabalığına karşı Şu'ayb'ın hala "Ey benim kavmim" diyerek seslenmesi; peygamberin taşıdığı derin varoluşsal ıstırabı ve intikam hırsından tamamen arınmış o ulu, şefkatli duruşu yansıtan sarsıcı bir retorik şaheseridir.
Lekad (لَقَدْ)
Arapçada pekiştirme ve kesinlik bildiren "lam" harfi ile eylemin gerçekleştiğini teyit eden "kad" edatının birleşimidir. "Andolsun ki, yemin olsun ki, kesinlikle" anlamlarına gelir. İlerleyen beyanın doğruluğunu tartışmaya kapatır.
Eblağtüküm (أَبْلَغْتُكُمْ)
Kelimenin etimolojik kökü b-l-ğ (be-lam-ğayn) harflerinden oluşur. İf'al babında, geçmiş zaman birinci tekil şahıs fiilidir. Sonundaki "küm" (size) zamiridir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir hedefe, son noktaya veya ulaşılması gereken menzile tam olarak varmak, erişmek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "iblâğ" ve "tebliğ" eylemlerinin, bir mesajı veya bilgiyi muhatabına hiçbir eksiklik bırakmayacak şekilde kusursuzca iletmek olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu eylemi peygamberlik müessesesinin "ontolojik sorumluluktan aklanması (ibra)" olarak değerlendirir. Şu'ayb'ın ölü bedenlere "Size kesinlikle ulaştırmıştım" (eblağtüküm) demesi, ilahi mahkemede kendi elçilik görevinin (risâletin) kusursuzca ifa edildiğine dair bir savunmadır. Şirk koşup helak olanlar, "biz duymadık, bizim haberimiz yoktu" mazeretinden ebediyen mahrum bırakılmışlardır.
Risâlâti (رِسَالَاتِ)
Tekili "risâlet" olan kelimenin etimolojik kökü r-s-l (ra-sin-lam) harflerine dayanır. Çoğul formdadır (mesajlar/elçilik görevleri).
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi usulca serbest bırakmak, belli bir amaca yönlendirmek ve bir elçiyle göndermek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "risâlet" kavramının, üstün bir otorite (Allah) tarafından gönderilen ilahi emirler, yasaklar ve uyarılar bütünü olduğunu açıklar.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki "shlaḥ" (mesaj iletmek, yasa göndermek) kavramıyla ortak bir dini arkaplana dayandığını belirtir. Kuran'da çoğul formun (risâlât) kullanılması, iletilen uyarıların tek bir konudan ibaret olmadığını; ahlak, tevhid ve ekonomik adalet gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösterir.
Rabbî (رَبِّي)
Kelimenin etimolojik kökü r-b-b (ra-be-be) harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi onarmak, koruyup gözetmek ve malik olmak olduğunu belirtir. Şu'ayb'ın "Rabbimin mesajları" demesi, getirdiği kuralların (özellikle ekonomik yasaların) kendi zekasının ürünü değil, mutlak aşkın bir otoritenin tasarımı olduğunu yineliyor.
Ve Nesahtu (وَنَصَحْتُ)
Kelimenin etimolojik kökü n-s-h (nun-sad-ha) harflerine dayanır. Birinci tekil şahıs geçmiş zaman fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün iki ana eksene sahip olduğunu belirtir: Birincisi saflık, arılık ve katışıksız olmaktır. İkincisi ise yırtık bir elbiseyi iğne iplikle dikmek, onarmak ve iki yakayı birleştirmektir. Dolayısıyla "nush", birine karşı içinde hiçbir menfaat barındırmayan saf bir iyilik dilemek ve onun manevi yırtıklarını onarma çabasıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "nush" kavramının, kalbi her türlü hileden ve çıkar beklentisinden arındırarak muhatabın salt faydası ve kurtuluşu için ihlasla çabalamak olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimeyi "varoluşsal bir terapi ve onarım" eylemi olarak tahlil eder. Şu'ayb'ın "Size saf bir iyilikle öğüt verdim / Sizi onarmaya çalıştım" (nesahtu) beyanı, kapitalist kibrin ve hırsın parçaladığı o bozuk toplumu iyileştirme çabasıydı. Peygamber elinden geleni yapmış, ancak hasta, doktorun sunduğu ilacı (adaleti) reddederek kendi helakini bizzat hazırlamıştır.
Leküm (لَكُمْ)
"Sizin için, size" anlamlarına gelir.
Fe-Keyfe (فَكَيْفَ)
Arapçada "fe" (öyleyse/o halde) ve "keyfe" (nasıl) soru edatının birleşimidir. Cevap bekleyen bir sorudan ziyade, durumun imkansızlığını, mantıksızlığını ve ulaşılan nihai teolojik sonucu (taaccüb ve inkarı) vurgulayan retorik bir sorudur.
Âsâ (آسَىٰ)
Kelimenin etimolojik kökü e-s-y (hemze-sin-ye) harflerine dayanır. Birinci tekil şahıs muzari fiildir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının derin üzüntü, keder, kaybedilen bir şeyin ardından yaşanan acı ve aynı zamanda tedavi etmek/iyileştirmek (muâsât) olduğunu belirtir. Tabibe "âsî" denmesi de yarayı sarmasındandır.
Râgıb el-İsfahânî, "esef/esâ" kavramının insanın kalbinde hissettiği, onu içten içe tüketen, bir felaket veya kayıp karşısında duyulan çok şiddetli ve derin psikolojik ıstırap (hüzün) olduğunu açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kuran'ın ahlaki sisteminde bu duygusal kopuşu (fe-keyfe âsâ / ben nasıl üzülürüm?) derinlemesine analiz eder. Peygamber, kendi insani keder kapasitesini sorgulamaktadır. Kendi iradeleriyle fıtratı bozan, insanları ezen ve ilahi düzene (mizana) örgütlü bir savaş açan bir toplum için yas tutmak (âsâ); evrensel adalete ve Allah'ın mutlak yargısına karşı duygusal bir çelişki (ihanet) olacaktır. Bu, peygamberane şefkatin, ilahi adalet karşısında geri çekilerek aklın ve hakikatin safında yer almasıdır.
Angelika Neuwirth, bu retorik soruyu Geç Antik Çağ'ın "mersiye/ağıt" (elegy/lamentation) gelenekleri bağlamında okur. Dönemin kültüründe yıkılan şehirler veya ölen kabileler için uzun ve acıklı ağıtlar yakmak bir onur meselesidir. Kuran, Şu'ayb peygamberin ağzından bu geleneksel ağıtı ("Nasıl üzülebilirim ki?") aniden kesip atarak; teolojinin, kabilevi ve bedensel yas tutma ritüellerinin önüne geçişini (putları kırışını) sahneler.
Alâ (عَلَىٰ)
"Üzerine, hakkında, -e karşı" anlamına gelen harf-i cerdir.
Kavmin (قَوْمٍ)
Kelimenin etimolojik kökü k-v-m (kaf-vav-mim) harflerinden oluşur. İnsan topluluğu, kabile, millet.
Kâfirîn (كَافِرِينَ)
Tekili "kâfir" olan kelimenin etimolojik kökü k-f-r (kef-fe-ra) harflerine dayanır. İsm-i fâil çoğuludur ve hal/sıfat bildirir.
İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi örtmek, üstünü kapatmak ve gizlemek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "küfr" kavramının ilahi lütuflara nankörlük etmek ve gerçeği (hakikati) inatla, kibirle ve kasıtlı olarak örtbas etmek olduğunu ifade eder.
Gabriel Said Reynolds, "kâfir" sıfatının kapanış cümlesindeki teolojik işlevini inceler. Şu'ayb'ın "Kafir bir kavme nasıl üzülebilirim?" cümlesindeki "kafir" tanımlaması, ağıt yakılmamasının (üzülmemenin) hukuki ve ahlaki gerekçesidir. Onlar sadece ölmüş sıradan vatandaşlar veya akrabalar değillerdir; onlar, adaletin, ölçünün ve hakikatin üstünü bilerek örten (k-f-r), evrensel düzeni bozan aktif düşmanlardır. Suçun bu mahiyeti, onlar üzerinde her türlü insani hüznü ve merhameti geçersiz kılmıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla