Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 207. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 207. Ayet

    مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Mâ aġnâ ‘anhum mâ kânû yumette’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      205-206. Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak, sonra da kendilerine vâdedilen azap başlarına gelmişse!

      207. "Senelerce yararlandırıldıkları nimetler onlara ne fayda sağlamıştır?"


      Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak, sonra da kendilerine vâdedilen azap başlarına gelmişse! Senelerce yararlandırıldıkları nimetler onlara ne fayda sağlamıştır? Diyor ki onlardan azabın tehir edilmesi ve kendilerine azabın başlarına ineceği andan itibaren bir süre mühlet verilmesi onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Yahut onlar zahirde azap istemiş, fakat gerçekte kendilerine mühlet tanınmasını istemiş olabilirler. Bunun üzerine de Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak meâlindeki İlâhî beyan, mühlet istemelerine cevap olmak üzere gelmiş olur. Ya da onlardan bir kısmı azabın hemen gelmesini isterken bazıları da mühlet verilmesini istemiş olabilir. Bu da onlardan mühlet talep edenlere cevap olmak üzere gelmiş olur. Sonra Allah onları korkuttu ve şöyle buyurdu:​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mâ (مَا)

        Arapçada "Ne?" anlamında soru (istifham) edatı olarak veya "Hiçbir şey / ...-medi" anlamında mutlak olumsuzluk (nefy) edatı olarak kullanılan fonksiyondur. Cümlenin akışında her iki manayı da içerecek devasa bir retorik güce sahiptir ("Ne fayda sağladı ki? / Hiçbir fayda sağlamadı").

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu edatın belagatteki çok katmanlı yapısını tahlil eder. Bu "mâ" edatı, hem bir istifham-ı inkârî (muhatabın iddialarını yerle bir eden azarlayıcı bir soru) hem de mutlak bir nefy (hiçleştirme) işlevi görür. Ayet "Onlara fayda sağlamadı" diyerek düz bir cümle kurmak yerine, "Onlara ne fayda sağladı ki?" formunu kullanarak; müşriklerin yıllarca biriktirdikleri o devasa servetlerin, azap anındaki o korkunç işlevsizliğini (hiçliğini) muhatabın yüzüne alaycı ve sarsılmaz bir felsefi tokat gibi çarpar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın metnin psikolojisine kattığı varoluşsal çöküşü okur. Müşrikler (ve helak olan o eski toplumlar), servetlerini ve iktidarlarını kendileri için mutlak bir kalkan sanıyorlardı. Azap bütün şiddetiyle tepelerine bindiğinde sorulan "Mâ?" (Ne işe yaradı/Ne fayda verdi?) sorusu; o sahte kalkanların, sarayların ve hileli kazançların ilahi kudret karşısında bir saniyede buharlaşarak koca bir sıfıra dönüştüğünün tevhidi ilanıdır.

        Agnâ (أَغْنَىٰ)

        Fayda vermek, kurtarmak, bir kimsenin ihtiyacını bütünüyle gidermek, onu zengin kılmak, başkasına veya bir yardıma muhtaç olmaktan kurtarmak (müstağni kılmak) anlamlarına gelen g-n-y (غ ن ي) kökünden, if'âl babında (iğnâ) türetilmiş üçüncü tekil şahıs mazi (geçmiş zaman) fiildir ("Fayda verdi / İhtiyacını giderip onu korudu").

        İbn Fâris, g-n-y (غ ن ي) kökünün temelinde "bir kimsenin elindeki maddi veya manevi imkanlar sayesinde, dışarıdan gelebilecek her türlü zarara, eksikliğe veya tehlikeye karşı tamamen kendine yetmesi, hiçbir dış güce ihtiyaç duymayacak sarsılmaz bir tokluğa (zenginliğe/müstağniliğe) ulaşması" anlamının bulunduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "gınâ/iğnâ" (kurtarma/fayda sağlama) kavramının sömürücü oligarşinin zihnindeki o sahte karşılığını inceler. Eyke elitleri veya Mekke aristokrasisi, yeryüzündeki tek gerçek "gınâ"nın (kurtuluşun ve gücün) kasalarındaki altınlar, kervanlar ve ticari manipülasyonlar olduğunu zannediyorlardı. Vahiy, "mâ agnâ" (ihtiyaçlarını gidermedi/kurtarmadı) diyerek; onların o çok güvendikleri yeryüzü zenginliğinin, göklerden inen ontolojik bir yıkım (azap) karşısında zerre kadar "fayda/satın alma/kurtarma" kapasitesine sahip olmadığını ilan ederek o pagan kapitalizmini felsefi olarak iflas ettirir.

        Dücane Cündioğlu, "agnâ" eyleminin barındırdığı o devasa güç zehirlenmesini ve sonrasındaki hiçleşmeyi tahlil eder. Paranın ve kaba kuvvetin dünyadaki her kapıyı açabileceğine inanan kaskatı bir zihin; mutlak sonla (helakla veya ölümle) yüzleştiğinde, o devasa servetinin kendisine bir saniyelik bir mühlet bile satın alamayacağını dehşetle fark eder. İnsanın icat ettiği hiçbir yatay (dünyevi) zenginlik, dikey (ilahi) bir azabın önüne geçerek onu "müstağni" (korunmuş) kılamaz. Sermaye, ilahi adalet terazisinde şefaatçi olamaz.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, politik sosyoloji ekseninde bu fiilin (agnâ) if'âl babında gelmesinin barındırdığı reddiyeyi okur. Müşrikler putlarının veya mallarının kendilerini tanrısal bir cezadan "aktif bir şekilde kurtaracağına" (iğnâ edeceğine) inanıyorlardı. Ayet, bu kurtarma kapasitesini mutlak bir "mâ" (hayır/asla) ile keserek; evrendeki yegâne koruyucu ve fayda sağlayıcı (El-Ganiyy) otoritenin Allah olduğunu, mülkün sahte sahiplerinin o mülkle kendilerini bile kurtaramayacak kadar aciz (fakir) birer fani olduklarını deşifre eder.

        Anhum (عَنْهُمْ)

        Arapçada -den/-dan, uzaklaştırarak, ötesine geçirerek ve bir şeye karşı/mukabilinde anlamları katan "an" (عَنْ) harf-i ceri ile, "onlardan / onlara" anlamındaki üçüncü çoğul şahıs zamiri "hum"un (هُمْ) birleşimidir ("Onlardan / Onlara karşı / Onları bertaraf ederek").

        Angelika Neuwirth, uzamsal (spatial) bağlamda "an" (uzaklaştırma/kalkan olma) edatının metne kattığı o felsefi bariyerin yıkılışını inceler. Müşrikler, servetlerini kendileri ile tehlikeler arasına örülmüş aşılmaz bir duvar (an) olarak görüyorlardı. Vahiy "Onlardan (anhum) hiçbir şeyi uzaklaştıramadı" diyerek; o devasa kervanların, köşklerin ve orduların, ilahi azabın o dikey ve delici vuruşu karşısında kâğıttan bir duvara dönüştüğünü, azapla suçlu arasına hiçbir mesafe (kalkan) koyamadığını gramatikal olarak resmeder.

        Mâ kânû (مَا كَانُوا)

        İlgi zamiri (ism-i mevsul) olan "o şey ki / ...-dikleri şeyler" anlamındaki "mâ" (مَا) edatı ile; olmak, bulunmak ve varlık sahasında o durumu eyleme dökmek anlamlarına gelen k-v-n (ك و ن) kökünden türemiş üçüncü çoğul şahıs mazi (nakıs) fiilinin birleşimidir ("Sürekli olarak oldukları o şeyler / ...-geldikleri durumlar").

        Patricia Crone, politik teoloji ekseninde "kânû" (idiler / sürekli yapıyorlardı) nakıs fiilinin barındırdığı o iktidar illüzyonunu tahlil eder. Bir sömürü düzeni veya kabilevi bir refah, yıllarca tıkır tıkır işlediğinde (kânû); o düzenin sahipleri, ürettikleri bu kokuşmuş sistemin yıkılmaz, kalıcı ve fıtri bir yasa olduğunu sanırlar. "Sürekli içinde bulundukları (kânû) o refah onları kurtarmadı" vurgusu; yeryüzünde on yıllarca (veya asırlarca) kurumsallaşmış devasa bir yanlışın, salt "uzun süredir var olduğu için" ilahi adalet karşısında meşruiyet veya dokunulmazlık kazanamayacağının tevhidi manifestosudur. Tarihsel süreklilik, ahlaki aklanma sağlamaz.

        Yümette'ûn (يُمَتَّعُونَ)

        Faydalandırmak, bir şeyi uzun süre kullandırmak, geçici bir keyif, lezzet ve konfor sağlamak anlamlarına gelen m-t-a (م ت ع) kökünden, tef'il babında (temtî') türetilmiş üçüncü çoğul şahıs muzari meçhul (edilgen) fiildir ("Faydalandırılıyorlardı / Geçici bir refah ve konfor içinde yüzdürülüyorlardı").

        İbn Fâris, m-t-a (م ت ع) kökünün temelinde "bir şeyin kendisinden bir süre istifade edildikten sonra bütünüyle tükenip giden, kalıcı ve ebedi olmayan, baki kalmayan geçici tat, nesne veya fayda" anlamının bulunduğunu aktarır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "metâ/temtî" kavramının cahiliye materyalizmindeki ontolojik zirvesini tahlil eder. Müşrik akıl için yeryüzündeki varoluşun yegâne gayesi bu "metâ"dır; yani dünyevi hazları sonuna kadar sömürmek, servet biriktirmek ve o geçici konforun içinde ölümsüzlük vehmine kapılmaktır. Kuran, onların "mutlak" sandıkları o devasa krallıkları, şatafatlı hayatları ve ticari hegemonyaları sadece ve sadece "yümetta'ûn" (geçici, basit, bitmeye mahkum bir faydalanma süreci) kelimesiyle tanımlayarak; pagan kapitalizminin o şişkin kibrini değersiz bir moloz yığınına felsefi olarak eşitler.

        Michael Cook, bu eylemin "meçhul/edilgen" (yümetta'ûn) kalıpta kullanılmasındaki o devasa teolojik deşifreyi okur. Mekke'nin tüccarları veya Eyke'nin kervan ağaları, sahip oldukları o refahı (metâı) tamamen kendi zekalarının, üstün kabile bağlarının ve kurnazlıklarının bir sonucu (aktif bir başarı) sanıyorlardı. Vahiy fiili edilgen yaparak onlara şu sarsılmaz gerçeği haykırır: "Siz o refahı kendiniz var etmediniz; siz sadece ilahi bir mühlet (istidrac) yasası gereğince, azabınız gelene kadar dışarıdan (Yaratıcı tarafından) kasten 'faydalandırılıyordunuz'." O çok övündükleri iktidar, aslında ilahi bir oltanın ucundaki geçici bir yemden ibaretti.

        Gabriel Said Reynolds, eskatolojik (sona/helaka dair) bağlamda bu kelimenin polemik ağırlığını inceler. "Faydalandırıldıkları şeyler (mâ kânû yümetta'ûn) onları kurtarmadı." Bu cümle, müşriklerin inandığı o "servetle kurtulma" (fidye) teolojisini kökünden yıkar. Yeryüzünde insanlara verilen o zenginlik, konfor ve rütbeler; hesap günü gelip çattığında Tanrı'ya sunulacak bir rüşvet, bir fidye veya bir şefaat aracı değildir. O metâ, sadece dünyada bırakılmaya mahkum (ve hesabının sorulacağı) ağır bir imtihan bagajıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayetin, önceki ayetlerdeki varsayımsal düşünce deneyiyle (Şayet onları yıllarca faydalandırsak...) kurduğu o kusursuz tevhidi ve felsefi dengeyi tahlil eder. Yaratıcı, ahlakı ve adaleti unutan bir toplumu hemen helak etmeyip onlara "yıllarca süren" (sinîn) bir refah ve mühlet vermiş olabilir. Ancak tarih ne kadar uzarsa uzasın, sömürücü oligarşinin o "faydalandırıldığı" (yümetta'ûn) hazlar; azabın indiği o tek bir saniyede (bagteten) bir kâğıt gibi yırtılır ve geriye o şatafatlı yıllardan hiçbir kurtuluş, hiçbir kalkan (mâ agnâ) kalmaz. Zaman, kibri sadece biriktirmiş; azap ise o sahte cenneti (metâı) tek bir hamlede hiçliğe iade etmiştir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X