كَذٰلِكَ يُوح۪ٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şûrâ Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
"Büyük izzet, derin hikmet sahibi olan Allah sana ve senden öncekilere işte böyle vahiy gönderiyor."
Allah sana ve senden öncekilere işte böyle vahiy gönderiyor. Yani Cenâb-ı Hak sana vahyettiği gibi senden önceki peygamberlere de benzeri bilgileri vahyetti. Buradaki “kezâlike” (كَذٰلِكَ) kelimesinin işaret ettiği mânaya dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları buna şöyle bir anlam verdi: Sana hâ-mîm-ayın-sîn-kâf sûresini vahyettiğimiz gibi onu senden öncekilere de vahyettik. Bazıları da şöyle dedi; Sana bu harfleri, yani hâ-mîm-ayın-sîn-kâf harflerinin bizzat kendilerini vahyettiğimiz gibi, bizzat bu hâ-mîm-aym-sîn-kâf harflerini senden öncekilere de vahyettik. Bazıları ise şöyle söyledi: Hâ-mîm-ayın-sîn-kâf’ı sana vahyettiğimiz gtbi senden önceki peygamberlere de bu mânada kelimeler vahyettik. İbn Abbâs’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: Kendisine Hâ-mîm-ayn-sîn-kâf’ın vahyedilmediği hiçbir peygamber yoktur, nitekim Hz. Peygambere (s.a.) de vahyedildi. Bu husus, yukarıda bizim söylediğimiz gibidir.
Yorum
-
Yûhî (يُوحٖي)
İbn Fâris, kelimenin temelinin "v-h-y" (vehm, fısıltı, işaret) köküne dayandığını ve bu kök bağlamında "hızlıca işaret etmek, gizli bir mesaj iletmek veya ilham vermek" anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki kullanımıyla sözcük, ilahi olanın beşeri olana seri ve mahrem bir yolla bilgi aktarımını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "v-h-y" kökünün özünde "süratli ve gizli bildirim" yattığını vurgular. El-Müfredât adlı eserinde İsfahânî, bu kelimenin burada sıradan bir iletişimden ziyade, peygamberin iç dünyasına doğrudan ve vasıtasız olarak zerk edilen ilahi bir bilgi formunu etimolojik olarak nasıl karşıladığını analiz eder.
Toshihiko Izutsu, sözcüğün etimolojik serüvenini İslam öncesi Arap toplumundan alarak inceler. Izutsu, kök anlamında şairlere cinler tarafından fısıldanan ilhamı ifade eden bu kelimenin, bu cümlenin bağlamında semantik bir dönüşüme uğradığını ve mutlak aşkın bir varlıktan seçilmiş bir elçiye yönelik dikey ve kutsal bir iletişim kanalına dönüştüğünü ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça "v-h-y" kökünden geldiğini kabul etmekle birlikte, köken bilimi açısından Güney Arabistan dillerindeki veya kadim Sami dillerindeki gizemli konuşma ve yazma eylemleriyle etimolojik akrabalıkları üzerinde durur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin lügat anlamına odaklanarak "v-h-y" kökünün "gizli konuşmak, fısıldamak, ilham etmek, emretmek, işaret etmek" gibi anlamlar içerdiğini aktarır. Ansiklopedi, kelimenin morfolojik olarak if'al babında kullanılarak bu gizli ve hızlı bildirimin yetkin bir ilahi kaynağa nispet edildiğini belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojisini nüzul dönemi Arap tasavvuru üzerinden ele alır. Öztürk'e göre bu kelime, o günkü muhatapların dil dünyasında karşılığı olmayan tamamen göksel ve gizemli bir şifre değil; aksine, Arapların "birisine gizlice ve hızlıca bir şey bildirmek" şeklindeki yerleşik lügat anlamının bu metindeki ilahi hitap için uyarlanmış formudur.
Allah (اللّٰهُ)
El-Cevâlîkî, ismin türemiş (müştak) olup olmadığı tartışmasında yer alarak, Arapçalaşmış yabancı kelimeleri (muarreb) incelediği eserlerinde bu ismin saf Arapça kökenli olduğunu savunan klasik dilbilimciler arasında durur ve etimolojik olarak başka bir dilden alıntı olmadığını vurgular.
İbn Fâris, ismin etimolojisini "e-l-h" (ilah) köküne dayandırır. Bu kök, "kulluk edilen, yönelinen ve sığınılan varlık" anlamına gelir. İbn Fâris, "el-ilah" (belirli ilah) kelimesinin zamanla fonetik bir kaynaşma yaşayarak bu özel isme dönüştüğünü belirterek, kelimenin ibadet ve tazim kökünden geldiğini ifade eder.
Arthur Jeffery, kelimenin kökeni için klasik Arapça etimolojisinin dışına çıkar. Jeffery, "e-l-h" kökünün sadece Arapçaya özgü olmadığını, Aramice ve Süryanice'de Tanrı anlamına gelen "Alaha" kelimesinin İslam öncesi dönemde Arap Yarımadası'ndaki Hristiyan ve Yahudi topluluklar aracılığıyla Arapçaya geçtiğini ve zamanla mevcut formunda telaffuz edildiğini savunur.
Theodor Nöldeke, Sami dilleri etimolojisi üzerinden benzer bir yaklaşım sergiler. Nöldeke, ismin kökenini genel Sami dil ailesindeki "El" veya "Eloha" köküne bağlar ve Kuzey ile Güney Arabistan epigrafik yazıtlarında bu kökün izlerini sürerek, kelimenin İslamiyet öncesi kadim inanç sistemlerinde de en yüce yaratıcı için kullanılan ortak bir fonetik miras olduğunu iddia eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ismin etimolojisi hakkındaki iki ana görüşü özetler: İsmin herhangi bir kökten türememiş, doğrudan Yaratıcı'ya delalet eden özel bir isim (camid) olduğu görüşü ile "e-l-h" kökünden türeyen "el-ilah" kelimesindeki hemzenin düşmesi ve harf-i tarifin kelimeye kaynaşmasıyla oluştuğu (müştak) görüşünü kıyaslamalı olarak aktarır.
El-Azîz (الْعَزٖيزُ)
İbn Fâris, kelimenin "a-z-z" kökünden türediğini ve bu kökün ana anlamının "kuvvet, şiddet, üstünlük ve yenilmezlik" olduğunu ifade eder. İbn Fâris'in etimolojik analizine göre kelime, bu hitabın bağlamında gücü hiçbir zaman aşılamayan ve iradesine karşı gelinemeyen mutlak otoriteyi temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî, "a-z-z" kökünden gelen "izzet" kavramını, insanın veya bir varlığın mağlup edilmesini engelleyen durum olarak tanımlar. İsfahânî'ye göre buradaki kullanımıyla kelime, zatı gereği hiçbir şekilde acziyete düşürülemeyen, her daim üstün ve galip olan niteliği etimolojik olarak barındırır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin lügat anlamını doğrudan metnin kendi iç örgüsü içinde değerlendirir. Bintü'ş-Şâtı, "a-z-z" kökünün salt bir zorbalık veya despotik bir güç anlamına gelmediğini; bu kelimenin yanındaki isimlendirmelerle dengelenerek, gücün ve üstünlüğün bilinçli bir otoriteyle uygulandığı bir anlamsal çerçeveye oturduğunu vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, etimolojik olarak "a-z-z" kökünün "güçlü ve üstün olmak, galip gelmek" manalarına geldiğini belirtir. Ansiklopedi, sıfat-ı müşebbehe formunda olan bu ismin, yenilmesi ve dengi bulunması imkânsız olan, mutlak izzet ve şeref sahibi anlamına geldiğini lügat bilimi açısından teyit eder.
El-Hakîm (الْحَكٖيمُ)
İbn Fâris, kelimenin kökeni olan "h-k-m" harflerinin temelinde "zulmetmeye ve fesada engel olmak" manasının yattığını belirtir. Etimolojik olarak atın ağzına takılan ve onu kontrol eden gem (hakeme) ile aynı kökten gelen bu sözcük, burada eşyayı ve olayları yerli yerine koyan, hatadan ve abeslikten alıkoyan temel bir niteliği ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "h-k-m" kökünün ilim ve aklı kullanarak gerçeği bulmak ve sağlam iş yapmak anlamına geldiğini söyler. İsfahânî, bu isimlendirmeyi etimolojik olarak "işleri en sağlam ve kusursuz biçimde yapan, varlıkları hikmet adı verilen dizayna göre var eden" olarak açıklar.
Toshihiko Izutsu, "h-k-m" kökünün semantik evrimini inceler. Izutsu, İslam öncesi dönemde kabileler arası anlaşmazlıkları çözen insan hakemlerin sahip olduğu dünyevi otoritenin, burada mutlak, yanılmaz ve her şeye yön veren bir yasakoyucu kimliğine evrildiğini etimolojik bir analizle ortaya koyar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, sözcüğün "h-k-m" kökünden fa'îl vezninde türediğini, "isabetli karar veren, her işi yerli yerinde olan" manalarına geldiğini ifade eder. Etimolojik olarak bilgisizlik ve hatadan uzak, sağlam yargıda bulunan anlamlarını taşıdığını vurgular.
Yorum
Yorum