Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 205. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 205. Ayet

    اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eferaeyte in metta’nâhum sinîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      205-206. Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak, sonra da kendilerine vâdedilen azap başlarına gelmişse!

      207. "Senelerce yararlandırıldıkları nimetler onlara ne fayda sağlamıştır?"


      Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak, sonra da kendilerine vâdedilen azap başlarına gelmişse! Senelerce yararlandırıldıkları nimetler onlara ne fayda sağlamıştır? Diyor ki onlardan azabın tehir edilmesi ve kendilerine azabın başlarına ineceği andan itibaren bir süre mühlet verilmesi onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Yahut onlar zahirde azap istemiş, fakat gerçekte kendilerine mühlet tanınmasını istemiş olabilirler. Bunun üzerine de Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak meâlindeki İlâhî beyan, mühlet istemelerine cevap olmak üzere gelmiş olur. Ya da onlardan bir kısmı azabın hemen gelmesini isterken bazıları da mühlet verilmesini istemiş olabilir. Bu da onlardan mühlet talep edenlere cevap olmak üzere gelmiş olur. Sonra Allah onları korkuttu ve şöyle buyurdu:​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        E fe raeyte (أَفَرَأَيْتَ)

        Soru bildiren hemze (أَ), takip/nedensellik bildiren "fe" (فَ) ve görmek, düşünmek, idrak etmek, görüşünü bildirmek anlamlarına gelen r-e-y (ر ا ي) kökünden türemiş ikinci tekil şahıs mazi fiil "raeyte"nin birleşimidir ("Gördün mü? / Bir düşünsene / Ne dersin?").

        İbn Fâris, r-e-y (ر ا ي) kökünün temelinde "bir şeyi gözle müşahede etmenin ötesinde, kalbin ve aklın o şeyi bütün gerçekliğiyle kavraması, bir mesele üzerinde derin bir görüşe (re'y) varmak" anlamının bulunduğunu belirtir.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu soru kalıbının (E fe raeyte) belagatteki "istifham-ı takrirî ve ta'cîbî" (hayret uyandırarak gerçeği itirafa zorlama) işlevini tahlil eder. Vahiy, muhatabı (ve müşrik aklını) sarsmak için doğrudan bir yargıda bulunmaz; onu kendi hayatı ve sahip olduğu konfor üzerinde derin bir "düşünce deneyine" davet eder. Bu soru, kibrin ördüğü o sahte emniyet duvarını delmeye yönelik felsefi bir manevradır.

        Dücane Cündioğlu, "görme/düşünme" (raeyte) eyleminin barındırdığı o devasa rasyonel yüzleşmeyi okur. Müşrik aristokrasi, sahip olduğu refahı ebedi sanıyordu. "Bir baksana/Ne dersin?" sorusu, onları içinde bulundukları o anlık konforun (متعة) dışına çıkarıp, o konforun son bulduğu o dehşet anına (azaba) odaklayan ontolojik bir kırılma noktasıdır.

        İn metta'nâhum (إِن مَّتَّعْنَاهُمْ)

        Şart bildiren "in" (إِنْ) edatı ile; faydalandırmak, bir şeyi uzun süre kullanmak, geçici bir keyif ve konfor sağlamak anlamlarına gelen m-t-a (م ت ع) kökünden, tef'il babında (temtî') türetilmiş birinci çoğul şahıs mazi fiil "metta'nâ" ve eylemin nesnesi olan "onları" anlamındaki üçüncü çoğul şahıs zamiri "hum"un (هُمْ) birleşimidir ("Eğer onları faydalandırırsak / Şayet onlara konfor sağlarsak").

        İbn Fâris, m-t-a (م ت ع) kökünün temelinde "bir şeyin kendisinden bir süre faydalanıldıktan sonra bitip giden, kalıcı olmayan, geçici ve sınırlı tadı/keyfi" anlamının yattığını belirtir. (Yol azığına 'metâ' denmesi de yolculuk bitince tükenmesindendir).

        Râgıb el-İsfahânî, "temtî'" (faydalandırma) eyleminin tef'il babında gelmesinin felsefi derinliğini tahlil eder. Bu bab, eyleme süreklilik ve çokluk katar. Yani Yaratıcı onlara sadece bir anlık değil, yıllarca süren, geniş ve yaygın bir refah (metâ) sağlamıştır. Ancak bu "çokluk" ve "uzunluk" bile, kelimenin kökündeki "geçicilik" (meta) vasfını değiştiremez. İlahi lügatte "metta'nâ", o sömürücü oligarşinin kibrini besleyen zenginliğin aslında bir "istidrac" (yavaş yavaş helake yaklaştıran bir lütuf) olduğunu deklare eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu şartın (in metta'nâhum) barındırdığı o devasa ilahi sabrı ve "mühlet" (inzâr) yasasını okur. Eyke halkı veya Mekke elitleri, refahları devam ettikçe haklı olduklarını sanıyorlardı. Vahiy, "Biz onlara o konforu sağladık (metta'nâ)" diyerek, sahip oldukları servetin kendi ticari zekalarının bir ürünü değil, bizzat Yaratıcı'nın onlara tanıdığı bir "imtihan süreci" ve geçici bir iktidar alanı olduğunu ilan eder. Konfor, ilahi bir tuzaktır.

        Sinîne (سِنِينَ)

        Zamanın geçmesi, değişmesi, bir dönemin tamamlanması ve kuraklık anlamlarına gelen s-n-v (س ن و) kökünden türemiş "senetün" (yıl) isminin kurallı olmayan çoğul (mülhak) formudur ("Yıllarca / Uzun yıllar boyu").

        İbn Fâris, s-n-v (س ن و) kökünün temelinde "bir şeyin üzerinden geçen zamanın onu değiştirmesi, eskitmesi ve devr-i daim yapması" anlamının bulunduğunu belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "sinîn" (yıllar) kelimesinin bu bağlamdaki sinematografik etkisini inceler. Ayet "yıllarca" diyerek, o sömürücü toplumların (Âd, Semûd, Eyke) yaşadıkları o uzun, görkemli ve şatafatlı medeniyet sürelerine işaret eder. Ancak bu uzun süreler, azap geldiği anda bir "hiçliğe" dönüşecektir. "Yıllar", helakın o tek bir anı (bagteten) karşısında eriyen sahte bir zaman algısıdır.

        Michael Cook, politik sosyoloji ekseninde bu "yıllar" (sinîn) vurgusunun iktidarın meşruiyet illüzyonuyla olan bağını tahlil eder. Bir sömürü düzeni on yıl, elli yıl veya yüz yıl (sinîn) tıkır tıkır işlediğinde, o düzenin sahipleri artık dokunulmaz ve sonsuz olduklarını sanırlar. Vahiy, o "yılları" bir şart cümlesine (in/şayet) hapsederek; yüzlerce yıl süren bir sömürü krallığının bile ilahi adalet terazisinde sadece "kısa bir faydalanma süresi" (meta) hükmünde olduğunu ilan eden devasa bir tarih felsefesi inşa eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, 204. ayetin genelindeki o sarsıcı felsefi soruyu şöyle özetler: "Bir düşünün; Biz o adaleti katleden, teraziyi bozan ve yetimi ezen o kibirli elitleri, o çok güvendikleri saraylarında ve pazarlarında 'yıllarca' (sinîn) refah içinde yaşatsak (metta'nâ) bile; bu durum onlara gelecek olan o mutlak hesabı ve kaçınılmaz yıkımı (azabı) ne kadar değiştirebilir?" Zaman, suçluyu sadece bekletir; asla aklamaz.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X