وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 180. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hz şuayb, şuara suresi, ölçü tartı, eyke halkı, şuara suresi 180. ayet, şuara 180, rab, ecir, ilim, bilgi
-
178. “Bakınız ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
179. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
180. “Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin Rabb’ine aittir.”
181. “Ölçüyü tam tutun, eksik verenlerden olmayın.”
182. “Doğru terazi ile tartın.”
183. “İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.”
Ölçüyü tam tutun, eksik verenlerden olmayın. Hûd sûresinde de Medyen halkı için aynı şekilde: “Ey kavmim! Ölçüyü, tartıyı adaletle tam yapın; insanların mallarının değerini düşürmeyin...” demişti. Her ikisinde de ölçünün tam yapılması zikredilmiştir. Biz, her ikisinde de eksik ölçüp eksik tarttıkları ortaya çıkmış da o yüzden her ikisinde de aynısı zikredilmiştir, ya da kıssa aynı kıssadır, dolayısıyla her ikisinde de o yüzden zikredilmiştir, bunu bilemiyoruz. Ölçüyü tam tutun. Sanki şöyle demiş olmaktadır: Tediye (ödeme) yaparken ölçü ve tartıyı tam yapın, alacağınızı tahsil ederken de onlardan fazlasını almayın.
Doğru terazi ile tartın. “el-Kıstâs” (بِالْقِسْطَاسِ) hakkında bazıları dediler ki: O adalettir. Yani insanlara haklarını tartarken adaletle tartın, eksik kılmayın. Bazıları şöyle demişlerdir: “el-Kıstâs” el-Kabbân, yani terazi demektir. “el-Müstakîm” ise doğru, düzgün anlamındadır. Sanki şöyle demiştir: Doğru dürüst bir terazi ile tartın, onun iki kefesinden birini diğerinden daha ağır kılmayın, ikisi de eşit olsun. Sanki onlar, kefeyi insanların haklarını ödeme esnasında daha ağır, kendileri başkalarından alırken ise daha hafif kılıyorlardı. Onlara her iki kefeyi de eşit tutmalarını emretti.
İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın kavl-i celîlinde iki istidlal vardır: Birincisi satılan malın (mebî’) kabzetmemiş de olsa mücerret akitle müşterinin mülkiyetine geçmiş olması. İkincisi de keylî ya da veznî (yani mislî) mallarda bütünden şayi bir cüzün satımının caiz olması. Çünkü İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın denilmekte ve şeyler (eşya) onlara izafe ve nispet edilmektedir. Eğer onların mülkiyetine girmemiş olsaydı o takdirde onların eşyası olmazdı. Oysa onların eşyaları olduğu belirtilmiştir. Çünkü burada sözü edilen şeyin ya mebî’ (satılan mal) ya da semen (biçilen değer) olması kaçınılmazdır. Her ne olursa olsun her iki takdirde de ifa borcu olanların değil, alacaklı olanların mülkü olarak sayılmıştır. Bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın. ‘Velâ ta‘sev” (وَلَا تَعْثَوْا) orada fesat çıkarmayın, bozgunculuk yapmayın demektir.
Yorumu Yorumla
-
Ve mâ es'elüküm (وَمَا أَسْأَلُكُمْ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi, olumsuzluk bildiren "mâ" (مَا) edatı, istemek, talep etmek, sormak ve bir bedel/hak beklemek anlamlarına gelen s-e-l (س ا ل) kökünden türemiş birinci tekil şahıs muzari fiil (es'elü) ile eylemin nesnesi olan "sizden/size" anlamındaki ikinci çoğul şahıs zamiri "küm"ün (كُمْ) birleşimidir ("Ve sizden istemiyorum / Sizden talep etmiyorum").
İbn Fâris, s-e-l (س ا ل) kökünün temelinde "bir kimseden bir bilgiyi, durumu veya özellikle maddi/manevi bir lütfu, hakkı talep etmek, sunulan bir şeye karşılık bir bedel ödenmesini beklemek" anlamının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "suâl" (istemek/talep etmek) eyleminin Eyke halkının sosyolojisindeki ontolojik reddiyesini tahlil eder. Eyke halkı (Medyen bölgesinin ormanlık alanındaki tüccarlar), insan ilişkilerini tamamen alım-satım, kâr-zarar, menfaat ve karşılıklı ticari çıkar üzerine kurmuş, her şeye bir fiyat biçen pragmatist bir sistemdi. Şuayb peygamber, her şeyin bir borsasının olduğu bu kaba tüccar toplumunun karşısında "mâ" olumsuzluk edatıyla hiçbir talebi (suâli) olmadığını ilan eder. Bu, ahlaki davetin ve adalet çağrısının, o iğrenç menfaat ve piyasa ağından felsefi olarak bütünüyle bağımsız olduğunun beyanıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde bedevi ve antik ticaret aklındaki dinî/toplumsal hizmet algısı ile peygamber arasındaki ontolojik ayrımı inceler. Kervan yollarını kontrol eden Eyke toplumunda, sunulan her rehberliğin, korumanın veya danışmanlığın mutlaka maddi bir karşılığı (cü'l/komisyonu) olurdu. Şuayb'ın "Sizden hiçbir şey talep etmiyorum" demesi, getirdiği tevhidi adalet (kıst) çağrısının dünyevi bir ticari pazarlık (veya siyasi bir hisse) unsuru olmadığını kanıtlayan sarsılmaz bir ahlaki meydan okumadır.
