اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 225. Ayet
Daralt
X
-
225-226. “Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmez misin?”
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmez misin? Bazıları şöyle demişlerdir: Onlar her fenden dem vururlar, yani bir topluluğu asılsız yere överler, başka bir topluluğu asılsız yere yererler. Ve onlar gerçekte yapmadıkları şeyleri söylerler. Bilmedikleri şeyi anlata anlata bitiremezler. Bazı kırâatlerde de benzer şekilde oldukları belirtilmiştir. Bazıları şöyle demişlerdir: Onlar her türlü boş ve asılsız işlere dalarlar Ve onlar gerçekte yapmadıkları şeyleri söylerler. Allah şöyle diyor: Onlar sözlerinin çoğunda yalan söylerler. Bazıları şöyle demişlerdir: Ve onlar gerçekte yapmadıkları şeyleri söylerler. Yani “Biz şunu yaptık, bunu yaptık” derler, ama aslında yalancıdırlar, dediklerini yapmamışlardır.
Ebû Avsece şöyle demiştir: “Yehîmûn” (يَهِيمُونَ) yani her vadiye giderler, oradan geçerler, binerler. Çekimi “hâme, yehîmü, heymen, fehüve hâimün” (هَامَ، يَهِيمُ، هَيْمَنًا، فَهُوَ هَائِمٌ) şeklindedir. Denilir ki: “el-Hâim” (الْهَائِمُ) susuz demektir. Hâme, yehîmü, heymen (هَامَ، يَهِيمُ، هَيْمًا). “Heymân” (هَيْمَانُ) kelimesi ‘atşân’, yani susuz demektir. “Ve kavmün heyyimün” (وَقَوْمٌ هَيِّمٌ). “el-Hâim” sevgilisi ile buluşmaya teşne yanıp tutuşan âşık demektir. “et-Tehvîm” ise uyku demektir; “Hevveme, yühevvimü, tehvîmen” (هَوَّمَ، يُهَوِّمُ، تَهْوِيمًا) denir. “Fe şâribûne şürbe’l-hîm” (فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ), yani hem de susamış develerin suya kanmaz içişleriyle. Buradaki “hîm” (الْهِيمِ) susuz demektir. Tekili “heymân” (هَيْمَانُ) gelir. İbn Kuteybe şöyle demiştir; Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar. Yani her söz vadisinde gezinirler ve gidilecek her yöne giderler (her üslubu denerler). Nasıl ki hayvan burnu doğrultusunda giderse şairler de öyle yaparlar.
Yorumu Yorumla
-
E lem tera (أَلَمْ تَرَ)
Soru bildiren hemze "e" (أَ), geçmiş zaman olumsuzluk ve kesin kesinti (cezm) edatı "lem" (لَمْ) ile; görmek, gözle şahit olmak, kalple kavramak ve idrak etmek anlamlarına gelen r-e-y (ر ا ي) kökünden türemiş ikinci tekil şahıs muzari fiilin birleşimidir. Cezm edatından (lem) dolayı fiilin sonundaki illet harfi düşmüştür ("Görmedin mi? / Görmez misin? / Bizzat şahit olmuyor musun?").
İbn Fâris, r-e-y (ر ا ي) kökünün temelinde "bir şeyin varlığını, hakikatini veya şeklini hiçbir perdeye ve karanlığa takılmaksızın en net biçimde fiziksel gözle (basar) yahut aklın derin idrakiyle (basiret) kavramak" anlamının bulunduğunu belirtir.
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu soru edatları diziliminin (e lem tera) belagatteki "istifham-ı takrirî ve taaccüb" (muhatabı hayrete düşürerek inkar edilemez bir gerçeği onaylatma) sanatı olduğunu tahlil eder. Şairlerin o hezeyan dolu durumu, gizli saklı bir sır değildir; bizzat Kureyş'in panayırlarında (Ukaz'da vs.) herkesin her gün "gözleriyle gördüğü" kaba ve kaskatı bir gerçektir. Vahiy, kimsenin itiraz edemeyeceği bu sosyolojik vakayı (görmedin mi diyerek) muhatabın yüzüne vurur.
Dücane Cündioğlu, "görme" (rüyet) eyleminin barındırdığı felsefi şahitliği okur. Hakikat (Kur'an) ağır bir rasyonel tefekkürle idrak edilirken; şairlerin o dengesiz, tutarsız ve histerik halleri bizzat fiziksel gözle (sosyolojik bir vaka olarak) "görülür". Bu soru; peygamberin o sarsılmaz, asil tevhidi duruşu ile, kabile şairlerinin o kurgusal hezeyanları arasındaki devasa ontolojik farkı gözler önüne seren rasyonel bir yüzleşmedir. Peygamber "okur" (ikra), şair ise sadece bir "görüntüdür" (tera).
Ennehum (أَنَّهُمْ)
Cümleye mutlak kesinlik, şüphesizlik ve tekit (pekiştirme) katan bağlaç edatı "enne" (أَنَّ) ile; "onlar" anlamındaki üçüncü çoğul şahıs zamiri "hum"un (هُمْ) birleşimidir ("Şüphesiz ki onlar / Muhakkak ki o şairler").
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "enne" edatının metnin psikolojisine kattığı o kaskatı ve yargılayıcı şiddeti inceler. Şairlerin o tutarsız ve yalan üreten halleri; anlık bir edebi ilham, istisnai bir sanat taşkınlığı veya masum bir dil sürçmesi değildir. "Ennehum" edatı, bu dengesizliğin ve fıtri savrulmanın, o yozlaşmış pagan şairlerin "ontolojik (ve kalıcı) varoluş biçimi" olduğunu mutlak surette tescilleyen felsefi bir mühürdür.
Fî (فِي)
İçinde, zarfında, dahilinde, ortasında ve bünyesinde anlamlarına gelen harf-i cerdir.
Angelika Neuwirth, uzamsal (spatial) dinamikler bağlamında "fî" (içinde) edatının kurduğu o karanlık hapsolma halini tahlil eder. Şairler (veya ideologlar), ürettikleri o kelime oyunlarının, tutkuların, yalanların ve kabile asabiyetinin sadece kıyısında dolaşmazlar. Onlar bütünüyle o kokuşmuş edebi yanılsamanın "içine, tam merkezine ve zarfına" (fî) gömülmüşlerdir. Bu edat, hakikate asla dışarıdan ve objektif bakamayan, kendi ürettiği kurgunun (şiirin) içinde boğulan o narsist aklı gramatikal olarak resmeder.
Külli (كُلِّ)
Bütün, tamamı, hepsi, her bir parçası ve sınır tanımayan her şey anlamlarına gelen k-l-l (ك ل ل) kökünden türemiş isimdir. "Fî" harf-i cerinden dolayı esre ile mecrurdur ve kendisinden sonraki isme muzaf (tamlayan) olmuştur ("Her bir / Bütünüyle / Hiçbir istisna bırakmaksızın").
İbn Fâris, k-l-l (ك ل ل) kökünün özünde "parça parça olan nesneleri, durumları veya yönleri bütünüyle kapsayarak hiçbir şeyi o çemberin dışında bırakmamak" anlamının yattığını belirtir.
Patricia Crone, politik sosyoloji ekseninde "külli" (her) kelimesinin barındırdığı o devasa ahlaki ilkesizliği okur. Tevhidin ve peygamberin rotası tek, sarsılmaz ve sabittir (sırat-ı müstakim). Kur'an, şairlerin belirli bir inancı, sabit bir felsefesi veya sarsılmaz bir ahlaki sınırı olmadığını "külli" kelimesiyle deşifre eder. Onlar, rüzgar nereden eserse, hangi kabile (veya tiran) daha çok altın yahut makam verirse bütünüyle o ideolojinin (her türlü vadinin) içine giren rüzgargülleri ve satılık kalemlerdir. İlkesizlik, şairin en büyük sermayesidir.
Vâdin (وَادٍ)
Suların aktığı, iki dağ veya tepe arasında kalan uzun çukur, dere yatağı, akış yönü ve mecaz olarak duygu/düşünce mecrası anlamlarına gelen v-d-y (و د ي) kökünden türemiş ism-i fâildir (Aslı vâdiyun'dur, tenvinli mecrur durumda olduğu için sonundaki illet harfi olan yâ düşmüştür). Külli kelimesinin muzafun ileyhi (tamlananı) olarak esre ile mecrurdur ("Vadide / Duygu ve düşünce yatağında / Mecrada").
İbn Fâris, v-d-y (و د ي) kökünün temelinde "suyun kendi yatağından akıp gitmesi, bir selin veya akıntının sınırları olan bir çukur (vadi) boyunca kontrolsüzce ilerlemesi" anlamının bulunduğunu aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "vadi" kelimesinin bu bağlamda fiziki bir coğrafyayı değil; bütünüyle psikolojik, tematik ve söylemsel bir "düşünce mecrasını" temsil ettiğini tahlil eder. Şairlerin "her vadide" dolaşması; onların övgü (medih), yergi/küfür (hiciv), cinsel tutku (gazel), kibir (fahriye) ve yalan gibi sınır tanımayan, birbirine bütünüyle zıt, uçsuz bucaksız hezeyan alanlarında daldan dala savrulmalarının kusursuz bir edebi metaforudur. Şiir, ahlakı olmayan bir duygu selidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde pagan Arap aklında "vadi" imgesinin cinlerle ve şeytanlarla olan o karanlık mitolojik bağını inceler. Cahiliye edebiyatında her güçlü şairin ilham aldığı bir cinni (şeytanı) olduğuna ve bu varlıkların çöldeki ıssız ve korkutucu "vadilerde" (Vadi-i Abkar gibi efsanevi yerlerde) yaşadığına inanılırdı. Kur'an "her vadide" diyerek, bu putperest kurguyla devasa bir teolojik alay eder. O çok övünülen kabile şairleri, aslında o kokuşmuş pagan vadilerinde cin fısıltıları (yalan) arayan, fıtratını kaybetmiş avarelerdir.
Yehîmûn (يَهِيمُونَ)
Şaşkın şaşkın dolaşmak, şiddetli susuzluktan veya aşktan aklını yitirerek kendinden geçmek, hedefsizce savrulmak ve ne yaptığını bilmemek anlamlarına gelen h-y-m (ه ي م) kökünden türemiş üçüncü çoğul şahıs muzari (geniş/şimdiki zaman) fiildir ("Şaşkın şaşkın savrulurlar / Hedefsizce dolaşırlar / Aklını yitirmiş gibi gezinirler").
İbn Fâris, h-y-m (ه ي م) kökünün özünde "şiddetli susuzluk hastalığına (hiyam) yakalanmış bir devenin aklını yitirip çölde başıboş ve şuursuzca savrulması; veya bir insanın aşk, şehvet yahut keder gibi yoğun bir duyguyla mantığını bütünüyle kaybedip hedefsizce (şaşkın şaşkın) dolanması" anlamının bulunduğunu belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "yehîmûn" (şaşkın şaşkın dolaşırlar) eyleminin barındırdığı o devasa epistemolojik yıkıcılığı okur. Vahiy (tevhid), insana düz, sarsılmaz, ahlaki kuralları olan ve hedefine kilitlenmiş bir "sırat-ı müstakim" (dosdoğru yol) sunar. Şiirin ve pagan ideolojisinin beslediği zihin ise; mantığını kaybetmiş, ihtirasla sarhoş olmuş, kelime oyunlarıyla büyülenmiş ve hiçbir hakikate (sonuca) varamayan bir hezeyan (hiyam) içindedir. Şair, topluma yolu gösteren bir "bilge" değil; bizzat kendisi duygu çölünde aklını yitirmiş (yehîmûn) şuursuz bir avaredir.
Gabriel Said Reynolds, polemik teolojisinde bu eylemin peygamberliğe yöneltilen müşrik iftirasına verdiği o sarsıcı dikey cevabı tahlil eder. Müşrikler, peygambere "O aklını yitirmiş (mecnun) bir şairdir" diyorlardı. Vahiy, "yehîmûn" (aklını yitirmiş gibi savrulurlar) eylemiyle bu zehirli oku alır ve doğrudan müşriklerin kendi şairlerine (ve sistemlerine) iade eder. Asıl aklını yitirmiş olan, gerçeklikten bütünüyle kopan, sanrılar gören ve duygu vadilerinde şuursuzca savrulanlar peygamber değil; bizzat müşriklerin taptığı ve statükoyu koruyan o yalan üreticisi kabile şairleridir. İftira, sahibini tasvir eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bütünselliğinde "vadi" ve "hiyam/yehîmûn" (savrulma) kavramlarının kurduğu o mutlak ahlaki zıtlığı özetler. Peygamberin (ve tevhidin) kelamı; ağır, sorumlu, tartılmış, sabit ve varoluşsal bir amaca yöneliktir. Şairlerin dili ise, tıpkı çölde serap peşinde koşan susuz develer (hiyam) gibi; hiçbir ahlaki sorumluluk (bedel) taşımadan, sırf kafiye, alkış ve estetik uğruna "her vadide" (her konuda) fütursuzca yalan söyleyebilen, bir gün övdüğü tiranı ertesi gün rahatça hicvedebilen sınırsız ve ilkesiz bir şizofrenidir. Yaratıcı, bu kelimeyle; estetiğin ve edebiyatın rasyonel ahlaktan (tevhitten) koptuğunda nasıl korkunç, hastalıklı ve azgın bir "şaşkınlığa/hezeyana" (yehîmûn) dönüştüğünü deklare eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla