Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şûrâ Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şûrâ Sûresi, 6. Ayet

    وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَف۪يظٌ عَلَيْهِمْۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleżîne-tteḣażû min dûnihi evliyâa(A)llâhu hafîzun ‘aleyhim vemâ ente ‘aleyhim bivekîl(in)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kendisinden başkasını dost ve koruyucu bilenleri Allah sürekli gözetlemektedir. Senin onlarla ilgili bir sorumluluğun yok."

      İnanmayanları Dost Edinmek

      Kendisinden başkasını dost ve koruyucu bilenler. Buradaki dost kelimesinden maksat, muhtemelen onların Allah’tan başka taptıkları putlardır, çünkü onlar Allah’ı bırakıp putları ilâh ve rab edinmişlerdi ve onlara tapıyorlardı. Kendisinden başkasını dost edinenler cümlesinin, Allah’ın dostlarından başkasını dost edinenler mânasına gelmesi de mümkündür. Nitekim muhtelif âyetlerde Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurmaktadır: “Müminler müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin”, “Ey iman edenler! Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin”, “Onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler”. En doğrusunu Allah bilir. Allah onları sürekli gözetlemektedir. Cenâb-ı Hak, onların yaptıkları şeylerden gafil ve habersiz olmadığını, aksine yaptıklarını sürekli gözetlediğini, fakat hikmet gereği olarak cezalarını ertelediğini haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Senin onlarla ilgili bir sorumluluğun yok. Bu beyan iki şekilde yorumlanır. Birincisi, sen onların durumlarından sorgulanmayacaksın mânasına gelir. Nitekim bir âyette Allah meâlen şöyle buyurur: “(Ey müşrikleri), söz dinlemezseniz onun (peygamberin) sorumluluğu ona, sizin sorumluluğunuz da size aittir”. İkincisi, sen onların başında bir zorba ve bir muhafız değilsin, sen ancak elçisin ve senin görevin sadece tebliğ etmektir. Allah şöyle buyurmaktadır: “Sana düşen sadece duyurmaktır”, “Peygamber’in görevi, tebliğ etmekten ibarettir”. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Evliyâ (أَوْلِيَاءَ)


        İbn Fâris, kelimenin "v-l-y" kökünden türediğini ve bu kökün asıl manasının "iki şeyin aralarında bir boşluk kalmayacak şekilde birbirine yakın olması" olduğunu belirtir. İbn Fâris, bağlam içerisinde bu kelimenin, insanların mutlak yaratıcıyı bırakıp kendilerine yakın hissederek sığındıkları ve koruyucu saydıkları sahte otoriteleri etimolojik olarak ifade ettiğini vurgular.

        Râgıb el-İsfahânî, "v-l-y" kökünün mekânsal, nesebî veya inançsal bir yakınlığı ifade ettiğini kaydeder. İsfahânî'ye göre, kelimenin "evliyâ" şeklindeki çoğul formu, muhatapların Allah'ın dışında kendilerine edindikleri hami ve dostların, lügat anlamındaki yakınlık ve yardım beklentisi üzerinden nasıl ironik bir yanılgıya dönüştüğünü gösterir.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin etimolojik kökenini İslam öncesi kabile toplumunun himaye ve bağlılık sistemindeki "veli" (patron/müşteri) ilişkisi üzerinden okur. Izutsu, dünyevi ve kabilevi bir koruyuculuk bildiren bu kökün, bağlam içerisinde Allah'tan başka sahte ilahlara yöneltilen çarpık bir sadakat ve sığınma psikolojisini anlambilimsel olarak deşifre ettiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki sosyolojik karşılığına odaklanarak "v-l-y" kökünü inceler. Öztürk, kelimenin sadece duygusal bir "dostluk" değil; Hicaz toplumunda siyasi, hukuki ve dini bir koruyuculuk (patronaj) üstlenen, adlarına yemin edilen ve şefaat umulan otoriteleri anlatan somut bir lügat karşılığı olduğunu ifade eder.
        Hafîz (حَفِيظٌ)


        İbn Fâris, kelimenin "h-f-z" kökünden geldiğini ve temel anlamının "bir şeyi korumak, gözetmek ve kaybolmaktan alıkoymak" olduğunu aktarır. İbn Fâris, kelimenin bu ayetteki kullanımıyla, Allah'ın sahte dostlar edinenlerin eylemlerini kesintisiz bir şekilde gözetlediğini ve kayıt altında tuttuğunu belirten mutlak bir denetim mekanizmasını etimolojik olarak karşıladığını söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, "h-f-z" kökünün "koruma ve zapt etme" şeklindeki leksikal anlamını, hem zihinsel (ezberleme) hem de eylemsel bir muhafaza olarak ikiye ayırır. Bu cümlenin örgüsü içinde kelimenin, inkar edenlerin hal ve hareketlerinin ilahi iradenin aktif ve aşılmaz gözetimi altında olduğunu ifade eden bir sıfat formunda kullanıldığını belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "h-f-z" kökünün "fa'îl" veznindeki bu kullanımının, Arapçada süreklilik ve mübalağa (yoğunluk) bildirdiğine dikkat çeker. Etimolojik yapısındaki bu vurgunun, başkalarını veli edinenlerin hiçbir eyleminin ilahi kayıt ve denetimden (hıfz) kaçamayacağını gösteren uyanık bir otoriteyi simgelediği kaydedilir.
        Vekîl (بِوَكِيلٍ)


        İbn Fâris, kelimenin asıl kökeni olan "v-k-l" harflerinin "bir işi başkasına havale etmek, ona güvenip dayanmak" manasına geldiğini söyler. İbn Fâris'e göre bu kökten türeyen "vekîl" kelimesi, sorumluluğu üstlenen kişiyi tanımlar; ayetin bağlamında elçiden bu vasfın nefyedilmesi (olumsuzlanması), onun muhatapların nihai akıbeti üzerinde etimolojik bir sorumluluk taşımadığını gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "v-k-l" kökünün lügat manasını "başkasının işini onun adına deruhte etmek" olarak açıklar. İsfahânî, bağlam içinde peygambere yönelik "sen vekil değilsin" ifadesinin, dini tebliğ eyleminin sınırlarını çizen etimolojik bir uyarı olduğunu; vekâlet kökünün içerdiği "yerine geçme ve zorlama" gücünün elçide bulunmadığını vurgular.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin kökenindeki "havale etme ve kefil olma" manasını varoluşsal bir yaklaşımla analiz eder. Cündioğlu, "v-k-l" kökünden türeyen vekilliğin reddedilmesinin, insanın kendi seçimleri karşısındaki ontolojik yalnızlığını ve sorumluluğunu vurguladığını; elçinin etimolojik olarak bir kurtarıcı/kefil (vekil) değil, sadece hakikatin şahidi olduğunu belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X