Aleyhi (عَلَيْهِ)
Arapçada üzerinde, mukabilinde, karşılığında ve -e dair anlamlarına gelen "alâ" (عَلَى) harf-i ceri ile "o / ona" anlamındaki üçüncü tekil şahıs zamiri "hî"nin (هِ) birleşimidir ("Bunun üzerine / Bu hizmetime karşılık / Buna mukabil").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu harf-i cerin (alâ) "ta'lîl ve bedeliyet" (sebep ve karşılık/takas olma) işlevini tahlil eder. Buradaki zamir (hi), Şuayb peygamberin o azgın tüccar oligarşisinin karşısına geçip onları adil ölçüye (teraziye) davet etme gibi korkunç derecede tehlikeli ve yorucu olan "risalet/uyarı" eylemine döner. İfade, "Benim bu sömürüye karşı tek başıma verdiğim mücadelenin ve sizi uyarmamın mukabilinde (aleyhi) sizden koparacağım bir kâr marjı yoktur" diyerek, peygamberi eylem ile yeryüzü ticareti arasındaki takas bağını ontolojik olarak koparır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın tebliğ sosyolojisindeki yerini okur. Ticari aklın (Eyke zihniyetinin) en temel kuralı, yapılan hiçbir masrafın veya çabanın "karşılıksız" (bedelsiz) kalmamasıdır. Şuayb, kendi hayatını tehlikeye atarak yaptığı bu devasa ahlaki yatırımın "üzerine" (aleyhi) hiçbir dünyevi kâr payı koymayarak, kapitalist aklın o en temel rasyonalitesini (her çaba bir kazanç içindir kuralını) yerle yeksan eder.
Min (مِنْ)
Arapçada normalde ayrılma (-den/-dan) bildiren, ancak olumsuz cümlelerde (mâ es'elüküm) kelimenin başına gelerek cümleye "hiçbir, zerre kadar, en ufak bir" anlamı katan zaid (pekiştirme/tekid) harf-i ceridir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), olumsuz cümlenin içinde kullanılan bu zaid edatın metnin psikolojisine kattığı mutlak "istiğrak" (tam kapsayıcılık ve reddiye) durumunu okur. Eyke halkı gibi gücü ve parayı elinde tutan güruhlar, karşılarına çıkan her erdemli sesin veya reformistin eninde sonunda bir fiyata satın alınabileceğine, rüşvetle susturulabileceğine inanırlar. Şuayb peygamber "Min" edatını kullanarak, "Sizin o kirli servetinizden, kervanlarınızdan veya makamlarınızdan dolaylı veya dolaysız, açık veya gizli en ufak (zerre kadar) bir komisyon beklentim dahi yoktur" der ve o sömürücü kentin tüm uzlaşma ve pazarlık kapılarını mutlak surette yüzlerine kapatır.
Ecrin (أَجْرٍ)
Ücret, karşılık, bedel, mükafat, hak ediş ve kâr payı anlamlarına gelen e-c-r (ا ج ر) kökünden türemiş masdar/isimdir. "Min" harf-i cerinden dolayı esre ile mecrurdur ("Hiçbir ücret / Zerre kadar maddi veya manevi karşılık").
İbn Fâris, e-c-r (ا ج ر) kökünün temelinde "yapılan bir işin, çekilen bir zahmetin veya sunulan bir hizmetin mukabilinde verilen her türlü maddi, manevi bedel, diyet" anlamının yattığını aktarır.
Michael Cook, "ecir" (ücret) kelimesinin politik ekonomisini Eyke halkı üzerinden inceler. Ashab-ı Eyke (Eyke halkı), yollarından geçen kervanların mallarını eksilten, ticari hegemonyayı elinde tutan ve her şeyi bir "fiyat" (ecir) etrafında tanımlayan vahşi bir piyasa düzeniydi. Şuayb'ın "ecir" reddiyesi, peygamberane muhalefetin bu haksız kazanç ve sömürü düzenine asla entegre olmayacağının, o kirli havuzdan beslenmeyi kategorik olarak reddettiğinin ilanıdır. Hakikat, Şuayb'ın pazarında vergilendirilemez veya fiyatlandırılamaz.
Dücane Cündioğlu, ecir kelimesinin ihlas (samimiyet) felsefesindeki yerini okur. Bir ahlak davasının haklılığı, o davayı savunan kişinin elde ettiği dünyevi "ecir" (statü, para, konfor) ile test edilir. Her şeyi maddeye ve kâra indirgeyen o orman tüccarlarının kaba pragmatist (faydacı) aklı, bedelsiz bir ahlaki fedakarlığı asla anlayamazdı. Şuayb'ın sıfır maddi beklentisi (min ecrin), o ticari aklı felç eden, davanın kaynağının piyasa değil; sadece ilahi/aşkın olduğunun en sarsıcı sosyolojik kanıtıdır.
İn (إِنْ)
Arapçada şart (eğer) anlamına gelebildiği gibi, burada olduğu şekliyle kendisinden sonra "illâ" (ancak) edatı geldiğinde "mâ" veya "leyse" (değil / yoktur) anlamı taşıyan nefy (olumsuzluk) edatıdır ("Değildir").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde buradaki "in" edatının "in-i nâfiye" (olumsuzluk) olduğunu belirtir. Kendisinden sonraki "illâ" (istisna) edatıyla birlikte oluşturduğu "hasr ve kasr" (hükmü tek bir noktaya kilitleme ve diğer tüm ihtimalleri dışlama) sanatı, muhatabın (Eyke elitlerinin) zihnindeki tüm sahte beklenti ve "Acaba bizimle gizli bir anlaşma mı yapmak istiyor?" şüphelerini kökünden kapatır.
Patricia Crone, bu yapının (in ve illâ) politik ve ekonomik bağımsızlık bağlamındaki gücünü tahlil eder. Şuayb peygamber, emeğinin karşılığını o sömürücüleri yöneten oligarşiden beklemeyerek, yeryüzündeki hiçbir ahlaksız otoriteye, fon sağlayıcıya veya piyasa kuralına boyun eğmeyeceğini deklare eder. Finansal diyet (ecir) kabul etmeyen kişi, statükoya borçlanmaz; borçlanmayan kişi de azgın kalabalıklar karşısında adalet talebini (ölçüyü tam tutma emrini) asla sakınmaz. Bu edat, yalnız bir elçinin adaleti savunurken sergilediği mutlak bağımsızlığın dilsel ilanıdır.
Ecriye (أَجْرِيَ)
Ücret, bedel ve karşılık anlamlarına gelen e-c-r (ا ج ر) kökünden türemiş isim ile, "benim" anlamındaki birinci tekil şahıs mütekellim zamiri "yâ"nın (ي) birleşimidir. Harekeli okunması (fetha alması) geçiş kolaylığı içindir ("Benim ücretim / Benim hak ettiğim o bedel").
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ücretin birinci tekil şahsa (ecriye/benim ücretim) izafe edilmesindeki felsefi asaleti inceler. İnsan fıtratı, katlandığı ağır eziyetlerin (zorba bir topluma karşı durmanın) karşılıksız kalmasını istemez. Şuayb peygamber, onca hilenin ve zorbalığın arasında yalnız başına dürüstlüğü savunmanın değersiz olduğunu iddia etmez; o da taşıdığı bu ağır psikolojik yükün devasa bir "ecri" (hakedişi) olduğunu bilmektedir. Ancak bu talebin tahsilat yönünü yataydan (Eyke piyasasından) dikeye (Yaratıcı'ya) çevirerek, hem insanlara karşı müstağni olmanın onurunu korur, hem de hakedişi o hileli ve enflasyonist yeryüzünden, asla değer kaybetmeyen göklere havale eder.
İllâ (إِلَّا)
Arapçada "ancak, yalnız, müstesna, -den başkası değil" anlamlarına gelen, olumsuz bir hükmü (in nâfiye) daraltarak tek bir mutlak pozitif gerçeğe bağlayan (hasr) istisna edatıdır.
