فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجاًۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ ف۪يهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şûrâ Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: görme, benzer yokluğu, şura suresi, şura 11, eşler, yaratıcı, üreme, işitme, şura suresi 11. ayet, nefis, sema, arz, nimet
-
"Gökleri ve yeri yaratan O'dur. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu şekilde çoğalmanızı sağlamaktadır. O’na benzer hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitir, her şeyi görür."
Gökleri ve yeri yaratan O’dur. Cenâb-ı Hak başka âyetlerde meâlen şöyle buyurmuştur: “Hamd, gökleri ve yeri yoktan vareden Allaha mahsustur”, “Hamd, gökleri ve yeri yaratan Allah'a mahsustur”, “O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır”. Bâtınîler’den bazıları şöyle dedi: Eşsiz yaratıcı, nesneleri hiçbir şey yokken varedendir. Hâlik de bir şeyi bir şeyden yaratan ve bir şey olmadan varedendir. Fâtır ise, bir şeyi bir şeyden çıkarandır. Bize göre ise, her ne kadar lafızları ve iştikakları farklı olsalar da bu isimlerin hepsi aynı anlama gelir, “îbdâ’” kelimesi, bir şeyi örneği olmadan varetmek demektir. “Halk” (الْخَلْقُ) fiili de yaratmak ve takdir etmek demektir, ancak Allah’tan başkasına “hâlik” yani yaratan denilmesi caiz değildir, çünkü Allah’tan başkası bizzat görüp müşahede etmeden bir nesneyi takdir etmesi mümkün değildir. “Fâtır” kelimesi ise sanki çatlatmak fiilinden alınmış gibidir, bir şeyi çatlatıp ondan bir nesne çıkarıyor anlamına gelir. Hasılı bu fiillerin hepsi yaratmak mânasına gelir, o fiili yapan da gerçekte yaratandır ve o da Allah Teâlâ'dır. Bütün güç ve kuvvet ile başarı Allah’a aittir.
Size kendinizden eşler yarattı. Bu cümle farklı şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, Hz. Âdem ve Havva’nın soyundan size eşler yarattı mânasına gelir. Buna göre Allah hepimizi Âdem ile Havva’ya nispet etti, çünkü onlar asildir, ilk atamızdır, bizim hepimiz o asıldan vücut bulduk. Bu, bizim yaratılışımızı toprağa nispet etmesi gibidir: “Sizi topraktan yaratan O’dur”. Halbuki Allah ancak bizim aslımızı topraktan yarattı, fakat hepimiz onun soyundan geldiğimiz için bizi de toprağa nispet etmektedir. Buna göre Size kendinizden eşler yarattı cümlesi, Âdem ile Havva’nın soyundan size eşler yarattı anlamına gelmesi mümkündür, çünkü Allah hepimizi o ikisine nispet etmektedir. Eti doğrusunu Alİah bilin İkincisi, size birbirinizden eşler, yani helaliniz olacak eşler yarattı mânasına gelir. Yani kadınlara erkeklerden, erkeklere kadınlardan eşler yarattı. Nitekim Allah başka bir âyette şöyle buyurur: "Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması O’nun kanıtlarındandır”. Üçüncüsü, size, sizin yaratılışınız türünden, yani sizinle aynı türde ve aynı şekilde eşler yarattı mânasına gelebilir. Allah bütün mahlûkatı belli bir şekle sahip, birbirine benzer ve çift olarak yaratmıştır. Aynı şekilde Hayvanlardan da çiftler yarattı cümlesi de iki şekilde yorumlanır. Birincisi, en doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şunu söylemekledir: Allah hayvanları da aynı şekle sahip ve çift olarak yarattı. İkincisi, insanları erkek ve dişi olarak yarattığı gibi hayvanları da erkek ve dişi olarak yarattı. En doğrusunu Allah bilin
Bu şekilde çoğalmanızı sağlamaktadır. Buradaki “fîhi” zamiri neden, ne şekilde mânasından kinayedir. “Yezrauküm” fiilinin tefsirinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları buna sizi çoğaltıyor mânasını, bazıları da sizi yaşatıyor anlamını verdi. Buna size Ömür ve rızık veriyor mânası verildiği gibi, sizi yaratıyor anlamı da verilmiştir. Bazıları "fîhi” zamirinin, hayvanlardan kinaye olmak üzere “fîhâ” mânasına geldiğini söyledi. Nitekim İbn Mesûd’un (r.a.) mushafı da bu şekildedir: “yezrauküm fîhâ” (يَذْرَؤُكُمْ ف۪يهَا). Yani sizin rızkınızı o hayvanlarda yarattı, çünkü Allah, hayvanlarda insanlar İçin çeşitli menfaatler yaratmıştır. Âyet-i kerîme “yezrauküm fîhi” (يَذْرَؤُكُمْ ف۪يهِ) diye okunduğunda, o zaman zamir âlemden Idnâye olur, yani sizi o âlemde yaratıyor, rızkınızı orada veriyor, orada yaşatıyor ve orada ömür geçirmenizi sağlıyor anlamına gelir. Bazıları şöyle dedi: “Yezrauküm” fiili, aranıza koyduğu eşlilik kanunu ile sizin çoğalmanızı sağlıyor, yani eşleriniz vasıtasıyla neslinizin devamını sağlıyor mânasma gelir. Şayet o eşlilik kanunu olmasaydı insanlar çoğalamaz ve türleri devam etmezdi. Buradaki “fîhi” zamirinin tedbir ve idareden kinâye olması da mümkündür, yani bu yönetim tarzı ile sizin soyunuzu devam ettirmektedir. Nitekim Allah, bir âyette meâlen şöyle buyurur: “Sizi yeryüzünde yaratıp yayan O’dur”. Bu, İbn Kuteybe ve Ebû Avsece'nin görüşüdür.
O’na benzer hiçbir şey yoktur. Müşebbihe’den bazıları bu âyet-i kerîmeden, Allah’ın benzeri olduğu neticesini çıkarırlar ve derler ki: Eğer Allah’ın benzeri olmasaydı, teşbih edatı olan kâf harfini burada kullanmaması gerekirdi: O’nun misli gibi hiçbir şey yoktur. Ancak nesnelerin mislinin, mislinden olumsuzlanması, onun, kendisinden başka diğer nesnelere benzemeyen bir mislinin olduğunu gösterir. Onlar böyle veya buna benzer şeyler söylediler. Bize göre ise O’nun misli gibi hiçbir şey yoktur mealindeki âyet, hiçbir şey O’nun misli değildir mânasına gelir. Teşbih edatı olan kâf harfi, bazan söze ilave edilir. Bazıları da şöyle dedi: Âyet, hiçbir şey O’nun gibi değildir mânasına gelir. Araplar “misil” (مِثْل) kelimesini bazan şahıs yerine kullanırlar. Meselenin aslı şudur: Yaratılanlar çok sayıdadırlar, çok sayıda olan her şeyin de çok olmaları itibariyle şekilleri ve emsalleri vardır. Bu konuda da asıl olan şudur: Yaratılanların emsalleri, şekilleri ve benzerleri olsa da onlar her yönden ve her açıdan birbirinin benzeri değildirler. Ancak bir yönden, bir nitelik açısından ve bir şekilde birbirlerine benzerler. Sonra da o cihetten ve o nitelik açısından birbirlerinin benzeri ve emsali olurlar. Bu da göstermektedir ki Allah, yaratılanlara benzemez, hiçbir yönden ve hiçbir açıdan O’nun benzeri yoktur. O ne sıfatları itibariyle ve ne de zatı açısından hiçbir şeye benzemez. Allah, bütün anlamıyla yaratılanlardan ve onların sıfatlarından pek çok yücedir. O’na benzer hiçbir şey yoktur İlâhî kelâmı da buna işaret etmektedir. Burada Allah, herhangi bir şeyin kendine benzerliğini yok etmekte, fakat şey olmayı yok etmemektedir. Ancak şöyle denilir: O, bir şeydir, ancak diğer şeyler gibi değildir. Böylece O’ndan nesnelere benzerlik yok edilmektedir. Şey kelimesi, ispat mânasına ve var olmak anlamına gelir, ispatta da tevhit mânası vardır. Şayet Allah için, O şeydir denilmesi caiz olmasaydı, O bir şey değildir denilmesi de caiz olurdu. Bu da, Allah’ın âyette belirttiği gibi olduğuna işaret eder. O her şeyi işitir, her şeyi görür. Bu cümle çeşitli yerlerde açıklanmıştı. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Yorumu Yorumla
