Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şûrâ Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şûrâ Sûresi, 9. Ayet

    اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْـيِ الْمَوْتٰىۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Emi-tteḣażû min dûnihi evliyâ/(e)(s) fa(A)llâhu huve-lveliyyu ve huve yuhyî-lmevtâ ve huve ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yoksa onlar Allah’tan başka veliler mi edindiler? Halbuki asıl dost ve koruyucu Allah’tır. Ölüleri de O diriltecektir ve O’nun gücü her şeye yeter."

      Yoksa onlar Allah’tan başka veliler mi edindiler? Buradaki yoksa anlamına gelen “em” (أَمْ) kelimesi, olumlu mânadadır, yani aksine onlar Allah’tan başka veliler, yani rabler edindiler demektir. Halbuki asıl dost ve koruyucu Allah’tır. Yani yegâne Rab O’dur. Ölüleri de O diriltecektir. Onlar her ne kadar ölümden sonra dirilmeyi inkâr ediyor olsalar da diriltmenin taptıkları putlar değil Allah sayesinde gerçekleşeceğini bilmişlerdir. Yine onlar bilmişlerdir ki eğer ölümden sonra diriliş gerçekleşirse bu ancak Allah sayesinde olur, onun yanında taptıkları putlar sayesinde değil. O’nun gücü her şeye yeter. Bu cümle açıktır, tefsirini de daha önce yapmıştık.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İttehazû (اتَّخَذُوا)


        İbn Fâris, kelimenin temelinin "e-h-z" köküne dayandığını ve asıl anlamının "bir şeyi almak, tutmak, kavramak ve elde etmek" olduğunu belirtir. İbn Fâris'e göre kelimenin burada "ifteale" (ittehaze) kalıbında kullanılması, sıradan bir alma eyleminden ziyade, kişinin kendi iradesi ve çabasıyla, bilinçli bir yöneliş sonucunda bir şeyi kendine mal etmesini, benimsemesini ve onu bir otorite olarak kabul etmesini etimolojik açıdan ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "e-h-z" kökünün lügat manasını değerlendirirken, bu kelimenin sadece fiziksel bir nesneyi elde etmek değil, zihinsel ve inançsal bir durumu kabullenmek manasına da geldiğini söyler. İsfahânî, ayetin bağlamında bu fiilin, muhatapların Allah'ı bırakıp başka koruyucular seçmelerindeki aktif ve kendi aleyhlerine işleyen o hatalı psikolojik tercihi anlambilimsel olarak vurguladığını kaydeder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "e-h-z" kökünden türediğini ve lügatte "tutmak, edinmek" manalarına geldiğini ifade eder. Ansiklopedi, kelimenin morfolojik yapısının, insanların mutlak yaratıcı dışındaki varlıklara kendi kuruntularıyla değer biçerek onları koruyucu makamına oturtma çabalarını etimolojik bir netlikle ortaya koyduğunu belirtir.
        Evliyâe (أَوْلِيَاءَ)


        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökeni olan "v-l-y" harflerini nüzul döneminin sosyokültürel bağlamında yeniden analiz eder. Öztürk'e göre bu kelime, Hicaz bölgesinin kabile yaşantısında sosyal, hukuki ve fiziksel bir koruma sağlayan, ittifak kurulan "patron" (veli) kavramının çoğuludur. Ayetin örgüsü içinde bu kelime, insanların mutlak kudret sahibini göz ardı ederek kendilerine icat ettikleri zayıf, dünyevi ve aciz sığınakların çokluğunu (evliya) ifade eden ironik bir lügat işlevi görür.

        Toshihiko Izutsu, "v-l-y" kökünün anlambilimsel çerçevesini incelerken, kelimenin İslam öncesi dönemdeki karşılıklı yardım ve kan bağına dayalı kabile ittifaklarından koparıldığına dikkat çeker. Izutsu, ayetin bağlamında çoğul formda kullanılan bu kelimenin, tevhidi reddeden zihnin içine düştüğü parçalanmış sadakat ve sahte koruyucular bulma yanılgısını etimolojik olarak resmettiğini belirtir.
        El-Veliyyü (الْوَلِيُّ)


        İbn Fâris, kelimenin "v-l-y" kökünden geldiğini ve temel anlamının "arada hiçbir boşluk ve mesafe kalmayacak şekilde birbirine yakın olmak, peş peşe gelmek" olduğunu aktarır. İbn Fâris, sahte dostların (evliya) aksine, bu kelimenin tekil ve belirlilik takısıyla (el-Veliyyü) kullanılmasının, kullarına ontolojik olarak en yakın olan, yegâne gerçek dost, hami ve mutlak otoriteyi etimolojik bir kesinlikle işaret ettiğini vurgular.

        Râgıb el-İsfahânî, "v-l-y" kökünün lügat anlamını "yardım, sevgi ve inançsal yakınlık" üzerinden açıklar. İsfahânî'ye göre, ayetin bağlamında "asıl veli O'dur" vurgusu, kelimenin kökenindeki o "boşluksuz yakınlık" ve "gerçek himaye" gücünün lügat olarak sadece ve sadece ölüme ve hayata hükmedebilen tek bir zata atfedilebileceğini anlambilimsel olarak kanıtlar.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal boyutunu felsefi bir okumayla ele alır. "v-l-y" kökünün sadece dünyevi bir yardımcılık değil, insanın ontolojik sahipsizliğine karşı yegâne sığınak olduğunu belirtir. Cündioğlu, cümlenin kurgusunda sahte velilerin (çokluk) karşısına mutlak velinin (teklik) çıkarılmasını, etimolojik bir tezat üzerinden insanın hakiki dayanağını bulma serüveni olarak analiz eder.
        Yuhyî (يُحْيِي)


        İbn Fâris, kelimenin "h-y-y" kökünden türediğini ve lügat temelinde "hareket, büyüme, ölümün ve durgunluğun zıddı olan canlılık" manasını barındırdığını belirtir. İbn Fâris, kelimenin if'al babındaki bu formunun "hayat vermek, diriltmek" eylemini ifade ettiğini ve ayetin bağlamında, gerçek "Veli" olmanın en temel etimolojik şartının mutlak can verme kudretiyle eşleştirildiğini kaydeder.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik tahlilinde saf Arapça kökenlerin yanı sıra Sami dil ailesindeki akrabalıklara dikkat çeker. Jeffery, Aramice "haye" ve İbranice "hayyim" (hayat) kelimeleriyle Arapça "h-y-y" kökünün ortak bir kökenden beslendiğini vurgular. Kelimenin bu ayetteki ettirgen (causative) formunun, monoteist diriliş inancını (eskatolojiyi) Arap diline yerleştiren güçlü bir yapısal adaptasyon olduğunu savunur.

        Râgıb el-İsfahânî, "h-y-y" kökünün varlık hiyerarşisindeki farklı seviyelerini inceler. İsfahânî'ye göre kelime sadece bitkisel veya hayvansal bir biyolojik canlılığı değil; burada ölülerin ahiret yurdunda yeniden inşa edilmesini sağlayan ontolojik bir yaratım fiilini tanımlar. Bu diriltme eylemi, sahte velilerin etimolojik olarak asla sahip olamayacakları bir gücün ilanıdır.
        El-Mevtâ (الْمَوْتَى)


        İbn Fâris, kelimenin "m-v-t" kökünden türediğini ve asıl anlamının "gücün, hareketin ve canlılığın tamamen kesilmesi, durma, sükûnet" olduğunu aktarır. İbn Fâris, lügatte bu kökün hayatın mutlak zıddı olarak konumlandığını ve bağlam içerisinde diriltme (yuhyî) fiilinin nesnesi olarak kullanılarak, ilahi kudretin yokluk ve hareketsizlik üzerindeki kesin egemenliğini etimolojik açıdan vurguladığını söyler.

        Dücane Cündioğlu, "m-v-t" kökünün felsefi derinliğini analiz eder. Ona göre ölüm (mevt), etimolojik olarak sadece bir yok oluş veya sonlanma değil; ilahi kudretin yeniden müdahale edeceği bir dönüşüm ve bekleme evresidir. Cündioğlu, bu bağlamda ölülerin (mevtâ) diriltilmesinin, sahte otoritelerin acziyetini yüzlerine vuran varoluşsal bir meydan okuma olarak metinde yer aldığını belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "m-v-t" kökünün sözlükte "canlılığın yitirilmesi, ruhun bedenden ayrılması" gibi manalara geldiğini ifade eder. "Meyyit" kelimesinin çoğulu olan bu yapının, fiziksel olarak dağılmış ve dünyevi vasıflarını kaybetmiş kitleleri tanımladığını, ayetin kurgusunda ise bu geri döndürülemez lügat durumunun yalnızca mutlak fail (Allah) tarafından aşılabileceğini kaydeder.
        Kadîr (قَدِيرٌ)


        İbn Fâris, kelimenin "k-d-r" kökünden geldiğini ve asıl manasının "bir şeyin miktarını, ölçüsünü belirlemek ve bir işi yapmaya tam anlamıyla güç yetirmek" olduğunu belirtir. İbn Fâris, kelimenin sadece kaba bir kuvveti değil, sınırları belirlenmiş, ölçülü ve mutlak bir yetkinliği etimolojik olarak barındırdığını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "k-d-r" kökünün manasını "bir şeyi tam olması gerektiği ölçüde ve hikmetle var etme gücü" olarak açıklar. İsfahânî, "Kadîr" sıfatının ayetin sonunda yer almasının, diriltme eylemi başta olmak üzere evrendeki tüm oluşların kusursuz bir hesap ve karşı konulamaz bir lügat gücüyle gerçekleştirildiğini teyit eden bir mühür olduğunu belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "k-d-r" kökünü ayetin estetik ve retorik bütünlüğü içinde ele alır. Bintü'ş-Şâtı, bu kelimenin "fa'îl" vezninde kullanılmasının, gücün sürekliliğini ve hiçbir engele takılmamasını vurguladığını; cümlenin başındaki sahte velilerin acziyeti ile cümlenin sonundaki mutlak "Kadîr" sıfatı arasında kurulan lügatsel zıtlığın, metnin ikna edici etkisini zirveye taşıdığını analiz eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X