Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şûrâ Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şûrâ Sûresi, 7. Ayet

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve keżâlike evhaynâ ileyke kur-ânen ‘arabiyyen litunżira umme-lkurâ vemen havlehâ ve tunżira yevme-lcem’i lâ raybe fîh(i)(c) ferîkun fî-lcenneti ve ferîkun fî-ssa’îr(i)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İşte sana, Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman ve hakkında asla şüphe bulunmayan toplanma gününün dehşetini haber vermen için böyle Arapça bir Kur'ân indirdik. Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemde olacaktır."

      İşte sana, böyle Arapça bir Kurbân indirdik. Yani daha öncekilere vahyettiğimiz gibi sana da Arapça bir Kuran vahyettik. Yani anlamaya daha yalan olsun diye, delil olmaya daha uygun ve deli! göstermekle daha etkileyici olması için onu Arapça bir Kuran olarak indirdik. Çünkü Allah Kuranda eskilerin ve geçmiş ümmetlerin haberlerini o peygamberlerin dilinden ba.şka bir lisanla, yani Arap diliyle anlattı. Aynı zamanda onlardan birinden öğrendiği ve sonra öğrendiklerini kendi diline naklettiği vehmini ortadan kaldırmak için o yabancı dili konuşanlardan herhangi birine başvurmadığı halde bunları Kuran’la anlattı. Bu gerçek, Hz. Peygamber in bu bilgileri ancak Allah’tan aldığını gösterir.

      Mekke’ye Neden Ümmülkurâ Denmiştir?

      Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için, yani Ümmülkurâ ahâlisini ve civardaki ahâliyi uyarman için. Cenâb-ı Hakk’ın Mekke’ye Ümmülkurâ demesinin üç sebebi olabilin Birincisi, diğer yerler ve köyler oradan genişleşip yaşıldığı için Mekke’ye Ümmülkurâ demiştir. İkincisi, yeryüzünde insanlar için ilk bina orada yapılmış, bundan dolayı oraya Ümmülkurâ adını vermiştir. En doğrusunu Allah bilin Üçüncüsü, insanlar orayı merkez kabul etmeleri ve orayı ziyarete gitmeleri emredil d iği için ona Ümmülkurâ demiştir. Resûlullah (s.a.) da peygamber olarak ilk defa oraya gönderilmiş, o da orayı ana merkez yapmış ve davetini önce oraya gelenlere yapmıştı. Ondan sonra diğer beldelere ve köylere yöneldi. “Em” (أَمّ) kelimesi yönelmek anlamına gelir, teyemmüm kelimesi de buradan gelir. Bundan dolayı Allah Mekke’ye Ümmülkurâ adını verdi. En doğrusunu Allah bilir.

      Toplanma gününün dehşetini haber vermen için. Yani insanları toplanma günü ile uyarman için. Bu cümle, hakkında asla şüphe bulunmayan toplanma gününden Kur’ân ile uyarman için mânasına da gelebilir. Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemde olacaktır. .Allah her iki yolun herkes için sonuna kadar açık olduğunu, sonra o yollardan her birine giden insanın sonunun nereye varacağını açıklamıştır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Evhaynâ (أَوْحَيْنَا)


        İbn Fâris, kelimenin "v-h-y" kökünden türediğini belirtir. Temel anlamının "hızlı ve gizli bir şekilde bildirmek, ilham etmek" olduğunu söyler. Bu ayetin bağlamında eylemin birinci çoğul şahıs (biz) formuyla kullanılması, mesajın kaynağının mutlak otoritesini ve vahiy sürecinin doğrudan ilahi bir inisiyatifle, Arapça bir kelam olarak elçinin kalbine indirilmesini lügat bilimi açısından açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "v-h-y" kökünün anlamsal özünde "süratli işaret" yattığını ifade eder. İsfahânî, kelimenin bu ayetteki kullanımını, Mekke ve çevresini uyarma misyonunun peygambere vasıtasız ve seri bir şekilde yüklenmesini anlatan etimolojik bir zemin olarak okur.

        Toshihiko Izutsu, "v-h-y" kökünün anlambilimsel çerçevesini incelerken, kelimenin İslam öncesi dönemdeki fısıltı ve gizli sözleşme anlamlarından koparak, bu ayetin bağlamında uluhiyet makamından seçilmiş bir beşere yönelen, Arapça formunda somutlaşmış dikey ve aşkın bir iletişim eylemine dönüştüğünü vurgular.
        Kur'ânen (قُرْاٰنًا)


        İbn Fâris, kelimenin "k-r-e" kökünden geldiğini ve asıl anlamının "toplamak, bir araya getirmek" olduğunu ifade eder. İbn Fâris, kelimenin etimolojik olarak harflerin ve kelimelerin bir araya getirilerek telaffuz edilmesini (kıraat) ifade ettiğini ve bu metnin eşsiz bir şekilde dizilmiş sözlerden oluştuğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça bir kökten türetildiği fikrine alternatif olarak, etimolojik kökeninin Süryanice "keryana" kelimesine dayandığını savunur. Jeffery, Geç Antik Çağ'da kiliselerde okunan litürjik metinler için kullanılan bu terimin, anlamca ve fonetik olarak Arapçaya uyarlandığını iddia eder.

        Christoph Luxenberg (Pseudonym), kelimenin etimolojisini doğrudan Süryani-Arami dil havzasında arar. Luxenberg, "k-r-e" kökünden gelen bu kelimenin aslında Arapça bir türetme olmadığını, Hristiyan Süryani geleneğinde ayin sırasında okunan metin manasındaki "keryana" kelimesinin bir kopyası olduğunu ve metnin orjinalinde bir okuma/ayin kitabı anlamı taşıdığını ileri sürer.

        Angelika Neuwirth, kelimenin kökensel analizinden çok işlevine odaklanır. Neuwirth, "k-r-e" kökünden gelen bu isimlendirmenin, yazılı bir kitaptan ziyade, Geç Antik Çağ'ın sözlü kültüründe yüksek sesle icra edilen ve cemaate hitap eden "okunan/hitap edilen metin" işlevini etimolojik olarak taşıdığını belirtir.
        Arabiyyen (عَرَبِيًّا)


        İbn Fâris, kelimenin "a-r-b" kökünden türediğini ve lügat manasının "açık olmak, meramını net bir şekilde ifade etmek (i'rab)" olduğunu belirtir. İbn Fâris'e göre bu kelime, sadece etnik bir aidiyeti değil, inen vahyedilen metnin kapalılıktan uzak, son derece anlaşılır ve edebi bir netliğe sahip olduğunu etimolojik olarak vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "a-r-b" kökünün etimolojik olarak hem çöl ve göçebe yaşamına mensubiyeti hem de dilin pürüzsüz ve anlaşılır olmasını ifade ettiğini kaydeder. Ansiklopedi, Kur'an'ın Arapça olmasının, muhatap kitlenin anadili olması hasebiyle tebliğin açık ve doğrudan anlaşılması amacına matuf olduğunu kökbilimsel bir çerçevede açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "a-r-b" kökünü nüzul bağlamı ve tarihsel çevre içinde ele alır. Öztürk, kelimenin metne ontolojik ve evrensel bir kutsallık atfetmekten ziyade, Ümmü'l-Kura (Mekke) halkının anlayabileceği yegâne dilsel form olduğunu belirtir. Ona göre bu kelime, ilahi mesajın yerel ve tarihsel bir dil olan Hicaz Arapçasının kalıplarına girdiğini gösteren sosyolojik ve retorik bir belirteçtir.
        Ümme'l-Kurâ (اُمَّ الْقُرٰى)


        İbn Fâris, ifadenin iki ayrı kökten oluştuğunu belirtir. "e-m-m" kökünün temelinde "bir şeyin aslı, esası ve yönelinen merci" manası yatar; "k-r-y" kökü ise "insanların toplandığı ve bir araya geldiği yer" demektir. İbn Fâris'e göre bu tamlama, Mekke'nin diğer yerleşim yerlerinin anası, merkezi ve etimolojik olarak insanların kendisine yöneldiği asıl toplanma alanı olduğunu lügat düzeyinde tesciller.

        Râgıb el-İsfahânî, "e-m-m" (ümm) kelimesinin sadece biyolojik anne değil, "varoluşun, başlangıcın ve dayanağın temeli" manasına geldiğini ifade eder. İsfahânî, "k-r-y" (karye/şehir) kelimesiyle birleşen bu tamlamanın, Mekke'nin sadece coğrafi bir merkez olmadığını, aynı zamanda inancın ve tebliğin yayıldığı ana kaynak olduğunu etimolojik olarak vurguladığını söyler.

        Patricia Crone, erken İslam tarihi ve coğrafyası üzerine yaptığı revizyonist çalışmalarda, geleneksel "Ümmü'l-Kura" tamlamasının doğrudan Mekke'yi işaret etmesini etimolojik ve tarihi açılardan sorgular. Crone, "k-r-y" kökünden gelen ve şehirlerin anası/merkezi anlamına gelen bu ifadenin, ticaret yolları ve tarımsal kapasite bağlamında Hicaz'daki kurak bir yerleşimden ziyade, Kuzey Arabistan veya Suriye havzasındaki daha gelişmiş bir merkezi işaret ediyor olabileceği tezini tartışmaya açar.
        Yevme'l-Cem'i (يَوْمَ الْجَمْعِ)


        İbn Fâris, tamlamanın temelini oluşturan "c-m-a" kökünün asıl anlamının "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, yaklaştırmak ve toplamak" olduğunu belirtir. Etimolojik olarak bu kök, ayetin bağlamında ahiret gününün, geçmiş ve gelecek tüm varlıkların kaçınılmaz bir şekilde tek bir alanda birleştirilip toplanacağı yönündeki fiziksel ve ontolojik gerçeğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "c-m-a" kökünün, "ayrılığın ve dağınıklığın zıddı" olduğunu söyler. İsfahânî, bu tamlamanın (toplanma günü) etimolojik yapısının, diriliş gününde sadece bedenlerin değil; amellerin, hesapların ve yargıların da ilahi huzurda eksiksiz bir şekilde bir araya getirilmesini kapsadığını analiz eder.

        Dücane Cündioğlu, "c-m-a" kökünü varoluşsal bir bütünleşme üzerinden okur. Cündioğlu, "cem" eyleminin etimolojik olarak sadece kalabalıkların fiziksel bir aradalığını değil; dünya hayatındaki kesretin (çokluğun) ve dağınıklığın, mutlak hakikatin karşısında vahdete (birliğe) dönüştüğü ontolojik bir toplanma anını imlediğini vurgular.

        Yorum

        İşleniyor...
        X