Dücane Cündioğlu, "illâ" edatının ontolojik sadeleştirmesini okur. İnsanoğlu beklentilerini çok farklı aracılara, pazar koşullarına ve yeryüzü iktidarlarına dağıtır. İllâ edatı, Şuayb'ın hayatındaki o azgın kitlelerden, ticari lobilerden veya meclislerden gelebilecek her türlü onanma veya takdir beklentisini bıçak gibi keserek kapatır. Umudun ve ücretin aracıları aradan çıkarılmış; "sadece ve ancak" (illâ) tek bir mutlak Kaynak işaret edilerek, o hileli ticaret kentinin tam ortasında sarsılmaz tevhidi bir bilinç (putsuz bir zihin) inşa edilmiştir.
Alâ (عَلَىٰ)
Arapçada üzerinde, üstünde, aittir ve -e kalmıştır anlamlarına gelen, yükümlülük, borç veya sorumluluk bildiren harf-i cerdir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu harf-i cerin (alâ) borç ve zimmet ilişkisindeki felsefi kullanımını Eyke'nin ticaret jargonu üzerinden tahlil eder. "Benim ücretim O'nun üzerinedir (alâ)" ifadesi, bir hakkın birinin zimmetine geçmesini, muhasebe defterine yazılmasını ifade eder. Şuayb peygamber, o tüccarlara kendi anladıkları dilden (zimmet dilinden) konuşur. Ahlaki uyarı hizmetinin faturasını, adaleti tamamen yitirmiş o güruhun insafına değil, bizzat kendisini bu zorlu göreve elçi olarak gönderen ilahi otoritenin zimmetine (O'nun hesabı üzerine / alâ) yazdığını ilan ederek kavmin ekonomik iktidarını işlevsizleştirir.
Rabbi (رَبِّ)
Sahip olmak, idare etmek, terbiye etmek ve mutlak otorite kurmak anlamlarına gelen r-b-b (ر ب ب) kökünden türemiş isimdir. "Alâ" harf-i cerinden dolayı esre ile mecrurdur ("Rabbine / Sahibine / Terbiye edicisine").
İbn Fâris, r-b-b (ر ب ب) kökünün özünde "bir şeye mutlak surette malik olmak, o varlığı varoluşunun başından kemale erene kadar her türlü tehlikeden koruyup gözeterek aşama aşama terbiye etmek ve beslemek" anlamının yattığını belirtir.
Gabriel Said Reynolds, "Rab" kavramının Eyke halkına karşı kullanımındaki polemik ağırlığını inceler. Eyke elitleri, kurdukları o karanlık ormandaki (Eyke) ticaret ağının, paranın ve piyasanın yegâne "sahibi" (rabbi) olduklarını iddia eden, sınır tanımaz bir kibir içindeydi. Şuayb, yeryüzünün ve ekonominin bu sahte sahiplerine karşı, "Rızkı, bereketi ve ücreti veren yegâne Makam, sizin o kuralsız ve hileli tekeliniz değil, göklerdeki asıl Sahiptir" diyerek onların o kapitalist tanrılıklarını yerle yeksan eder.
El-Âlemîn (الْعَالَمِينَ)
Bilmek, tanınmak ve işaret/nişan olmak anlamlarına gelen a-l-m (ع ل م) kökünden türemiş "âlem" isminin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formudur. "Rabbi" kelimesinin tamlayanı (muzafun ileyh) olduğu için "yâ" ile mecrur olmuştur ("Âlemlerin / Bütün yaratılmış varlıkların / Evrenlerin").
Râgıb el-İsfahânî, "âlem" kelimesinin epistemolojik kökünü tahlil eder. Yaratıcısının varlığına, hikmetine ve adalet nizamına işaret eden, O'nun bilinmesini sağlayan birer "nişane / alamet" olduğu için bütün yaratılmış evrene, doğa ve toplumsal yasalara "âlem" denilmiştir.
Angelika Neuwirth, "Rabbi'l-âlemîn" (Âlemlerin Rabbi) tamlamasının Eyke (Orman) coğrafyasıyla kurduğu felsefi tezatı okur. Eyke halkı, kendi sömürü düzenlerini o karanlık ormanın (Eyke'nin) içine hapsetmişlerdi. Onların ahlaksızlığı, ufku olmayan kapalı bir zorbalıktı. Şuayb'ın ücretini beklediği merci ise onların bu kirli ve dar ticaret ormanları değil; tüm evrenleri, insan fıtratını, kozmik adalet yasalarını ve mekanları (âlemleri) yöneten makamdır. Kendi kârlarına tapan o sapkın azınlığın karşısına, "Âlemlerin Rabbi" vurgusuyla evrensel, mutlak ve adaleti belirleyen o devasa iktidarın azameti dikilmiştir. Yozlaşmış bir pazarın kuralları, evrenleri yaratanın mutlak yasalarına (terazisine) toslamıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla