Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 167. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 167. Ayet

    قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû le-in lem tentehi yâ lûtu letekûnenne mine-lmuḣracîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “‘Ey Lût!’ dediler, ‘Bu tutumundan vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın!’”

      Ey Lût! dediler. Bu tutumundan vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın! âyette vazgeçmeden söz edilmiş ama neden vazgeçileceği belirtilmemiştir. Şöyle bir takdir mümkündür. Ey Lût! Bizi ayıplayıp durduğun şu tavrından vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın!” Lût’un şu sözlerini kastediyorlardı: “Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz”; “Rabb’inizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp (da insanlar arasından erkeklerle mi beraber oluyorsunuz?)”. Şu da muhtemeldir: Bizi davet ettiğin çağrından vazgeçmezsen iyi bil ki sen de şöyle şöyle olacaksın. İyi bil ki sen de kovulacaksın! âyette geçen çıkarılırsınız anlamındaki tuhracûn fiilinden maksat hakikat anlamında çıkarma olabilir. Yani seni yurdumuzdan, bizim aramızdan çıkaracağız. Aralarından çıkarmadan maksadın öldürmek suretiyle yok etmeyi kastetmiş olmaları da mümkündür. Nuh’un kavminin şöyle demesi gibi: “Ey Nuh!” dediler, “Bu işten vazgeçmezsen, kesinlikle sen de taşlanacaksın!”. Bu yorum daha uygundur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قَالُوا)

        Söylemek, konuşmak, iddia etmek ve karşılık vermek anlamlarına gelen k-v-l (ق و ل) kökünden türemiş üçüncü çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiildir ("Dediler / Karşılık verdiler / İddia ettiler").

        İbn Fâris, k-v-l (ق و ل) kökünün temelinde "zihindeki, kalpteki veya iç dünyadaki bir niyetin ve kararın kelimeler aracılığıyla dış dünyaya açıkça ve kesin bir dille ilan edilmesi" anlamının bulunduğunu aktarır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin (kâlû) tebliğ diyalektiğindeki ahlaki ve entelektüel kilitlenmeyi tahlil eder. Lût peygamber bir önceki ayette (165-166. ayetler) onlara fıtrattan, yaratılıştan ve evrensel nizamdan bahseden muazzam bir ontolojik ve sosyolojik eleştiri yöneltmişti. Ancak sapkınlığın içine gömülmüş o azgın kalabalık, bu felsefi ve ahlaki eleştiriye akli bir argümanla veya rasyonel bir savunmayla cevap vermez. Onların ürettiği bu "kâlû" (dediler) eylemi, diyaloğu reddeden, ahlaki yüzleşmeden kaçan ve doğrudan kaba kuvvete, tehdide sığınan despotik bir kitlenin refleksidir. Argümanı olmayan güruh, şiddete ve tehdide başvurur.

        Dücane Cündioğlu, "kavl" (söz) eylemindeki asimetriyi ve ontolojik çatışmayı okur. Peygamberin "sözü" insan fıtratını uyandırmayı, hastalıklı bir toplumu onarmayı hedeflerken; o hazcı ve yozlaşmış kalabalığın "sözü" (kâlû), sadece o hakikati boğmayı ve kendi kokuşmuş konforlarını korumayı amaçlayan bir "şiddet aparatıdır". Söz, Lût'un dilinde bir şifa, kavmin dilinde ise bir sürgün fermanıdır.

        Le'in (لَئِنْ)

        Cümleye mutlak yemin, tekit ve tehdit katan "lam" (لَ / lam-ı muvattıe li'l-kasem) harfi ile; şart ve ihtimal bildiren "in" (إِنْ / eğer, şayet) edatının birleşimidir ("Yemin olsun ki eğer / Andolsun ki şayet").

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde yemin (kasem) ve şart edatlarının bu şekilde iç içe geçmesinin (le'in) belagatteki korkunç psikolojik baskısını tahlil eder. Lût kavmi sıradan bir uyarı yapmaz. Cümlenin başına yerleştirilen bu yemin lam'ı, cümlenin gizli bir "Vallahi" ile başladığını gösterir. Onlar, Lût peygamberi susturma konusundaki kararlılıklarını, sapkınlıklarına duydukları o fanatik bağlılığı göstermek için yemin ederek işe başlarlar. Bu edat, sapkınlığın ne denli radikalleştiğinin ve geri dönülmez bir "inanç/dogma" halini aldığının gramatikal ispatıdır.

        Lem tentehi (لَمْ تَنْتَهِ)

        Muzari fiili geçmiş zamana çevirip kesin bir olumsuzluk katan "lem" (لَمْ) edatı ile; son bulmak, bir şeyin nihayetine ermek, durmak, vazgeçmek ve yasaklanmak anlamlarına gelen n-h-y (ن ه ي) kökünden, ifti'âl babında (intihâ) türetilmiş ikinci tekil şahıs muzari fiilin birleşimidir. "Lem" ve şart edatının (in) etkisiyle meczumdur ve sonundaki illet harfi (yâ) düşmüştür ("Vazgeçmezsen / Bu işe bir son vermezsen / Durmazsan").

        İbn Fâris, n-h-y (ن ه ي) kökünün özünde "bir şeyin gidebileceği en son noktaya, uç sınıra ulaşması ve orada tamamen durarak daha ileriye gitmesinin engellenmesi" anlamının yattığını belirtir. (Akla da insanı kötülükten alıkoyduğu/durdurduğu için 'nühâ' denir).

        Râgıb el-İsfahânî, "nehiy/intihâ" kavramının ahlak felsefesindeki yerini inceler. Normalde peygamberler toplumu kötülükten "nehyeden" (alıkoyan/yasaklayan) otoritelerdir. Ancak Lût kavminin tersyüz olmuş sosyolojisinde, ahlaksızlık o kadar meşrulaşmıştır ki, bizzat sapkın kalabalık peygamberi "nehyetmeye" (tentehi / vazgeçmeye, durmaya) zorlar. Hastalıklı toplum, fıtratı savunan o saf ve tekil sesi bir "suç" ve "anarşi" olarak görür. Kavmin "vazgeç" (tentehi) talebi, ahlakın susmasını ve meydanın tamamen hevalara (arzulara) bırakılmasını isteyen küstahça bir sansür dayatmasıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "intihâ" (vazgeçme/son verme) eyleminin bedevi ve kabile sosyolojisindeki bağlayıcılığını tahlil eder. Çöl kültüründe kabile kurallarına (veya şehrin sapkın geleneklerine) itiraz eden birey, toplumsal uyumu bozduğu gerekçesiyle şiddetle uyarılır. Lût peygamberin ahlaki tebliği, o yozlaşmış kentin ekonomik ve cinsel sömürü düzenini derinden sarsıyordu. "Vazgeçmezsen" tehdidi, hakikatin o çürümüş statüko için ne kadar büyük ve tahammül edilemez bir "rahatsızlık" yarattığının itirafıdır.

        Yâ Lûtu (يَا لُوطُ)

        Seslenme ve nida edatı olan "yâ" (يَا) ile, Lût peygamberin özel isminin (لُوط) birleşimidir. Nida edatından dolayı tenvini düşmüş ve ötre üzerine mebni olmuştur ("Ey Lût").

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu nida (seslenme) formunun barındırdığı sosyolojik kopuşu ve tahkiri (aşağılamayı) okur. Lût kavmi, kendilerini ahlaka davet eden elçiye hiçbir saygı unvanı (ey elçi, ey kardeşimiz vb.) kullanmaksızın, doğrudan ve kaba bir şekilde onun çıplak ismiyle (Yâ Lûtu) hitap ederler. Bu kullanım, kentin azgın çoğunluğunun, Lût'un taşıdığı ilahi otoriteyi ve peygamberlik makamını tamamen hiçe saydığını, onu toplumda hiçbir ağırlığı olmayan, izole edilmiş sıradan bir birey seviyesine (hatta bir suçlu konumuna) indirdiğini gösteren psikolojik bir dışlama dilidir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde "Lût" isminin etimolojisindeki "gizlemek, örtmek, üzerini kapamak" (İbranice: Lot) anlamına değinir. Sokaklarda açıkça ve fütursuzca cinsel sapkınlık yapan o hayasız (örtüleri yırtan) medeniyetin, ahlakı ve iffeti "örten/koruyan" Lût ismini bir tehdit unsuru olarak haykırması, hayasızlığın iffete karşı açtığı açık ve acımasız savaşın kelimelere dökülmüş halidir.

        Letekûnenne (لَتَكُونَنَّ)

        Cümleye mutlak kesinlik ve tekit (vurgu) katan "lam" (لَ) harfi, olmak, bulunmak ve bir duruma dönüşmek anlamlarına gelen k-v-n (ك و ن) kökünden türemiş ikinci tekil şahıs muzari fiil (tekûn) ve cümlenin sonuna gelerek anlamı en üst düzeyde pekiştiren şeddeli "nûn" (نَّ / nûn-u müşeddede/te'kid-i sakîle) harfinin birleşimidir ("Kesinlikle ve şüphesiz olacaksın / Ant olsun ki o duruma düşeceksin").

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu gramatikal yapının barındırdığı "te'kîd-i sülâsî" (üçlü pekiştirme) sanatını tahlil eder. Ayetin başındaki "le'in" (yemin/şart), fiilin başındaki "lam-ı tekit" ve fiilin sonundaki "şeddeli nûn" bir araya gelerek, Arap dilinde bir tehdidin ifade edilebileceği en şiddetli, en sarsılmaz ve en acımasız kalıbı oluşturur. Lût kavmi, peygamberi caydırmak için blöf yapmamakta; bu üçlü tekit kalkanıyla niyetlerinin mutlaklığını, sapkınlıkları uğruna her türlü zorbalığı (ve şiddeti) göze aldıklarını sarsılmaz bir kararlılıkla ilan etmektedirler.

        Michael Cook, politik teoloji bağlamında bu mutlaklık (olacaksın) dilinin tiranlıkların doğasındaki karşılığını okur. "Letekûnenne" (Kesinlikle olacaksın) ifadesi, kendilerini yeryüzünün tanrıları sanan, muhaliflerin kaderini ve ontolojik statüsünü tek bir sözle belirleyebileceklerini düşünen egemen bir azgınlığın kibrini yansıtır. Gücü elinde tutan sapkın çoğunluk, yalnız bir peygamberin geleceğini (k-v-n) ipotek altına almaya çalışarak ona mutlak bir boyun eğme (itaat) dayatmaktadır.

        Mine (مِنَ)

        Arapçada -den/-dan, içinden, dahilinde ve bir kısmı anlamlarına gelen "min" (مِنْ) harf-i ceridir. Geçiş kolaylığı için fetha ile harekelenmiştir ("...-den biri / ...olanların içinden").

        Angelika Neuwirth, harf-i cerin (min) metne kattığı kategorizasyon ve hiçleştirme işlevini inceler. Kavim, Lût'a "Seni kovarız" (nuhricuke) demez. "Sen de o kovulmuşların/sürülmüşlerin içinden (mine) biri olursun" der. Bu kullanım, o zorba ve faşist kentin daha önce de kendileri gibi düşünmeyen, ahlaklı kalmaya çalışan veya sapkınlıklara itiraz eden başka insanları da acımasızca şehirden sürdüğünü (ihrac ettiğini) gösterir. "Min" edatı, Lût'un o şanlı peygamberlik direnişini, sıradanlaştırıp onu o "isimsiz sürgünler" kategorisine dahil etme tehdididir.

        El-Muhrecîn (الْمُخْرَجِينَ)

        Çıkmak, dışarı atılmak, bir yerden ayrılmak ve görünür olmak anlamlarına gelen h-r-c (خ ر ج) kökünden, if'âl babında (ihrâc / zorla dışarı çıkarmak) türetilmiş ism-i mef'ul (edilgen ortaç) kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formudur. "Min" harf-i cerinden dolayı "yâ" ile mecrur olmuştur ("Zorla çıkarılanlardan / Şehirden sürgün edilenlerden / Sürülmüşlerden").

        İbn Fâris, h-r-c (خ ر ج) kökünün temelinde "bir şeyin veya kimsenin bulunduğu kapalı, yerleşik ve korunaklı bir mekandan, dışarıdaki o belirsiz, korumasız ve açık alana geçmesi/geçirilmesi" anlamının bulunduğunu aktarır.

        Patricia Crone, politik teoloji ve antik çağ hukuku bağlamında "ihrac" (sürgün/kovulma) kavramının bedevi toplumlarındaki ölümcül karşılığını okur. Modern dünyada sürgün sadece bir mekan değişikliğidir; ancak antik ve kabilevi dünyada bir insanı yurdundan "zorla çıkarmak" (muhrecîn), onu her türlü kan bağından, hukuki korumadan, kabile himayesinden ve ekonomik güvenceden mahrum bırakıp vahşi çöle (ölüme ve köleliğe) terk etmek demektir. Sürgün, idamla eşdeğer bir siyasi şiddettir. Lût kavminin bu tehdidi, ahlakı savunan elçiyi sivil ve fiziksel bir ölüme mahkum etme cüretidir.

        Gabriel Said Reynolds, "muhrecîn" (sürülenler) kelimesinin barındırdığı o devasa ahlaki ve ontolojik ironiyi tahlil eder. Kur'an'ın başka ayetlerinde (A'râf 82) kavmin Lût'u ve ailesini sürgün etme gerekçesi "Çünkü onlar çok temizlenen (iffetli) insanlardır" şeklinde verilir. Sodom gibi baştan aşağı çürümüş, ahlaksızlığın ve fıtrat dışılığın egemen olduğu bir şehirde, "temizlik ve ahlak" bir suç, bir asayiş problemi olarak görülür. "Muhrecîn" kelimesi, kokuşmuş bir medeniyetin, kendi içindeki o saf ve temiz aynaya (Lût'a) tahammül edemeyerek o aynayı kırıp dışarı atma (ihrac etme) refleksidir. Kötülük, iyiliği mekansal olarak kusarak varlığını sürdürmeye çalışır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin mekansal ontolojisini inceler. Lût kavmi, yaşadıkları coğrafyayı (şehri) sadece kendilerine, sapkınlıklarına ve arzularına (hevalarına) ait mutlak bir mülk sanıyorlardı. Onların dünyasında ahlaka, fıtrata ve tevhidi bir sese yer (mekan) yoktur. Dolayısıyla "ihrac" (kovma) tehdidi, hakikati o coğrafyadan kazıyıp atarak, şehri tamamen ve kesintisiz bir şeytani laboratuvara çevirme arzusunun dışa vurumudur. Ancak ilahi adalet, o şehirden ahlakı (Lût'u) kendi rızasıyla çıkaracak (ihrac edecek) ve geride kalan o sapkın mekanı, içindeki herkesle birlikte tarihin çöplüğüne gömecektir. Sürgün tehdidi savuranlar, yeryüzünden ebediyen sürülmüşlerdir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X