-
Fâtır (فَاطِرُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökenini "f-t-r" harflerine dayandırır ve asıl anlamının "yarmak, uzunlamasına ikiye ayırmak ve bir şeyi daha önce hiçbir örneği yokken ilk defa icat etmek" olduğunu belirtir. İbn Fâris'in etimolojik tahliline göre bu kelime, bağlam içerisinde göklerin ve yerin yokluk karanlığının yarılarak varlık sahnesine çıkarılmasını ve mutlak bir ilk yaratılış (ibda) eylemini lügat açısından kesin bir biçimde ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "f-t-r" kökünün anlambilimsel çerçevesini incelerken, kelimenin sadece mekanik bir yarma eylemi değil, "bir şeyi yokluktan varlığa doğru çatlatıp çıkarmak" şeklinde ontolojik bir anlama sahip olduğunu vurgular. İsfahânî, tohumun toprağı yarması gibi evrenin de ilahi kudretle varoluşa doğru yarılmasını etimolojik köken üzerinden tasvir ederek, yaratıcının bu benzersiz kudretini kelimenin içyapısındaki dinamizmle açıklar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "f-t-r" kökünün sözlükte "yarmak, icat etmek, yaratmak" manalarına geldiğini belirtir. Ansiklopedi, kelimenin ism-i fâil (özne) formundaki bu kullanımının, evrenin ve içindekilerin yaratılışındaki mutlak inisiyatifi ve benzersiz modeli ortaya koyan etimolojik bir sıfat olarak Kur'an terminolojisinde merkezi bir yer tuttuğunu kaydeder.
Ezvâcen (أَزْوَاجًا)
Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça bir kökten türetildiği fikrine alternatif bir yaklaşım getirir. Etimolojik analizinde bu kelimenin "z-v-c" kökünü, Aramice ve Süryanicede eş, çift veya boyunduruk manalarına gelen "zavga" kelimesi ile Grekçe "zeugos" terimine bağlar. Jeffery, bu sözcüğün Geç Antik Çağ'da Orta Doğu kültür havzasındaki dilsel etkileşimler sonucunda Arapçaya geçtiğini ve bağlam içerisinde türlerin biyolojik çiftliğini ifade etmek üzere metne uyarlandığını iddia eder.
Theodor Nöldeke, Sami dilleri etimolojisi bağlamında bu kelimeyi değerlendirerek, evlilik ve eşleşme terminolojisinin komşu dillerle olan ortak mirasına dikkat çeker. Nöldeke, "z-v-c" kökünün tarihsel süreçte Arapçanın kelime dağarcığına bir alıntı sözcük olarak yerleşmiş olabileceğini ve bu ayette varlıkların dişil-eril ikili sistemini tanımlayan temel bir leksikal unsur olarak işlev gördüğünü savunur.
İbn Fâris, Batılı filologların aksine, kelimenin Arapça "z-v-c" kökünden türediğini ve lügat manasının "bir şeyin dengi, eşi veya onu tamamlayan diğer yarısı" olduğunu belirtir. İbn Fâris, kelimenin bu bağlamda hem insanlık hem de hayvanlar âlemindeki üreme ve çoğalma mekanizmasının temelini oluşturan ontolojik eşleşmeyi (çift olmayı) etimolojik olarak karşıladığını ifade eder.
Yezraüküm (يَذْرَؤُكُمْ)
İbn Fâris, kelimenin "z-r-e" kökünden geldiğini ve asıl anlamının "ekmek, tohum saçmak, üretmek ve çoğaltmak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak rüzgârın tohumları savurması eylemiyle bağlantılı olan bu kök, ayetin kurgusunda ilahi iradenin kurduğu eşleşme (çiftleşme) sistemi üzerinden canlıların yeryüzüne dağılarak kesintisiz bir biçimde çoğalmasını lügat düzeyinde resmeder.
Râgıb el-İsfahânî, "z-r-e" kökünün "çoğaltıp yaymak" manasına geldiğine dikkat çeker. İsfahânî'ye göre bu fiil, yaratılışın duruk (statik) bir eylem olmadığını, aksine bağlam içerisinde zikredilen "çiftler" aracılığıyla evrene sürekli yeni nesiller saçan, dinamik ve üretken bir ilahi faaliyeti etimolojik kökeniyle vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul dönemi Arap toplumundaki karşılığına odaklanarak "z-r-e" kökünü inceler. Öztürk, bu kelimenin tarım ve hayvancılıkla uğraşan Hicaz ve çöl insanının dilinde "tohum saçmak, sürüleri çoğaltmak" gibi tamamen somut bir lügat anlamı taşıdığını; metnin bu kelimeyi kullanarak muhatabın kendi sosyolojik gerçekliği üzerinden ilahi çoğaltma ve yaratma eylemini kavramasını sağladığını analiz eder.
Kemislihî (كَمِثْلِهٖ)
Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal boyutunu felsefi ve yapısalcı bir okumayla ele alır. Cündioğlu, bu ifadenin başında yer alan "ke" (gibi) edatı ile "m-s-l" (benzer/eş) kökünün bir araya gelmesinin basit bir gramer tekrarı olmadığını belirtir. Ona göre bu yapısal formül, etimolojik ve mantıksal olarak mutlak bir olumsuzlama (tenzih) yaratır; Yaratıcı'nın hiçbir varlık kategorisine veya tasavvur biçimine dâhil edilemeyeceğini, ontolojik eşsizliğini dilin sınırlarını zorlayarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfahânî, "m-s-l" kökünün asıl manasının "iki şey arasında zatta veya sıfatlarda tam bir denklik/eşitlik bulunması" olduğunu söyler. İsfahânî, bağlam içerisinde bu kelimenin başına gelen teşbih harfiyle birlikte olumsuzlanmasının, sadece fiziksel bir benzemezliği değil, mahiyet ve kudret bakımından da hiçbir tasavvurun O'na denk olamayacağını anlambilimsel olarak kanıtladığını ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ifadenin lügat bilimindeki yerine değinerek "m-s-l" kökünün sözlükte "benzer, eş, denk" manalarına geldiğini kaydeder. Ansiklopedi, başındaki "ke" edatının zait (pekiştirme amaçlı) veya asıl olması yönündeki klasik Arap dili tartışmalarına yer vermekle birlikte, kelimenin temel işlevinin İslam'ın en temel ilkesi olan tevhid ve tenzihi etimolojik düzeyde en keskin biçimde ifade etmek olduğunu belirtir.
El-Besîr (الْبَصٖيرُ)
İbn Fâris, kelimenin "b-s-r" köküne dayandığını ve temel anlamının "görmek, idrak etmek, bir şeyin içyüzünü ve hakikatini kavramak" olduğunu aktarır. İbn Fâris, kelimenin "fa'îl" kalıbında sıfat olarak kullanılmasının, sıradan ve fiziksel bir görme eylemini aştığını; gizli veya açık her şeyi, yaratılmışların kapasitesinin ötesinde kuşatan mutlak ve yanılmaz bir ilahi algıyı etimolojik olarak imlediğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, "b-s-r" kökünün anlambilimsel evrimini incelerken, kelimenin bedevi Arap kültüründeki somut, fiziksel gözlem ve iz sürme yeteneğinden tamamen koparıldığını vurgular. Izutsu'ya göre ayetin sonundaki bu kullanım, yarattığı hiçbir şeye benzemeyen o mutlak varlığın, evrendeki her zerreyi ve eylemi anlık olarak idrak eden aşkın vizyonunu ve kozmik gözetimini lügat bilimi üzerinden teyit eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla