Özet

Kimi çevre ve topluluklarda bazen Kur’an’ın tercümesinin yapılamayacağı, Kur’an’ın meâlinin hazırlanabileceği, bu ikisinin birbirinden çok farklı şeyler olduğu, birbirinin yerine kullanılmalarının doğru olmadığına dair çeşitli konuşmalara şahit olmaktayız. Kimi zaman da “Kur’an tercümesi” ifadesini kullanan kimseler hakkında Kur’an’a dair farklı yaklaşım ve inanca sahip kimselermiş gibi bir zannın belirdiğini görmekteyiz. Bu araştırmada “meâl” ve “tercüme” kavramları temelinde “Kur’an meâli” ve “Kur’an tercümesi” tabirlerinin arasında anlam ve mefhum farkının olup olmadığı, bu iki tabirin birbirinin yerine kullanılıp kullanılamayacağı meseleleri ele alındı. Bu kapsamla bağlantılı olarak, Kur’an’ı başka bir dile tercüme etmenin mümkün olup olmadığı, bunun dinî hükmünün ne olduğu, Kur’an’ın başka bir dile aktarımı faaliyetinin ilk defa ne zaman ve kim tarafından başlatıldığı, Kur’an’ın Türkçeye tercüme faaliyetlerinin ülkemizdeki sürecinin nasıl ilerlediği, şu an hangi durumda bulunduğu vb. sorulara da cevap arandı. Araştırmada tümevarım yaklaşımı benimsenerek, doküman analizi tekniği uygulandı. Bu maksatla öncelikle problemin ve soruların cevabına dair bilgiler içeren veri kaynaklarına ulaşmak üzere geniş literatür taraması yapıldı. Tarama sonunda ulaşılan eserler, doküman analizi yöntemiyle incelendi. Bu çerçevede İbn Manzûr’un Lisânü’l-ʿArab’ı, Tehânevî’nin Keşşâfu ıṣṭılâḥâti’l-fünûn’u gibi Arapça sözlükler, İbn İshâk’ın Siyer’i, Zehebî’nin Târîḫu’l-İslâm’ı gibi İslam tarihine dair eserler, Süyûtî’nin el-İtḳān’ı, Zürkânî’nin Menâhilü’l-ʿirfân’ı gibi Kur’an ilimlerine dair eserler, Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı tefsiri ve Muhammed Hamîdullah’ın “Kur’ân-ı Kerîm Tarihi, Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe Yazma Tercümeleri” başlıklı makalesi ve Şemseddin Sami’nin Kâmûs- ı Türkî adlı sözlüğü araştırmada başvurulan belli başlı kaynaklardan bazılarıdır.

Giriş

Kimi çevre ve topluluklarda bazen Kur’an’ın tercümesinin Kur’an meâlinden çok farklı bir şey olduğu, bu tabirlerin birbirinin yerine kullanılmalarının doğru olmadığına dair çeşitli konuşmalara şahit olmaktayız. Kimi zaman bu konuşmalarda, “Kur’an tercümesi” tabirini kullanan kimselerin Kur’an’a dair farklı yaklaşım ve inanca sahip kimselermiş gibi algılandığını da görmekteyiz. Kur’an lafzıyla aynıyla tercüme edilemediğinden onun anlamlarının dilimizdeki yegâne karşılıkları olan meâller, bu insanlar tarafından kutsal metinler gibi addedilmektedir. Bunlara göre, Kur’an tercüme edilemez sadece meâlleri hazırlanabilir. Meâl ise tercümeden çok farklı bir şeydir. Bu sebeple, “Kur’an tercümesi” tabiri de kullanılamaz. Bunu kullananların Kur’an algısında sorun vardır, onlar Batının düşünce ve kavramlarından etkilenmişlerdir.

Bu araştırma, “Kur’an tercümesi” ve “Kur’an meâli” meselesini ele almakta ve başlıca şu sorulara cevap aramaktadır: Kur’an meâli, Kur’an tercümesinden çok farklı bir şey midir? Kur’an başka bir dile tercüme edilebilir mi? Kur’an’ın başka bir dile tercüme edilmesine gerek ve ihtiyaç var mıdır? Kur’an’ı başka bir dile tercüme etmenin dindeki hükmü nedir? Kur’an başka bir dile ilk defa ne zaman ve kim tarafından tercüme edilmiştir? Kur’an’ın başka bir dile tercümesinin tarihî serüveni nasıldır? Günümüzde Kur’an’ın Türkçe tercümelerinde durum nedir?

Bu konulara dair açıklamalar geçmişte birçok çalışmada ele alınmıştır. Bunlardaki bilgiler birbiri ile bağlantısız olarak ayrı ayrı yerlerde bulunmaktadır. Bu araştırmanın onlardan farkı, meseleyi toplumsal bir problem bağlamında ele alması ve geniş bir alanda dağılmış olarak bulunan verilerden elde ettiği bulgularla söz konusu problemin çözümüne katkı sağlamaya çalışmasıdır. Böylece toplumda bu meseleye dair gözlemlenen yanlış kanaat ve tutumu düzeltmeye katkı sağlamayı hedeflemektedir. Bu yönüyle geçmiş çalışmaları tamamlayıcı nitelikte olduğu söylenebilir.

Araştırma konusu Kur’an ilimleri, Fıkıh, İslam tarihi ve siyer, Arap dili, Türk dili gibi birçok alanla ilgili olduğundan geniş bir literatür taramasını ve doküman incelemesini gerektirdi. Böylece konuyu doğrudan ele alan veya dolaylı olarak bilgi veren birçok kaynağa başvuruldu. Bu çerçevede İbn Manzûr’un Lisânü'l-'Arab’ı, Zebîdî’nin Tâcü'l-Carûs'u, Tehânevî’nin Keşşâfu ıştılâhâti'l-fünûn'u, Ebü'l-Bekâ’nın el- Külliyyâtı, İbn İshâk’ın Siyer 'i, İbn Sa'd’ın et-Tabakâtü’l-kübrâ 'sı, Zehebî’nin Târîhu'l- İslâm’ı, Süyûtî’nin el-İtkan’ı, Şâtıbî’nin el-Muvafakatı, Zürkânî’nin Menâhilü'l-cir/ân’ı, Serahsî’nin el-Mebsûtu, Zehebî’nin et-Tefsîr ve'l-mifessirûn'u, Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur'an Dili adlı tefsiri, Hamîdullah’ın “Kur'an-ı Kerim Tarihi ve Kur'an-ı Kerîm'in Türkçe Yazma Tercümeleri” başlıklı makalesi ve Şemseddin Sami’nin Kâmûs- ı Türkî’si ve Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük’ü çalışmada başvurduğumuz kaynaklardan bazılarıdır.

Araştırmada tümevarım yaklaşımı benimsendi ve doküman analizi tekniği uygulandı. Bu maksatla öncelikle problemin ve soruların cevabına dair veri içerebilecek kaynakları tespit etmek üzere kapsamlı literatür taraması gerçekleştirildi. Tarama sonunda tespit edilip ulaşılan eserler, doküman analizi yöntemiyle incelendi. Veri kaynaklarından toplanan bilgiler doküman analizi yöntemiyle mahiyet ve niteliğine göre incelenerek tasnif edildi. Verilerin işlenmesi ve analizinden elde edilen bulgular ve ulaşılan sonuçlar önceden belirlenmiş bir sistematiğe göre yazıya geçirildi.

1. Tercüme ve Meâl

Burada “meâl” ve “tercüme” kavramlarının mana ve mefhumları belirlenecektir. Böylelikle bu iki kavramın birbirinin yerini alabilecek denk ve eşit kavramlar olup olmadığı görülecektir. Buradan elde edilecek bilgi, Kur’an meâli ve Kur’an tercümesi ifadelerinin birbirinin yerine kullanılıp kullanılamayacağının da anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.

1.1. Tercüme

Tercüme kelimesinin aslı, Arapça terceme olup, dilimizde galat-ı meşhur olarak tercüme şeklinde kullanılmaktadır. Tercüme (terceme) kelimesi sözlükte “Bir sözü, ulaşmadığı kimseye iletme, bir dilden bir başka dile aktarma, kendi dilinde veya başka bir dilde daha anlaşılır hâle getirme” ve “başka bir dile aktarılmış olan söz” anlamlarına gelmektedir. Herkesçe bilinen, yaygın manada tercüme, bir sözü bir başka dilde dengi bir söz ile aynen ifade etme işlemi ve bu işlem sonucu ortaya çıkan ürün demektir. Türk dilinde çeviri, çevirme kelimeleri tercüme ismiyle aynı anlamdadır. Bu işi yapana mütercim, tercüman, çeviren, çevirici ve çevirmen denir. Bununla beraber tercüman ve mütercim isimleri arasında kaynak dildeki sözün sözlü veya yazılı olmasına göre bir ayrım vardır. Tercüman, bir dilde söylenen sözü başka bir dile sözlü olarak çeviren; mütercim ise yazılı bir metni yazılı olduğu dilden başka bir dile yazılı olarak aktaran kimse hakkında kullanılır.

Tercüme, bir metin veya sözü başka bir dilde yeniden inşa etmektir. Bu inşa faaliyeti iki şekilde gerçekleşir:

a. Bir dildeki sözü veya metni, kelimelerini diğer dilde en yakın karşılıklarıyla birebir değiştirmek suretiyle aynıyla yeniden inşa etmek. Sözü veya metni, diğer dilde olabildiği ölçüde hiçbir kelimesini bırakmadan, kelimesi kelimesine, aynen ifade etmeyi hedeflediği için bu tür çeviriye harfî tercüme denmiştir. Tercüme/çeviri denilince öncelikle kastedilen ve anlaşılan bu çeşit tercümedir. Harfî tercüme, kelime merkezlidir; kaynak dildeki kelimenin anlamı tespit edilir ve hedef dilde onun yerine aynı anlamda başka bir kelime getirilir. Böylece kaynak dildeki anlamın yanı sıra kelime sayısı, cümle çatısı ve üslûbun da hedef dilde aynıyla korunması hedeflenir. Bu sebeple, harfî tercümenin uzun veya edebî metinlerde uygulanması zordur.

b. Bir sözü veya metni, başka bir dilde anlam bakımından yeniden inşa etmek. Söz veya metnin anlamı hedef dile yorum katkılı olarak aktarıldığından bu tarz tercümeye tefsîrî tercüme denir. Tefsîrî tercümede önemli olan, kaynak dildeki anlam ve mesajın hedef dilde en iyi şekilde ifade edilmesidir. Bu yüzden tefsîrî tercümenin, bir dilden başka bir dile anlam aktarımı olduğu söylenebilir. Bu tercümenin harfî tercümedeki gibi kaynak dildeki her bir kelimeye hedef dilden karşılık bulma gibi katı kuralları yoktur. Kaynak metnin kelime sayısı, cümle çatısı ve üslûbu öncelikle gözetilmesi gereken hususlar değildir. Mütercime sağladığı esneklik ve serbestlik avantajıyla tefsîrî tercüme günümüzde en çok tercih edilen tercüme çeşididir.

1.2. Meâl

Meâl kelimesi de tercüme kelimesi gibi Arapçadan dilimize geçmiştir. Arap dilinde “geri dönmek” anlamına gelen meâl kelimesi Türkçe sözlüklerde maksat; mana, mefhum; öz, özet, meydana gelen, ortaya çıkan şey, sonuç, netice gibi anlamlara gelmektedir.

Son dönem Osmanlı Türkçesinde mana, mefhum karşılığında kullanılırken zamanla bir sözün veya metnin başka bir dile nasıl ve ne türlü aktarıldığını bildiren örfî bir anlam kazanmıştır. Bu bağlamda meâlen kelimesi, bir sözün veya metnin, kelimesi kelimesine aynen olmaksızın, asıl anlatılmak istenileni, özünü ifade edecek şekilde, anlamca, özet olarak aktarılması anlamında kullanılmıştır.

1.3. Kur’an Meâli ve Kur’an Tercümesi

Meâl kavramı, ilim geleneğimize ilk defa Elmalılı Hamdi Yazır’la girmiştir. O, tefsirine Yeni Meâlli Türkçe Tefsîr adını koyarak “meâl” kavramına “Kur’an’ın başka bir dile kelimesi kelimesine aynen değil, mana ve mesajının aktarılması” şeklinde özel bir anlam kazandırmıştır. Elmalılı’dan itibaren Kur’an’ın metnini, kelimesi kelimesine olmaksızın, mana ve maksadını bildirecek şekilde Türk diline aktarma işlemine meâl denmesi bir teamül hâline gelmiştir. Kur’an’ın, söz konusu aktarma işlemi sonunda ortaya çıkan yorum katkılı Türkçe anlamını içinde bulunduran kitaplara meâl denmesi de aynı teamülün bir tezahürüdür.

Geçen kavramlar üzerinde düşünüldüğünde, bir metin veya sözü başka bir dile meâlen aktarmanın onu tefsîrî olarak tercüme etmekle aynı veya çok benzer bir faaliyet olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla hakikatte meâl, Kur’an’ın açıklama ve yorum katkılı (tefsîrî) tercümesinden başka bir şey değildir. Bu tercümeye meâl denmesinde, Kur’an’ı başka bir dilde kelimesi kelimesine, cümle çatıları, söz dizgesi ve üslûplarıyla aynen ve eksiksiz tercüme etmenin imkânsız olduğu; Kur’an’ın ancak anlam ve mesajlarının asıllarına yakın şekilde fakat biraz eksiğiyle tercüme edilebileceği anlayışı etkili olmuştur. Diğer yandan bu isimlendirme, bir tevazu ve haddi bilmenin ifadesi olmasının yanı sıra Kur’an’ı yorumdan arındırılmış şekilde tercüme etmenin mümkün olmadığını peşinen kabul etmenin de göstergesidir.

2. Kur’an’ın Tercümesine Duyulan İhtiyaç

Kur’ân-ı Kerîm, bu dünyanın geçici sakinlerine, ömür sermayelerini boş yere harcamamaları, en kârlı şekilde değerlendirmeleri için Allah’ın tanıdığı son şans ve yegâne fırsattır. İnsanlara düşen, bu fırsattan azami ve en iyi biçimde yararlanmak; Kur’an’ı okumak, anlamaya çalışmak, anlattıkları üzerinde zihin yormak, öğüt ve ibret almak ve böylelikle ömür sermayelerini en kârlı biçimde değerlendirmektir.

Allah, insanı muhatap almış ve Kur’an vasıtasıyla ona konuşmuştur. Allah tarafından kendisine söylenenleri anlaması, insanın en temel hakkı ve aynı zamanda kulluk görevidir. İnsan bu hak ve görevi doğrudan veya dolaylı olarak yerine getirmekle sorumludur. İnsan, Kur’an’ın anlam ve mesajlarını okuyup anladıkça kendisinin, Allah’tan başkasına kulluk etmeyecek saygınlık ve şerefte yüce bir varlık olduğunun bilincine erecektir.

Fakat Kur’an’ı anlamak, bu son ilâhî fırsattan istifade etmek, Kur’an’ın dili Arapçayı bilmeyen insanlar için nasıl mümkün olacaktır? Bunu gerçekleştirmenin iki yolu vardır: Bunlardan biri, bütün insanlara Arapçayı öğretmek, diğeri de Kur’an’ı insanların kendi dillerine tercüme etmektir. İlk seçenek hem maddî hem de manevî bakımdan imkânsızdır, ayrıca buna gerek de yoktur. Bu durumda geriye tek yol kalmaktadır: Kur’an, insanların kendi dillerine tercüme edilecektir.

Kur’an, anlamak ve öğüt almak isteyene Allah tarafından anlam ve mesajları kolaylaştırılmış evrensel bir kitaptır. O, belli bir coğrafyanın, zamanın ve toplumun insanlarına özgü olmayıp, inmeye başladığı andan itibaren dünya durdukça bütün insanlık için gönderilmiş ilahî bir rehberdir. Onun her zaman güven veren ve en iyiye götüren rehberliğinden faydalanmak ise ancak söylediklerini anlamakla mümkündür. Dolayısıyla bütün insanlığın kendine muhatap olduğu bir kitabın dünya dillerine tercüme edilmesi kaçınılmazdır.

3. Kur’an’ın Tercümesinin İmkânı

Kur’an, üslûbu ve anlamlarıyla akıllara durgunluk veren, hayrette bırakan edebî bir mucizedir. Onu başka bir dilde kelimesi kelimesine, aynen ifade edebilmek imkânsızdır. Zira bu, onu, anlamlarının yanı sıra cümle çatısı, söz dizgesi, üslûbu, fesahat, belâgat ve i’câzına denk bir şekilde yeniden inşa etmek demektir ki, bu mümkün değildir. Çünkü Kur’an, lafız ve manasıyla, üstün belâgat ve i’câzıyla bir benzeri asla getirilemeyecek nitelikte bir kitaptır.

Kur’an’ın başka dillere tercümesinin zorunluluk ve büyük ihtiyaç olması, Kur’an’ın tercümesinin imkân dâhilinde olduğunun aklî bir göstergesidir. Yüzyıllardan beridir yapılan pek çok çalışma ve dünya dillerinde hazırlanmış binlerce meâl, bütün zorluklarına rağmen Kur’an’ın anlam ve mesajını, Arapça bilmeyen insanlara kendi dillerinde anlaşılır bir şekilde ifade etmenin mümkün olduğunu göstermektedir.

Bununla beraber hazırlanan meâller, tercüme yöntem ve teknikleri bakımından ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, eksik ve kusurlu olmaktan kurtulamayacaklardır. Zira Kur’an ilahî, meâl ise beşerîdir. İlahî olan karşısında beşerî olanın eksik ve kusurlu olmasından başkası mümkün değildir. Meâl yazarından Kur’an’ı aynıyla başka bir dilde inşa etmesini beklemek, insan takatinin üstünde bir işi ondan istemektir. Öte yandan, Kur’an’ı başka bir dile anlam olarak dahi tercüme etmenin aşırı meşakkat ve zorluğuna bir de bazı meâl yazarlarının beceriksizliği; Arap dili ve belâgatı ile Türk dili ve belâgatındaki ilmî ve amelî yetersizlikleri ve İslâmî ilimlerdeki bilgisizlikleri eklenince meâllerdeki çeviri hataları haddi aşacaktır. Fakat her hâlükârda meâl yazarlarından, en azından Kur’an’ın anlam ve mesajını mümkün mertebe en doğru ve en kusursuz şekilde hedef dile aktarmaları beklenir. Bu, yapmaya teşebbüs ettikleri kutlu işin ve dinin onlara yüklediği bir görev ve sorumluluktur.

Günümüzde meâl yazıcılığına ek olarak, meâlleri çeşitli yönlerden ele alıp inceleyen, eleştiren, eksik ve hatalarına çözüm önerileri sunan ve böylece Kur’an’ın anlam ve mesajının bir başka dile olabildiğince isabetli şekilde aktarılmasını amaçlayan çalışmalar da her geçen gün artarak yapılmaktadır. Meâlleri, özellikle âyetlerde başvurulan dil ve üslûbu Türkçeye mümkün mertebe aktarma yönüyle inceleyen çalışmaların sayısının artırılması gerekmektedir. Bu çalışmaların ışığında hazırlanacak meâller, okura Kur’an’ın anlamının yanında edebî estetiğini de olabildiğince hissetme ve etkilenme imkânı verecektir.

4. Kur’an’ı Tercüme Etmenin Dinî Hükmü

Kur’an’ın başka bir dile tercümesinin din bakımından caiz olup olmadığı meselesinde İslam âlimleri, Kur’an’ın i’câzî özellikleri sebebiyle harfî/literal tercümesinin imkânsız olduğu, bu yüzden caiz olmadığı hususunda hemfikirdirler. Kur’an’ın tefsîrî/meâlen tercümesine gelince, İslam âlimleri, Kur’an’ın bu şekilde tercümesinin mümkün ve bu tercümeye duyulan büyük ihtiyaç dolayısıyla bu tercümenin caiz olduğunu söylemişlerdir. Hatta bazıları, Kur’an’ın tercümesine duyulan ileri derecedeki ihtiyaçtan ötürü dünya dillerinde Kur’an meâlleri hazırlamanın farz olduğunu bildirmiştir.

5. Kur’an’ın Tercümesinin Tarihsel Süreci ve Meâl Geleneğimiz

Kur’an başka bir dile ilk olarak Hz. Peygamber döneminde tercüme edilmiştir. Ancak bu ilk tercümeler, Kur’an’ın tamamını kapsamamış, bazı âyet ve surelerle sınırlı kalmıştır. Habeşistan’a hicret eden Müslümanların sözcüsü Ca’fer b. Ebû Tâlib’in (öl. 8/629), Habeş Necâşîsi Ashame b. Ebcer (öl. 9/630) ile maiyetinin huzurunda okuduğu Kur’an’ın din âlimleri ve saray mensupları için Habeş diline tercüme edilmesi, o dönemde gerçekleştirilen Kur’an’ın tercümesi faaliyetlerine bir örnektir.

Allah Resûlü (sav) tarafından Arap olmayan komşu ülkelerin devlet başkanlarına yazılan diplomatik mektuplarda bulunan âyetlerin gönderilen elçiler tarafından muhataplarına tercüme edilmesi ve Selman-ı Fârisî’nin (öl. 36/656 [?]) bazı İranlıların talebi üzerine onlar için Fatiha sûresini Farsçaya tercüme etmesi de Allah Resûlü’nün döneminde Kur’an’ın tercümesine yönelik faaliyetlerden bazılarıdır.

Kur’an metninin tamamını kapsayan ilk tercüme, 127/745 yılında Berberî dilinde yapılmış; fakat bu tercüme günümüze ulaşmamıştır. Kur’an’ın günümüze ulaşan en eski tam metin tercümesi, Sâmânî devleti hükümdarlarından I. Mansûr b. Nûh b. Nâsır’ın (öl. 350/961) emriyle Horasan ve Mâverâünnehirli âlimlerden oluşan bir heyet tarafından yapılan, beraberinde Taberî tefsirinin özetinin de yer aldığı Farsça çeviridir.

Türkler İslam dinine girdikleri dönemlerde Uygur alfabesini kullandıklarından Kur’an’ın ilk Türkçe tercümesi de Uygur dilinde yapılmıştır. Fakat bazı âyetlerin Uygurca tercümelerini içeren belgeler bulunmakla beraber Kur’an’ın bütününün Uygurca tercümesi bulunmamaktadır. Kur’an’ın günümüze ulaşmış ilk Türkçe tam metin tercümesi Oğuz lehçesinde olup, yukarıda sözü geçen Farsça tercüme model alınarak hazırlanmıştır. Mütercimi bilinmeyen ve müellif nüshası mevcut olmayan bu tercümenin bazı müstensih yazmaları günümüze ulaşmıştır. Bunların en eskisi, Şîrazlı Muhammed b. Hâc Devletşah’a ait olup, 734/1334 yılında yazılmıştır.

Selçuklu ile Osmanlı’nın ilk dönemlerinde öğretim ve ilim dili Arapça olduğundan Kur’an’ın tercümesine fazla ihtiyaç duyulmamış ve bu yöndeki girişimler çok rağbet görmemiştir. Bu tür faaliyetler sınırlı bir çerçevede ve genellikle taşralarda yürütülmüştür.

Bugünkü anlamdaki şekliyle Türkçe meâl geleneği, 19. yüzyılda Tanzimat’ın ilanından hemen sonra (1839-1876), ulusçuluk ve Türkçülük akımıyla başlamıştır. Bu dönemde yayımlanan Kur’an tercümeleri genellikle Kur’an’ın Farsça çevirilerinin Türkçeye tercümesinden ibaret olup bunların da sayısı fazla değildir.

20. yüzyılda II. Meşrutiyet’in ilanıyla (1908’de) birlikte ulusçuluk ve Türkçülük ideolojisinin artan etkisiyle Türkçe Kur’an düşüncesi ortaya atılmış ve Kur’an’ın Türkçeye tercümesine olan rağbet artmıştır. Böylece I. Dünya Savaşı’nın başlarında (1914), Bâbıâli’nin ilk Türk yayıncılarından İbrahim Hilmi Çığıraçan (öl.1963) Kur’an’ın tam metin ilk Türkçe tercümesini basmaya başlamış; fakat tercümenin Zeki Megamiz adlı bir Suriyeli Hristiyan tarafından yapıldığı ve savaşta Osmanlı aleyhine bir propaganda malzemesi olarak kullanılmak istendiği anlaşılınca ilk beş formasından sonra basımı devlet tarafından durdurulmuştur.

Kur’an’ın Türkçeye tercümesi faaliyetleri, Cumhuriyet döneminde de artarak devam etmiştir. Ne var ki, Cumhuriyet, II. Meşrutiyetin devamı niteliğinde olduğundan bu dönemde yayımlanan Kur’an tercümeleri de öncekiler gibi siyasî maksatlı olmuştur. Bazı yayıncılar da bu durumu fırsat bilip, Kur’an’ın tercümesini ticarî kazanç kaynağına dönüştürmüşlerdir. Neticede Arapça bilgisi yetersiz, İslami ilimlerden liyakatsiz pek çok kimse tarafından Kur’an’ın yanlışlarla dolu Türkçe tercümeleri yayımlanmıştır.

Bu durum üzerine 1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği, Mehmet Akif Ersoy’u Kur’an’ı tercüme etmekle, Elmalılı Hamdi Yazır’ı tefsir yazmakla görevlendirmiştir. Mehmet Akif Ersoy’un, başladığı tercüme işinden vazgeçmesi üzerine tercüme görevi de Elmalılı’ya verilmiştir. 1925 yılında yazılmaya başlanan tefsirin ilk cildi Yeni Meâlli Türkçe Tefsir adıyla 1935 yılında yayımlanmıştır. Elmalılı, Kur’an’ı başka bir dile noksansız tercüme etmenin imkânsız olduğu; Kur’an’ın ancak, anlamlarının aslına yakın şekilde, fakat biraz noksanı ile ifade edilebileceği anlayışıyla kitabını tercüme yerine meâl diye isimlendirmiştir. Böylece ilk defa onunla başlayan Kur’an’ın Türkçe tercümelerinin meâl olarak adlandırılması, bir gelenek olmuştur. Diğer yandan, Elmalılı’nın bu tefsiriyle birlikte devletin, resmî meâl ve tefsir hazırlatma geleneği de başlamıştır.

1928 yılında harf devrimiyle birlikte yayıncılık alanında ve buna bağlı olarak Kur’an’ın Türkçeye tercümesi faaliyetlerinde kısa bir duraklama dönemi yaşanmıştır. Osmanlı alfabesinin bırakılıp, Latin alfabesinin kullanılmaya başlandığı bu dönemde Latin harfleriyle hazırlanan yeni tercümelerin yanı sıra daha önce Osmanlı alfabesiyle yayımlanan ve yanlışları sebebiyle ilim çevresinden ağır eleştiriler alan bazı tercümeler bu defa Latin harfleriyle yeniden basılmıştır.

1980’li yıllardan itibaren meâlcilik akımının artan etkisiyle meâl okuma alışkanlığı artmış; buna bağlı olarak meâl yazım ve yayımında gözle görülür büyük bir artış olmuştur.

Meâlleri inceleyen ve denetleyen bir mekanizmanın olmamasının yol açtığı serbest ortamda meâl yayımcılığı, dinî bir ihtiyacı giderme maksadından sapmış, âdeta ticarî nitelik kazanmıştır. 65 dilde 2 bin 672 adet basılmış Kur’an tercümesinin %95’ini sırasıyla Farsça, Türkçe ve Urduca tercümelerin oluşturduğu göz önüne alındığında Türkçe meâl çalışmalarının oldukça yaygın ve yoğun şekilde yürütüldüğü söylenebilir. Hemen hemen her cemaatin ve dinî yayıncılık yapan her yayınevinin, kendi anlayış ve meşrebine uygun meâli bulunmaktadır. Kısa zaman aralıklarıyla bir yenisinin dolaşıma girmesinden dolayı meâllerin tam sayısı hakkında kesin rakam vermek güç olmakla birlikte bugün bu sayı 200’ü aşmıştır.

2018 yılında Yeni hükümet sistemine geçişin ardından Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’na meâlleri denetleme yetkisi verilmiştir. Böylece Diyanet, İslam dininin temel nitelikleri açısından sakıncalı olduğu tespit edilen meâllerin basım ve yayımının durdurulmasına, dağıtılanların toplatılması ve imha edilmesine, yayının internet ortamında yapılması hâlinde yayına erişimin engellenmesine karar verebilecektir. Diyanet bu yetkiyi etkin ve dürüst bir şekilde ve ehil kişiler eliyle işletebilirse, Türkçe meâllerde bir nitelik iyileşmesinin mümkün olacağı umulur. Böylece lafzı, üstün belâgat ve i’câzıyla kelimesi kelimesine, aynıyla olmamakla beraber Kur’an’ın diriltici anlam ve mesajları, asıllarına yakın şekilde, daha az eksikle, anlamak ve öğüt almak isteyenlerin istifadesine sunulmuş olacaktır.

Sonuç

Kur’ân-ı Kerîm, insanoğluna ömür sermayesini boş yere tüketmemeleri, en kârlı şekilde değerlendirmeleri için Allah’ın tanıdığı son şans ve yegâne fırsattır. Bu son fırsattan istifade edebilmek için onun söylediklerine kulak vermek gerekmektedir. Bu durum, anadili Arapça olmayanlar için Kur’an’ın dünya dillerine tercüme edilmesini ihtiyaç ve zorunluluk haline getirmektedir. Bu durum, Kur’an’ın tercümesinin mümkün olduğunu göstermektedir.

Tercüme, bir metin veya sözü başka bir dilde aynıyla veya anlam olarak yeniden inşa etme faaliyetidir. Metin veya sözün diğer dilde aynıyla inşa edilmesine harfî; anlam olarak inşa edilmesine ise tefsîrî tercüme denilmektedir. Kur’an, üstün belâgat ve i’câzıyla bir benzeri asla getirilemeyecek bir kitap olduğundan onu kelimesi kelimesine bütün dil ve edebiyat özellikleriyle birlikte aynıyla başka bir dilde yeniden inşa etmek mümkün değildir. Fakat onun anlam ve mesajlarını biraz eksik veya fazlasıyla, başka dillere aktarmak mümkündür. Bunun mümkün ve aynı zamanda zorunluluk ve ileri derecede bir ihtiyaç olması sebebiyle bazı âlimlere göre Kur’an meâlleri hazırlamak farzdır, bu işi kimse yapmadığı takdirde ehliyet ve liyakat sahibi herkes bundan dolayı sorumlu olacaktır. Yüzyıllardan beridir dünya dillerinde hazırlanmış binlerce meâl bu sorumluluğun yerine getirildiğini göstermektedir.

Kur’an başka bir dile ilk olarak Hz. Peygamber döneminde tercüme edildiği bilinmektedir. Ancak bu ilk tercümeler, Kur’an’ın tamamını kapsamamış, bazı âyet ve surelerle sınırlı kalmıştır. Kur’an metninin tamamını kapsayan ilk tercüme, 127/745 yılında Berberî dilinde yapılmış; fakat bu tercüme günümüze ulaşmamıştır. Kur’an’ın günümüze ulaşan en eski tam metin tercümesi Farsçadır. Kur’an’ın günümüze ulaşmış ilk Türkçe tam metin tercümesi ise, Oğuz lehçesinde olup, söz konusu Farsça tercüme model alınarak hazırlanmıştır.

Bugünkü anlamdaki şekliyle Türkçe meâl geleneği, 19. yüzyılda Tanzimat’ın ilanından hemen sonra ulusçuluk ve Türkçülük akımıyla başlamıştır. Kur’an’ın Türkçeye tercümesi faaliyetleri Cumhuriyet döneminde de artarak devam etmiştir. Günümüzde Türkçe meâllerin tam sayısı hakkında kesin rakam vermek güç olmakla birlikte bu sayı 200’ü aşmıştır. Neredeyse her cemaatin ve dinî yayıncılık yapan her yayınevinin kendi anlayış ve meşrebine uygun meâli bulunmaktadır.
“Meâl” kavramının mahiyet ve keyfiyeti incelendiğinde tefsîrî tercümeye denk geldiği görülmektedir. Her ikisinde de sözün veya metnin kendisini değil anlamını başka bir dile biraz eksik veya fazlasıyla mümkün mertebe aktarma söz konusudur. Kur’an meâli özünde ve hakikatinde Kur’an’ın tefsîrî tercümesinden başka bir şey değildir. Bu da meâlin nihayetinde tercüme olduğunu göstermektedir.

Tercüme denince ilk akla gelenin harfî tercüme olması sebebiyle ilim geleneğimizde Kur’an’ın harfî tercümesinin imkânsızlığı inancıyla “tercüme/çeviri” kavramını Kur’an hakkında kullanmaktan kaçınılmıştır. Bu yüksek dinî titizlik ve duyarlıktan, “Kur’an meâli” yerine “Kur’an tercümesi” denemeyeceği, bunun dinen caiz olmadığı sonucunu çıkartmak doğru değildir. Bununla beraber söz konusu hassasiyetin sürdürülmesi güzel ve tercihe şayan bir davranış olduğu açıktır.
“Kur’an tercümesi” yerine “Kur’an’ın yorum katkılı tercümesi”, “Kur’an’ın tefsîrî tercümesi”, “Kur’an’ın anlam tercümesi” gibi ifadelerin kullanılması maksada daha uygun olabilir. Ancak mesele, dilsel kullanım temelli olduğundan, fesahat ve selaset bakımından ele alındığında “Kur’an tercümesi” sözünün kısalığı ve akıcılığıyla geçen ifadelerden daha fasih olduğu görülmektedir. Bununla birlikte “Kur’an meâli” veya kısaca “meâl” adlandırmasının ise hepsinden daha fasih ve bu yönüyle kullanılmaya daha elverişli olduğu ortadadır.

Bu araştırma, toplumda zaman zaman gözlemlenen “Kur’an tercümesi” ve “Kur’an meâli” meselesi çerçevesinde dillendirilen bir yanlış kanaat ve tutuma dikkat çekmiş ve düzeltmesine yönelik katkı sağlamayı hedeflemiştir. Bu yönüyle geçmiş çalışmaları tamamlayıcı, yeni araştırmalara ışık tutucu nitelikte olduğu söylenebilir.

Dilsel bir mesele olan “Kur’an meâli” – “Kur’an tercümesi” ayrımı pratik bir zemine taşınarak, kardeşlik ve dostluk bağlarını zayıflatacak tartışmaya malzeme yapılmamalıdır. Bu, Kur’an’ın, mesajlarıyla inşa etmeye çalıştığı mümin Müslüman şahsiyete uygun bir davranış değildir. Müslümanlar birbirleri hakkında aksi sabit olmadıkça hüsnü zannı esas almalı ve “Kur’an tercümesi” sözüyle “Kur’an’ın tefsîrî tercümesinin (meâlinin)” kastedildiği kabul edilmelidir.
Meâller, tercüme yöntem ve teknikleri bakımından ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, üstün belâgat ve i’câzıyla bir benzeri asla getirilemeyecek bir kitabın tercümesi olmaları sebebiyle eksik ve kusurlu olmaktan kurtulamayacaklardır. Ancak bununla beraber eksik ve hatalarını olabildiğince azaltmak ve meâllerin dil ve üslûp kalitesini mümkün mertebe artırmaya çalışmak yerinde olacaktır. Meâlleri çeşitli yönlerden inceleyen, dil ve üslûp kalitesini yükselten çalışmaların sayısı artırılmalıdır.

Kaynakça

Ak Kalemler. “Diyanet’e mealleri denetleme yetkisi verildi”. Erişim 3 Ağustos 2018. http://www.akkalemler.com/diyanet-e-...verildi-haber- 30217
Akalın, Şükrü Halûk vd. Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 11. Basım, 2011. https://sozluk.gov.tr/
Akpınar, Ali. Kur’ân Tercüme Teknikleri. Konya: Serhat Kitabevi, 2011.
Aydar, Hidayet, “Kur’an: Tercümesi”. TDV İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2002.
Aynî, Bedrüddîn b. Ahmed. 'Umdetu'l-kârîŞerhu Sahihi'l-Buhârî. 25 Cilt. Beyrut: Dârü ihyâi’t- turâsi’l-Arabî, ts.
Ayverdi, İlhan. Asırlar Boyu Târihî Seyri İçinde Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı İktisâdi İşletmesi, 3. Basım, 2016.
Bilgin, Abdülcelil. “Harfî ve Tefsîrî Tercümenin İşlevselliği ve Aktüel Değeri”. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 1/33 (2010), 171–186.
Bilgin, Abdülcelil. Kur’an Meallerindeki Anlatım Bozuklukları. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2012.
Bûğâ, Mustafa Dîb Mistû, Muhyiddin Dîb. el-Vâzıh fî ulûmi'--Kur'ân. Dımaşk: Dârü’l-Kelimi’t- tayyib, 2. Basım, 1418.
Bulut, Ali. Arapça-Türkçe Türkçe-Arapça Çeviri Teknikleri ve Başlıca Arapça Kalıplar. İstanbul: M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları (İFAV), 2. Basım, 2016.
Cerrahoğlu, İsmail. Tefsir Usûlü. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1988.
Cevherî, İsmâil b. Hammâd. eş-Şıhâh: Tâcü’l-luğa ve şıhâhu'l-'Arabiyye. 6 Cilt. Beyrut: Dârü’l- ’İlm li’l-melâyîn, 4. Basım, 1407/1987.
Cündioğlu, Dücane. Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet İdeolojisi. İstanbul: Kitabevi, 1998.
Cündioğlu, Dücane. Sözlü Kültür’den Yazılı Kültür’e Anlamın Tarihi. İstanbul: Kapı Yayınları, 5. Basım, 2014.
Çağbayır, Yaşar. Ötüken Türkçe Sözlük: Orhun Yazıtlarından Günümüze Türkiye Türkçesinin Söz Varlığı. 5 Cilt. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2007.
Çıbıklı, Süleyman Recep. Söz Sanatları Açısından Meâl Problemleri. Eskişehir: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2014.
Demirci, Muhsin. Kur’ân Tarihi. İstanbul: Marmara Üni. İlahiyat Fakültesi Vakfı (İFAV) Yayınları, 8. Basım, 2015.
Devellioğlu, Ferit. Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lûgat. thk. Aydın Sami Güneyçal. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları, 33. Basım, 2017.
Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun (Kanun No. 633). Resmî Gazete 12038 (7
Şubat 1965). Erişim 3 Ağustos 2018. http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.633.pdf
Diyanet TV. “Hiçbir Lisan Kur’an’sız Kalmasın”. Erişim 3 Ağustos 2018. https://www.diyanet.tv/hicbir-lisan-kuransiz-kalmasin
Doğan, D. Mehmet. Doğan Büyük Türkçe Sözlük. Ankara: Yazar Yayınları (Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı İktisadî İşletmesi), 25. Basım, 2014.
Ebü’l-Bekâ el-Kefevî, Eyyûb b. Mûsâ. el-Külliyyât: Mu'cem fi'l-muştalahât ve'l-fürû-ki'l- lüġaviyye. nşr. Muhammed Mısrî Adnân Dervîş. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 2. Basım, 1419/1998.
Elmalılı, M. Hamdi Yazır. Hak Dini Kur’an Dili. 10 Cilt. İstanbul: Eser Neşriyat ve Dağıtım, 3. Basım, 1979.
Erdoğan, Abdülkadir. “Kur’an Tercümelerinin Dil Bakımından Değerleri”. Varlık Dergisi 1/1 (1938), 47–51.
Hamîdullah, Muhammed. “Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe Yazma Tercümeleri (Mss of The Turkish Translations of The Holy Quran)”. çev. Salih Tuğ. Türkiyat Mecmuası 14, 65–80.
Hamîdullah, Muhammed. Kur'an-ı Kerim Tarihi. nşr. Ahmet Baydar. İstanbul: Beyan Yayınları, 2013.
Hamîdullah, Muhammed. İslâm Peygamberi: Hayatı ve Eserleri. İstanbul: Beyan Yayınları, 2015.
Itr, Nureddin Muhammed. ‘lJlûmü'--Kur'âni'--Kerîm. Dımaşk: Matbaatü es-Sabâh, 1414.
İbn İshâk, Muhammed el-Muttalibî. Kitâbü's-Siyer ve'l-megâzî. thk. Süheyl Zekkâr. Beyrut: Dârü’l-fikr, 1398.
İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem. Lisânü'l-'Arab. 16 Cilt. Beyrut: Dârü Sâdir, 3. Basım, 1414/1993.
İbn Sa‘d, Ebû ‘Abdullâh Muhammed. et-Tabakâtü'l-kübrâ. thk. M. Abdülkâdir Atâ. Beyrut: Dârü’l-Kutubi’l-ʿilmiyye, 1410.
İmer, Kâmile vd. Dilbilim Sözlüğü. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2011.
Kahraman, Ferruh. Ulûmu'l-Kur'ân Özelinde Tefsirde İhtilaflar. İstanbul: Rağbet Yayınları, 2011.
Karaman, Hayrettin vd. Kur’an Yolu: Türkçe Meâl ve Tefsir. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2006.
Keskioğlu, Osman. Nüzulünden İtibaren Kur'an-ı Kerim Bilgileri (Ulûm-ı Kur'an). Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1987.
KHK, KHK (Kanun No. 703). Resmî Gazete 31275 (7 Şubat 2018). Erişim 3 Ağustos 2018. http://www.resmigazete.gov.tr/main.a...azete.gov.tr/e skiler/2018/07/20180709m3.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/ 2018/07/20180709m3.htm
Kur'an Mesajı: Meal-Tefsir. çev. Muhammed Esed, Türkçeye çev. Cahit Koytak - Ahmet Ertürk. İstanbul: İşaret Yayınları, 7. Basım, 2009.
Kur'an -Türkçe Çeviri-. çev. Hüseyin Atay. Ankara: Atayy Yayınları, 2015.
Okiç, M. Tayyib. “Hadîste Tercüman”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 14/1 (1966), 27–52.
Özcan, Muhammed. Kur'an-ı Kerîm'deki Bazı Deyimlerin Çeviri Stratejileri Açısından Değerlendirilmesi. Ankara: Gazi Üniversitesi, 2013.
Öztürk, Mustafa. Meal Kültürümüz. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2008.
Öztürk, Mustafa. Cumhuriyet Türkiye’sinde Meal ve Tefsirin Serencamı. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 3. Basım, 2015.
Öztürk, Mustafa. Kur’an ve Tefsir Kültürümüz. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 4. Basım, 2015.
Serahsî, Muhammed b. Ahmed. el-Mebsût. Beyrut: Dârü’l-Ma’rife, 1414.
Süyûtî, Abdurrahmân b. Ebî Bekr. el-İtkân fî ’ulûmi'l-Kur’ân. thk. M. Ebûl-Fazl İbrâhîm. Kahire: el-Heyʾetü’l-Mısriyyetü’l-ʿamme li’l-küttâb, 1394.
Süyûtî, Abdurrahmân b. Ebî Bekr. Mu'terekü'l-akrân fî i'câzi'l-Kur’ân. thk. Ahmed Şemsüddin. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-‘ilmiyye, 1408.
Şâtıbî, İbrâhim b. Mûsâ. el-Muvâfakât. thk. Ebû ‘Ubeyde Meşhûr b. Hasan Âl Selmân. Dârü İbni ‘Affân, 1417.
Şemseddin Sami. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat: Kâmûs-ı Türkınşr. Raşit Gündoğdu vd. İstanbul: İdeal Kültür Yayıncılık, 5. Basım, 2017.
Tehânevî, Muhammed A’lâ b. Ali. Mevsû'atü Keşşâfi ıştılâhâti'l-fünûn ve'l-'ulûm. nşr. Refîk el-’Acem vd. 2 Cilt. Beyrut: Mektebetü Lübnân Nâşirûn, 1996.
Uzun, Taceddin. Tercüme Sanatı ve Arapça’dan Türkçeye Nasıl Tercüme Yapılır? Konya: Uysal Kitabevi, 1995.
Ünal, Mehmet. “Tefsire Giriş”. Tefsir El Kitabı. ed. Mehmet Akif Koç. 107–114. Ankara: Grafiker Yayınları, 4th Printing, 2015.
Yüksel, Mehmet. Çeviri Kuramı ve Problemleri Açısından Tanzimat’tan Günümüze Matbu Kur’an Meallerinin Önsözlerinin Değerlendirilmesi. Isparta: Süleyman Demirel Üniversitesi, 2011.
Zebîdî, Muhammed Murtazâ. Tâcü'l-Carûs min cevâhiri'l-Kamûs. nşr. Abdülazîz ‘Itr. 40 Cilt. Kuveyt: Devletü’l-Kuveyt, 1392-1422/1972-2001.
Zehebî, Muhammed b. Ahmed. Târîhu'l-İslâm ve vefayâtü'l-meşâhîri'l-alâm. thk. Ömer Abdüsselâm Tedmürî. Beyrut: Dârü’l-Kitâbi’l-ʿArabî, 2. Basım, 1413.
Zehebî, Muhammed Hüseyin. et-Tefsîr ve'l-müfessirûn. thk. Muhammed el-Baltâcî. Kahire: Mektebetü Vehbe, ts.
Zürkânî, Muhammed Abdülazîm. Menâhilü'l-Cirfân fî Ulûmi'l-Kur’ân. 2 Cilt. Beyrut: Matbaatü Îsâ el-Halebî ve şürekâhu, 3. Basım, ts.


Kaynak: https://doi.org/10.33931/abuifd.811353