اِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şûrâ Sûresi, 42. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: zalimler, şura suresi, haksızlık, acı azap, şura 42, şura suresi 42. ayet, hak, azap, zulüm
-
"Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlara yöneliktir. Onlar için elem verici bir azap da vardır."
Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmedenlere yöneliktir. Aleyhte bir delil ve yükümlülük ancak insanlara durup dururken zulmedenlere yüklenir, karşılık verenlere değil. Yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlar, yani aleyhte delil ve sorumluluk ancak hakları olmadığı halde insanlardan bir şeyler alanlara yüklenir. Hakk’ını tam olarak alanlara gelince, onlara herhangi bir aleyhte delil ve yükümlülük yüklenmez. Bu âyet, İbn Mesûd’un (r.a.) mushafında şöyledir: "İnnemes-sebîlu ale’llezîne yazlimûne’n-nâse ve yufsidûne fi’l-ardı" (إِنَّمَا السَّب۪يلُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ) yani Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde fesat çıkaranlara yöneliktir.
Yorumu Yorumla
-
Es-Sebٖîlü (السَّبٖيلُ)
İbn Fâris, kelimenin "s-b-l" köküne dayandığını ve asıl manasının "uzayıp giden, ayak basılmış ve üzerinde yürünülen belirgin açık yol" olduğunu aktarır. İbn Fâris, bağlam içerisinde bu fiziksel lügat anlamının hukuki ve ontolojik bir kavrama evrildiğini; ayetteki "yolun" (sebîl), zalimlere karşı işletilecek olan meşru cezalandırma, kınama ve onlara karşı harekete geçme güzergâhı olarak etimolojik bir zemin inşa ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "s-b-l" kökünün anlambilimsel çerçevesini incelerken, bu kelimenin mecazen "birine karşı hak iddia etme, hesap sorma ve onu sorumlu tutma imkânı" manasına geldiğini söyler. İsfahânî, önceki ayette haksızlığa karşı direnenler için kapatılan bu "yol"un (sebîl), bu ayette sadece başkalarına zulmedenlerin (yazlimûne) aleyhine ardına kadar açıldığını; lügatsel olarak bu yolun, ilahi adaletin tecelli edeceği ve zalimin kaçamayacağı o mutlak hukuki koridoru tasvir ettiğini kaydeder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "s-b-l" kökünü nüzul dönemi sosyolojisi ve kabile hukuku üzerinden inceler. Öztürk, Hicaz toplumunda "aleyhine yol olmak" tabirinin, bir şahsın veya kabilenin işlediği suçtan dolayı meşru bir kan davasına, intikama veya yaptırıma hedef olmasını ifade eden yerleşik bir deyim olduğunu belirtir. Ayetin, bu bedevi lügatini kullanarak hukuki sorumluluğun, yaptırımın ve ceza meşruiyetinin (sebîl) sınırlarını sadece "zulmedenler" üzerine çizdiğini analiz eder.
Yazlimûne (يَظْلِمُونَ)
İbn Fâris, kelimenin "z-l-m" kökünden türediğini ve temel anlamının "nuru ve aydınlığı kapatan karanlık (zulmet) ile bir şeyi kendi asli ve meşru yerinden başka bir yere koymak" olduğunu belirtir. İbn Fâris, kelimenin bu muzari (geniş/şimdiki zaman) eylemsel formunun, başkasının hakkına tecavüz eden kişinin aslında toplumsal fıtrattaki aydınlığı boğduğunu ve varlığı kendi ontolojik konumundan saptırarak etimolojik bir "karanlık" ürettiğini lügat açısından kesinleştirir.
Toshihiko Izutsu, "z-l-m" kökünün Kur'an semantiğindeki ahlaki ve sosyal boyutunu analiz eder. Izutsu, kelimenin lügatteki "sınır ihlali" anlamının, bağlam içerisinde doğrudan "insanlara" (en-nâse) yönelen şedid bir sosyal yıkımı tanımladığını belirtir. Etimolojik olarak zulüm, burada sadece teolojik bir isyan (şirk) değil; toplum içindeki zayıfların hakkını gasp eden, dikey ve yatay insani ilişkileri paramparça eden o aktif, kibirli ve zalimane tecavüz halidir.
En-Nâse (النَّاسَ)
İbn Fâris, kelimenin "n-v-s" (hareket etmek, gidip gelmek) veya "ü-n-s" (yakınlık kurmak, ünsiyet, vahşetin zıddı) köküne dayandığını aktarır. İbn Fâris, kelimenin lügatteki bu "bir arada bulunma, yakınlık ve sosyal hareketlilik" vurgusunun, zulmün nesnesi olarak zikredilmesinin sarsıcı olduğunu belirtir. Zalimin eylemi, etimolojik olarak tam da insanın doğasındaki o barışçıl bir arada yaşama (ünsiyet) zeminine ve toplumsal sözleşmeye vurulmuş ağır bir darbedir.
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Sami dil ailesinin ortak hafızasına işaret eder. Jeffery, Süryanice ve Aramicede insanlığı ve kalabalıkları ifade eden "nasha" veya "anasha" kelimesinin Arapça ile tarihsel bir bağ taşıdığını; ayetin bağlamında bu kelimenin, zulmün sadece bireysel bir mağduriyet yaratmadığını, evrensel insanlık (nâs) onurunu ve kolektif yapıyı hedef aldığını teolojik ve lügatsel bir formda sunduğunu iddia eder.
Dücane Cündioğlu, kelimeyi varoluşsal bir yaklaşımla ele alır. Cündioğlu, bu kelimenin "çoğulcu ve kalabalık" vurgusunun, iktidar ve kibir sahibinin karşısında konumlanan o savunmasız kitleleri (ötekini) temsil ettiğini belirtir. Etimolojik olarak zalimin gücü, "nâs" (insanlar) üzerinde kurduğu tahakkümle açığa çıkar ve ilahi adaletin aleyhine yol (sebîl) açtığı suç, bizzat bu varoluşsal eşitliğin çiğnenmesidir.
Yebgûne (يَبْغُونَ)
İbn Fâris, kelimenin "b-ğ-y" kökünden türediğini ve asıl manasının "bir şeyi şiddetle talep etmek, sınırı aşmak, yaranın deşilip patlaması veya suyun yatağından taşması" olduğunu belirtir. İbn Fâris'in etimolojik tahliline göre bu kelime, bağlam içerisinde yeryüzündeki haksızlığı sıradan bir hata olmaktan çıkarır; zalimin kendi kibrine yenik düşerek, etrafına zarar verecek şekilde etimolojik olarak "kabından taşmasını" ve çevresini zehirlemesini kusursuz bir lügat metaforuyla resmeder.
Râgıb el-İsfahânî, "b-ğ-y" kökünün anlambilimsel çerçevesini incelerken, bu fiilin "hakkı olmayan bir şeyi zorla ve şiddetle arzulamak, adalet çizgisini yırtmak" manasına geldiğini söyler. İsfahânî, ayetteki bu kullanımın, "insanlara zulmetmek" eylemini tamamlayan ikinci bir aşama olduğunu; insanın sadece başkasına mağduriyet yaşatmakla kalmayıp, yeryüzünün genel ontolojik ve ahlaki düzenini de bu kontrolsüz "taşkınlık" (bağy) lügatiyle tahrip ettiğini kaydeder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "b-ğ-y" kökünü klasik Arap toplumunun güç hiyerarşisi üzerinden okur. Aydar, kuralsız çöl ortamında "bağy" kavramının, güçlü kabilenin hiçbir meşru gerekçe olmaksızın zayıf kabilelerin topraklarına, mallarına ve canlarına karşı giriştiği o kibirli "hegemonya kurma ve ezme" pratiği olduğunu belirtir. Metin, bu kaba bedevi taşkınlığını (yebgûne) evrensel bir ahlak yasası zemininde, etimolojik olarak sarsıcı bir biçimde mahkûm eder.
El-Ardı (الْاَرْضِ)
Angelika Neuwirth, kelimenin "e-r-d" kökünü Geç Antik Çağ'ın uzamsal (mekânsal) kurgusu bağlamında değerlendirir. Neuwirth, "yeryüzü" (el-ard) kelimesinin sadece üzerinde yürünülen fiziksel bir zemin olmadığını; bağlam içerisinde zalimlerin taşkınlık yaptığı (yebgûne) ve ilahi adaletin de onlara karşı o sınırları çizeceği devasa, dramatik ve teolojik bir sahne (tiyatro) olarak etimolojik bir işleve sahip olduğunu savunur. Taşkınlık uzayda değil, Tanrı'nın mülkü olan "arzda" gerçekleşerek lügatsel bir hadsizliği tesciller.
İbn Fâris, kelimenin "e-r-d" köküne dayandığını ve asıl anlamının "göğün (sema) zıddı olarak bir şeyin alt kısmı, ayak basılan taban, aşağıda olan" olduğunu aktarır. İbn Fâris, lügatteki bu "alçaklık ve zemin" vurgusunun, yeryüzünde böbürlenerek taşkınlık yapanların ontolojik çelişkisine etimolojik bir ayna tuttuğunu; aşağıda (arzda) bulunan insanın kendisini mutlak güç vehmetmesinin lügatsel bir yanılsama olduğunu belirtir.
El-Hakkı (الْحَقِّ)
İbn Fâris, kelimenin "h-k-k" köküne dayandığını ve temel anlamının "bir şeyin değişmez, sarsılmaz, zorunlu ve tamamen gerçeğe/adalete mutabık olması, yerli yerine oturması" olduğunu aktarır. İbn Fâris, cümlenin "bi-ğayri'l-hakk" (haksız yere / hak olmaksızın) formunda gelmesinin; zalimlerin yeryüzündeki taşkınlıklarının hiçbir meşru, mantıklı veya hukuki dayanağının bulunmadığını, eylemlerinin etimolojik olarak tamamen boşlukta, asılsız ve "sabitlikten" mahrum olduğunu kesin bir dille ifade ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, "h-k-k" kökünün Kur'an semantiğindeki boyutunu analiz eder. Izutsu, bu kelimenin sadece soyut bir "doğruluk" değil, varlığın yasasını ve ilahi ahlaki nizamı temsil eden mutlak teolojik ve ontolojik bir ölçü olduğunu belirtir. Ayetin kurgusunda "hakkın dışında/zıddında" hareket etmek (taşkınlık yapmak), sadece insanlara değil, doğrudan varoluşun o sarsılmaz (hak) sistemine ve ilahi düzene karşı lügat üzerinden ilan edilmiş bir savaştır.
Azâbün (عَذَابٌ)
İbn Fâris, kelimenin "a-z-b" kökünden türediğini ve asıl manasının "bir kimseyi niyetinden veya eyleminden alıkoymak, engellemek, onu uykudan ve yemekten kesmek" olduğunu belirtir. İbn Fâris, lügatte tatlı suya (mâ-i azb) da bu kökten isim verildiğini hatırlatarak; ceza anlamına gelen "azab" kelimesinin, yeryüzünde taşkınlık yapan zalimi hayatın tüm "tatlılıklarından ve lezzetlerinden" etimolojik olarak mahrum bırakan, onu acı bir yoksunluğa hapseden sarsıcı bir köken bilimine sahip olduğunu söyler.
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik tahlilinde saf Arapça kökenlerin dışındaki teolojik bağlara dikkat çeker. Jeffery, Aramice ve Süryanicede eskatolojik (ahirete dair) cezayı ve şiddetli ıstırabı ifade eden kelimelerin Orta Doğu havzasındaki monoteist kültürde "a-z-b" formuna bürünerek Arapçaya yerleştiğini; bu ayette o kelimenin, yeryüzündeki (ard) kibrin ve zulmün ontolojik faturası olarak kesildiğini savunur.
Elîm (اَلٖيمٌ)
İbn Fâris, kelimenin "e-l-m" köküne dayandığını ve temel anlamının "bedene, ruha ve bilince derinlemesine nüfuz eden, sarsan, şiddetli ve can yakıcı acı" olduğunu aktarır. İbn Fâris, "fa'îl" veznindeki bu sıfatın, bağlam içerisinde azabın (cezanın) dışsal veya geçici bir temas olmadığını; etimolojik olarak varlığın en iç katmanlarına kadar işleyen, kesintisiz ve ontolojik bir ıstırap barındırdığını belirtir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "e-l-m" kökünü metnin estetik, retorik ve psikolojik bütünlüğü içinde ele alır. Bintü'ş-Şâtı, ayetin başında yeryüzünde kendilerini mutlak güç zannederek insanları ezen (zulmeden) ve şımaran (bağy) kimselerin o kof kibrinin; ayetin sonunda "elîm" (can yakıcı, nüfuz edici) sıfatıyla etimolojik olarak nasıl darmadağın edildiğini analiz eder. Lügat, zalimin taşkınlığını, kendi hücresine işleyecek o mutlak acıyla sarsılmaz bir tezat (tıbâk) içinde mühürler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla