ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 209. Ayet
Daralt
X
-
208-209. “Kaldı ki biz, öğüt vermek üzere uyarıcılar göndermeden hiçbir ülke halkını yok etmemişizdir. Biz zâlim değiliz.”
Kaldı ki biz, öğüt vermek üzere uyarıcılar göndermeden hiçbir ülke halkını yok etmemişizdir. Buyuruyor ki: Biz bir kavmi köklerini kazımak ve öç almak suretiyle helak etmiş isek mutlaka onları uyardıktan, aleyhlerinde delil var edip onu açıkladıktan sonra bunu yapmışızdır. “Zikrâ” (ذِكْرَىٰ) içinde bulundukları durumdan sakındırmak ve öğüt vermek demektir. Ya da “zikrâ” (ذِكْرَىٰ) haklarını ve sorumluluklarını hatırlatmaktır yahut onlar Allah’ın üzerindeki haklarını ya da birbirleri üzerindeki haklarını hatırlatmaktır.
Biz onlara azap etmekte zâlim değiliz. Yani biz onlara günahları, kusurları hiç yok iken azap etmiş değiliz. Buna mukabil hak karşısındaki inatçı tutumları ve tavır almaları sebebiyle onları helak ettik. Çünkü dünyada azap salt inkarcılık (küfür) yüzünden olmaz, muannit tutum ve tavır alma sebebiyle olur. Kâfirlik sebebiyle azap âhirette olur. Şu âyet de işte bu hakikat üzere gelmiştir; “Biz bir resûl göndermedikçe azap da etmeyiz”. Yani dünyada iken peygamber göndermedikçe hiçbir kavme öç alma azabında bulunmayız. Onların inatçılık ve delil karşısında tavır alma halleri ortaya çıkar, o zaman da Allah onlara azap eder. Bazıları şöyle demişlerdir; Biz zâlim değiliz. Yani biz onları ancak delil getirdikten ve her şeyi açıklayıp artık hiçbir mazeretleri kalmayacak şekilde onları uyardıktan sonra helâk ederiz. En doğrusunu Allah bilir. Übeyy’in mushafında âyet şöyledir: “Vemâ ehleknâ min karyetin illâ bizünûbi ehlihâ” (وما أهلكنا من قرية إلا بذنوب أهلها). Yani “Biz hiçbir ülke halkını yalnızca günahları yüzünden helâk etmemişizdir”.
Yorumu Yorumla
-
Zikrâ (ذِكْرَىٰ)
Öğüt vermek, hatırlatmak, gafletten uyandırmak, zihindeki bir bilgiyi diriltmek anlamlarına gelen z-k-r (ذ ك ر) kökünden türemiş ism-i masdardır (veya mef'ulün lieclih / amaç bildiren nesne). "Bir öğüt olarak / Hatırlatmak maksadıyla / Gafletten uyandırmak için" anlamındadır.
İbn Fâris, z-k-r (ذ ك ر) kökünün temelinde "bir bilginin, hakikatin veya idrakin zihinde (veya kalpte) taze tutulması, unutulmaktan korunması ve gerektiğinde dil ile yahut eylemle yeniden varlık sahasına (şuur düzeyine) çağrılması" anlamının bulunduğunu aktarır. Nisyanın (unutmanın) ontolojik zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "zikrâ" kelimesinin sıradan bir "zikr" (hatırlama) eyleminden farklı olarak taşıdığı o devasa ağırlığı tahlil eder. Bu kelimenin sonundaki "maksûre" (elif) harfi, anlamı şiddetlendirir ve mutlaklaştırır. "Zikrâ", sıradan bir bilgi aktarımı değil; insanın fıtratında zaten var olan ancak kibrin, sömürünün ve günahın (nisyanın) altında paslanmış olan o en temel varoluşsal sözleşmenin (tevhidin) sarsıcı, derin ve uyanışa zorlayan bir şekilde yeniden diriltilmesidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "zikrâ" kavramının epistemolojik (bilgi felsefesi) temelini inceler. Peygamberler (münzirler) insanlara tamamen yabancı, akıl dışı veya gökten inme mantıksız bir yasa dayatmazlar. "Zikrâ" (hatırlatma) kavramı; uyarının ve ilahi mesajın, insanın bizzat kendi fıtratında, yaratılış kodlarında ve vicdanında çoktan "bilinen" bir hakikat olduğunu kanıtlar. Kâfirler (Müşrikler veya Eykeliler) bilmedikleri bir şeyi inkar etmediler; onlar kendi içlerindeki o saf "hatırayı" (zikrâyı) örtbas ettiler. Münzirin görevi aşılamak değil, hatırlatmaktır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin metindeki gramatikal konumunu (mef'ulün lieclih / eylemin varoluş amacı) okur. Bir önceki ayetle birleştiğinde "İllâ lehâ münzirûn, zikrâ" (İlla ki o şehre ait uyarıcılar gönderdik, bir öğüt/hatırlatma olsun diye) yapısı ortaya çıkar. Bütün o peygamberlik kurumunun, inen kitapların ve tarih boyunca çekilen o devasa acıların yegâne ve mutlak felsefi amacı budur: Zikrâ. İnsanlığın hafıza kaybını (kibrini) tedavi etmek.
Dücane Cündioğlu, "hatırlatma" eyleminin helak (azap) yasasındaki o sarsılmaz hukuki yerini tahlil eder. Yaratıcı, bir şehri gaflet uykusundayken, onlara kendi fıtratlarını "hatırlatmadan" (zikrâ yapmadan) aniden yok etmez. Helakın meşru (ve adil) olabilmesi için, o toplumun zihinsel uyuşukluğunun bir uyarıcı tarafından yırtılması, hakikatin bütün çıplaklığıyla onların şuuruna çarpması (zikrâ) şarttır. Hatırlatma yapılmadan kopan kıyamet, adalet değil zulüm olurdu. Zikrâ, azabın rasyonel ve ahlaki gerekçesidir.
Ve mâ (وَمَا)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; mutlak olumsuzluk, reddiye ve tenzih bildiren "mâ" (مَا) edatının birleşimidir ("Ve ... olmadık / Ve biz hiçbir şekilde ... değiliz").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu bağlaç ve edat birleşiminin belagatteki "tenzih ve tebrie" (uzak tutma ve aklama) işlevini inceler. Ayet, geçmiş medeniyetlerin nasıl helak edildiğini anlattıktan sonra, müşrik aklında oluşabilecek "Peki bu kadar insanı yok etmek acımasızlık değil mi?" şeklindeki o sinsi şüpheyi anında keser. "Ve mâ" edatı, ilahi eylemi insanların anladığı o keyfi, zalimane tiranlık (zulüm) tasavvurlarından mutlak ve kategorik olarak sıyırır. Bu, Yaratıcının kendi zatını ahlaki bir mutlaklıkla savunmasıdır.
Künnâ (كُنَّا)
Olmak, bulunmak, varlık sahasına çıkmak ve bir sıfat/durum üzere sabit kalmak anlamlarına gelen k-v-n (ك و ن) kökünden türemiş birinci çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman/nakıs) fiilidir ("Biz idik / Biz olduk / Bizim varoluşumuz ...dır").
İbn Fâris, k-v-n (ك و ن) kökünün temelinde "bir şeyin meydana gelmesi, vücut bulması ve o eylemin/durumun zaman içinde kesintisiz, kopuksuz bir şekilde varlığını sürdürerek ontolojik bir gerçeğe dönüşmesi" anlamının yattığını belirtir.
Patricia Crone, politik teoloji ekseninde bu nakıs fiilin (künnâ) barındırdığı sarsılmaz otoriteyi ve yasa koyuculuğu okur. Yeryüzündeki iktidarlar, krallar ve sömürücüler sürekli durum değiştirirler; bazen adil, çoğu zaman da menfaatleri gereği kaba ve zalim olurlar. "Ve biz zalimler olmadık" (mâ künnâ) vurgusu; ilahi otoritenin, yeryüzü iktidarları gibi kaprisli, öfkesine yenilen veya keyfi yıkımlar yapan bir varoluşa (künnâ) hiçbir zaman ve hiçbir tarihte sahip olmadığını ilan eder. İlahî iktidarın doğası, mutlak ahlak yasasına (adalete) sabitlenmiştir.
Angelika Neuwirth, cümlenin bu fiil vasıtasıyla kurduğu evrensel tarih bağını tahlil eder. "Künnâ" (Biz idik/olmadık) eylemi, sadece Kureyş'in anladığı yerel bir zamanı değil; Âd'ı, Semûd'u, Mısır'ı, Medyen'i ve Lût kavmini içine alan o devasa tarihsel döngünün tamamını kapsar. Kur'an, tarihin bütün o enkazlarının üzerinde ayağa kalkarak; "O geçmişteki bütün yıkımların hiçbirinde (mâ künnâ) bizim kararımız haksızlığa veya duygusal bir nefrete dayanmadı" diyerek devasa bir teodise (kötülük problemi çözümü) inşa eder.
Zâlimîn (ظَالِمِينَ)
Bir şeyi asıl bulunması gereken fıtri ve meşru yerinden başka bir yere koymak, eksiltmek, hakkı çiğnemek, karanlığa boğmak ve haksızlık etmek anlamlarına gelen z-l-m (ظ ل م) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formudur. Noksan fiilin (künnâ) haberi (yüklemi) olduğu için "yâ" ile nasb edilmiştir ("Zulmedenlerden / Haksızlık yapan kimselerden").
İbn Fâris, z-l-m (ظ ل م) kökünün temelinde "bir şeyin hak ettiği değeri noksanlaştırmak, sınırı aşarak bir nesneyi/durumu fıtratına aykırı bir noktaya yerleştirmek ve mutlak karanlık/aydınlığın yokluğu (zulmet)" anlamının bulunduğunu aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "zulm" kavramının bu teolojik savunmadaki felsefi derinliğini inceler. Eğer Yaratıcı bir topluma önceden uyarıcı (münzir) göndermeden, fıtratı hatırlatmadan (zikrâ) onlara azap etseydi; bu eylem "şeyi kendi yerine koymamak" (zulüm) olurdu. Çünkü bilinmeyen, tebliğ edilmeyen bir yasanın cezası infaz edilemez. Yaratıcı, "Biz zalimler olmadık" diyerek, kendi adaletinin rasyonel ve ahlaki sınırlarını bizzat kendi fiilleri üzerinden deklare eder. Helak, Tanrının bir zulmü değil, insanın o fıtri teraziyi bizzat parçalamasının kendi üzerine düşen doğal (ve zorunlu) karanlığıdır (zulmetidir).
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "ism-i fâil/çoğul" (zâlimîn) kalıbında gelmesinin barındırdığı reddiyeyi okur. Ayet "Biz zulmetmedik" (mâ zalemnâ - fiil) demez; "Biz zulmedenlerden olmadık" (mâ künnâ zâlimîn - isim/kategori) der. Müşrik aklı, politeist (çok tanrılı) inançlarında tanrıları öfkelenen, insanlara tuzak kuran, onlara haksızlık yapan kıskanç mitolojik figürler olarak tasavvur ediyordu. Kur'an, tevhidin ilahını, yeryüzünde veya gökyüzünde "zalim" sıfatını taşıyan o azgın tiranlıkların (ve mitolojik tanrıların) kategorisinden (zâlimîn) ontolojik olarak ve tamamen koparır. Tevhidin Tanrısı, saf asalettir.
Gabriel Said Reynolds, polemik teolojisi bağlamında bu kavramın (zâlimîn) müşrik aklına çevrilen o devasa aynasını tahlil eder. Müşrikler (veya helak olan diğer zorbalar), zayıfların mallarını çalarken, köleleri ezerken ve ölçüde hile yaparken "zulmettiklerini" (zâlim olduklarını) asla kabul etmiyor, bunu kendi zekalarının bir hakkı sanıyorlardı. Azap geldiğinde ise "Biz ne yaptık ki bu başımıza geldi, bu bize yapılan bir zulüm!" demeye meyyaldiler. Ayet bu ahlaksız kurnazlığı kökünden keser: Asıl zalim (karanlığı üreten); fıtratın sesini (zikrâyı) susturan, teraziyi bozan ve peygamberi yalanlayan sömürücü insandır. İlahi kudret zalim değil, sadece o insanların ektikleri kendi zulümlerini (karanlıklarını) kendi başlarına geçiren Mutlak Adalettir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayetin, Şuarâ suresinin o uzun, helak dolu kıssalarına attığı o muazzam felsefi ve teolojik düğümü (kapanışı) özetler. "Hatırlatma olarak (zikrâ)... Ve biz zalimler olmadık." Bu cümle, yüzlerce ayet boyunca anlatılan bütün o yıkımların (depremlerin, taş yağmurlarının, boğulmaların ve gölgelerin) altında yatan yegâne manifestodur: İnsanoğlu, kendi kibriyle tabiatı ve ahlakı parçalamadığı sürece Yaratıcı onlara ilişmez. Evrensel yasa (sünnetullah) şudur: Uyarı ulaştırılır, idrak diriltilir (zikrâ). Buna rağmen insan inatla karanlığı (zulmeti/zulmü) seçerse; Allah o şehri yıkar, ama asla zalim (zâlimîn) olmaz. Çünkü helak, fıtrata açılan savaşın kendi kendini imha etmesinden başka bir şey değildir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla