Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şûrâ Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şûrâ Sûresi, 25. Ayet

    وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve huve-lleżî yakbelu-ttevbete ‘an ‘ibâdihi ve ya’fû ‘ani-sseyyi-âti ve ya’lemu mâ tef’alûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kullarının tövbesini kabul eden, günahları bağışlayan ve yaptıklarınızı bilen O'dur."

      Tövbe

      K ullarının tövbesini kabul eden, günahları bağışlayan... Daha önce hiç kimsenin hakkıyla tövbe edemeyeceğini söylemiştik. Çünkü hakkıyla tövbe etmek, insanın ateşten kaçtığı gibi, ateşi gerektirecek olan her şeyden kaçmasıyla mümkün olur. Hatta ateşin içinde olsa bile oradan kaçma fırsatım bulduğunda kaçmalıdır. Halbuki hiç kimse ateşten kaçar gibi günahlardan kaçamıyor. Fakat insanın tövbesi bahsettiğimiz bu seviyede olmasa bile, Allah lütfu ve keremiyle tövbesini kabul ediyor. Kullarının tövbesini kabul eder, yani onların iyiliklerini ve hayırlarını kabul eder. Günahları bağışlar, yani günahlarını örter. Bu konuda başka bir âyette de meâlen şöyle buyurur: “İşte onların yaptıklarının güzelini kabul ederiz, kötülüklerini de görmezlikten geliriz”. En doğrusunu Allah bilir. Yaptıklarınızı bilen O ’dur. Bu, bir tehdit ifadesidir. Cenâb-ı Hak, onların gizli ve açık bütün yaptıklarını bildiğini Hz. Peygamberle haber vermektedir. Onların ne yapacaklarını bilmesine rağmen kendilerini imtihan etmekte, onlara emirler vermekte ve yasaklar koymaktadır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yakbelü (يَقْبَلُ)


        İbn Fâris, kelimenin "k-b-l" kökünden türediğini ve lügat temelinde "bir şeyin ön tarafı (kıble), yönelmek ve bir şeyi rıza ile karşılayıp geri çevirmemek" anlamlarını barındırdığını belirtir. İbn Fâris'in etimolojik tahliline göre bu fiilin muzari (geniş zaman) kullanımı, ilahi iradenin kendisine yönelen pişmanlıkları sadece bir defaya mahsus değil, sürekli ve her an geçerli olacak şekilde, etimolojik bir hoşgörü ve "yüzünü dönme" ile karşıladığını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "k-b-l" kökünün anlambilimsel çerçevesini incelerken, "kabul" eyleminin "bir şeyi gönül hoşluğuyla almak ve onu geçerli saymak" manasına geldiğini söyler. İsfahânî, bağlam içerisinde bu kelimenin, kulun sunduğu tövbeyi ilahi makamın reddetmeyip kendi katında muteber kılan o sarsılmaz lütfu etimolojik olarak tasvir ettiğini kaydeder.
        Et-Tevbete (التَّوْبَةَ)


        İbn Fâris, kelimenin "t-v-b" köküne dayandığını ve asıl manasının "dönmek, rücu etmek ve eski halini terk etmek" olduğunu aktarır. İbn Fâris, lügatteki bu "geri dönüş" vurgusunun, bağlam içerisinde hem kulun günahtan vazgeçerek yaratıcısına yönelmesini hem de Allah’ın kuluna mağfiret ile tekrar yönelmesini ifade eden çift taraflı bir etimolojik köprü kurduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, "t-v-b" kökünün Kur'an semantiğindeki büyük evrimini analiz eder. Izutsu, İslam öncesi dönemde sadece fiziksel bir geri dönüşü veya bir vazgeçişi anlatan bu kelimenin, metnin kurgusunda insanın bütüncül bir varoluşsal yön değişimini ve ontolojik bir arınma talebini karşılayan en temel teolojik terimlerden birine dönüştüğünü etimolojik olarak gösterir.
        Ya'fû (يَعْفُوا)


        İbn Fâris, kelimenin "a-f-v" kökünden türediğini ve temel anlamının "bir şeyin fazlası, artığı; bir izin, bir eserin rüzgâr veya yağmurla tamamen silinip gitmesi" olduğunu belirtir. İbn Fâris'in etimolojik tahliline göre bu fiil, sıradan bir bağışlamadan ziyade; işlenen kötülüğün (seyyiat) ruh ve amel defterindeki izini tamamen yok eden, sanki hiç işlenmemiş gibi silip süpüren bir ilahi temizleme eylemini lügat açısından kesinleştirir.

        Râgıb el-İsfahânî, "a-f-v" kökünün anlamsal özünde "cezayı hak etmiş birinden bu hakkı bilerek ve isteyerek düşürmek" yattığını söyler. İsfahânî, bağlam içerisinde bu kelimenin, tövbe eyleminin (tevbe) hemen ardından gelerek; ilahi mağfiretin sadece bir "kayıt silme" değil, aynı zamanda kulu o kötülüğün getirdiği ağırlıktan etimolojik olarak özgürleştirme eylemi olduğunu vurgular.
        Es-Seyyiâti (السَّيِّئَاتِ)


        İbn Fâris, kelimenin "s-v-e" köküne dayandığını ve asıl manasının "çirkinlik, fenalık, insanın hoşuna gitmeyen ve onu kederlendiren şey" olduğunu aktarır. İbn Fâris, lügatteki bu "hoşnutsuzluk" vurgusunun, bağlam içerisinde hem işleyene hem de topluma zarar veren, tabiatı gereği pürüzlü ve "kötü" olan her türlü eylemi tanımlayan etimolojik bir kapsayıcılığa sahip olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "s-v-e" kökünün sözlükte "kötü olmak, fena, zarar verici" manalarına geldiğini ifade eder. Ansiklopedi, kelimenin çoğul formda kullanılmasının, ilahi affın (afv) kapsama alanının genişliğini; insanın işlediği irili ufaklı tüm o çirkin eylemlerin ilahi merhamet tarafından kuşatılabileceğini lügat bilimi açısından teyit ettiğini kaydeder.
        Yalemü (يَعْلَمُ)


        İbn Fâris, kelimenin "a-l-m" kökünden türediğini ve asıl manasının "bir şeyi hakikatiyle idrak etmek, onu diğerlerinden ayıran kesin bir nişaneye sahip olmak" olduğunu belirtir. İbn Fâris, kelimenin muzari formuyla (Yalemü) kullanılmasının, Allah'ın kullarının eylemlerini sadece bittikten sonra değil, daha gerçekleşirken ve bütün içsel motivasyonlarıyla birlikte anbean bildiğini etimolojik olarak ifade ettiğini söyler.

        Dücane Cündioğlu, "a-l-m" kökünü varoluşsal bir okumayla ele alır. Cündioğlu, "ilim" kelimesinin lügatteki iz/işaret (alamet) kökenine dikkat çekerek; ilahi bilginin, kulun yaptığı her eylemde (tef'alûn) bıraktığı o ontolojik izi hatasız bir şekilde takip ettiğini ve bu bilginin affın/tövbenin adaletini sağlayan temel dayanak olduğunu vurgular.
        Tef'alûne (تَفْعَلُونَ)


        İbn Fâris, kelimenin "f-a-l" köküne dayandığını ve temel anlamının "bir işi yapmak, ortaya bir eylem koymak" olduğunu belirtir. İbn Fâris, Arap dilinde "amel" kelimesinin niyetli ve uzun süreli işleri; "fiil" kelimesinin ise hem niyetli hem anlık her türlü hareketi kapsadığını ifade eder. Ayetin kurgusunda bu kelimenin seçilmesi, insanın gizli, açık, anlık veya planlı tüm hareketliliğinin ilahi bilginin (ilim) sahasında olduğunu etimolojik olarak kesinleştirir.

        Râgıb el-İsfahânî, "f-a-l" kökünün anlamsal özünde "etki ve sonuç doğuran hareket" yattığını söyler. İsfahânî, bağlam içerisinde bu kelimenin, kulun tövbesinden kötülüğüne kadar tüm pratik hayatının her anının yaratıcı tarafından "bilindiği" uyarısıyla birleşerek; imanın ve inkârın birer soyut iddiadan ziyade, somut "fiillere" dayanan birer varoluşsal tercih olduğunu lügat üzerinden kanıtlar.

        Yorum

        İşleniyor...
        X