فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 150. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: şuara suresi 150. ayet, şuara 150, semud kavmi, hz salih, şuara suresi, mucize, allah, takva, emir, buyruk
-
150. “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
151-152. “‘Yeryüzünde düzeni bozan ama düzeltmeye yanaşmayan aşırıların istediklerini yapmayın.’”
Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin ve aşırıların istediklerini yapmayın. En doğrusunu Allah bilir ya, şöyle buyuruyor: Emirlerine muhalefet yüzünden Allah’ın gazabına uğramaktan sakının ve bana itaat edin ve aşırıların istediklerini yapmayın. Yani aşırılığı ve bozgunculuğu sizce bilinen kimselerin emrine uymayın, buna mukabil benim emrime uyun. Zira benden herhangi bir şekilde aşırılık ya da bozgunculuk gördüğünüz vaki değildir. Yeryüzünde düzeni bozduğunu ama düzeltmeye yanaşmadığını bildiğiniz kimselere uymayın. Yahut “ve lâ tutî‘û emre’l-müsrifîn” (وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ) âyetinin anlam bakımından Sen de yalnızca bizim gibi bir insansın meâlindeki âyetinden sonra olması mümkündür. Buna göre Hz. Salih şöyle demiş oluyor: Bana itaati ve çağrıma icabeti sırf ben de sizin gibi bir beşer olduğum için terkediyorsunuz öyle mi? O halde benden daha aşağı mertebede olan herhangi bir beşere de itaat etmeyin. Onlar sizce aşırılığa düştükleri ve bozgunculuk yaptıkları ortaya çıkmış kimselerdir. Oysa benden böyle bir şey gördüğünüz asla varit değildir. Allah onların beyinsizliklerini ve ayırt etme güçlerinin zayıflığını, sırf beşer oldukları için peygamberlere itaati terkedip de sonra onlardan her konuda daha aşağı düzeyde olan birtakım insanlara tâbi olmalarını ifade ederek yüzlerine vurdu. Sonra onlar Hz. Salih’in aşırıların istediklerini yapmayın! uyarısına cevap vererek şöyle dediler: 153. ayet.
Yorumu Yorumla
-
Fettekullâhe (فَاتَّقُوا اللَّهَ)
Takip, nedensellik ve zorunlu bir sonuca bağlama işlevi gören "fe" (فَ) bağlacı, korumak, sakınmak ve kalkan edinmek anlamlarına gelen v-k-y (و ق ي) kökünden ifti'âl babında (ittikâ) türetilmiş ikinci çoğul şahıs emir fiili ve Yaratıcı'nın özel ismi "Allah" (اللَّهَ) lafzının birleşimidir ("O halde Allah'tan sakının / Öyleyse kendinizi Allah'a karşı korumaya alın").
İbn Fâris, v-k-y (و ق ي) kökünün temelinde "bir nesneyi, bedeni veya ruhu, kendisine dışarıdan gelecek tehlikeli ve yıkıcı etkenlerden mutlak surette korumak, tehlike ile kendi arasına sağlam, aşılmaz bir kalkan (vikâye) yerleştirmek" anlamının bulunduğunu aktarır.
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde cümlenin başındaki "fe" (fa-i ta'kibiye) edatının metnin kurgusundaki o devasa rasyonel bağlayıcılığını tahlil eder. Sâlih peygamber bu emri 144. ayette peygamberliğini ilan ederken de kullanmıştı. Ancak 150. ayetteki bu tekrar, sıradan bir yineleme değildir. Sâlih, aradaki ayetlerde Semûd kavminin o göz kamaştırıcı bahçelerini, pınarlarını, yumuşak hurmalarını ve dağları yontarak kurdukları o kibirli şatoları tek tek sayıp dökmüştür. Buradaki "fe" edatı, o devasa maddi zenginliğin ve teknolojik kibrin felsefi bir faturası olarak karşılarına çıkar: "Madem ki bu eşsiz nimetlerin içinde yüzüyorsunuz ve madem ki dağları yontacak kadar aklınız var; o halde (fe) o aklınızı asıl şimdi çalıştırın ve bu nimetleri size verene karşı nankörlük etmekten sakının."
Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramının Semûd medeniyetinin o taştan güvenlik algısına karşı ontolojik bir reddiye olduğunu inceler. Semûd kavmi, dağların kalbine oydukları o sarsılmaz şatoların içinde (buyûten) tabiata, zamana ve ölüme karşı kendilerini mutlak surette "koruduklarını" (vikâye) zannediyorlardı. Onların güvenlik ve kalkan algısı tamamen taşa ve mühendisliğe dayalıydı. Sâlih peygamberin tam da "dağları yontuyorsunuz" tespitinin hemen ardından gelen "Allah'tan sakının" (takva) emri; kayalardan örülmüş o devasa fiziksel kalkanların ilahi irade karşısında hiçbir işe yaramayacağını, insanın yegâne aşılmaz sığınağının ahlaki bir arınmayla Allah'a yönelmek olduğunu o taşlaşmış kibrin yüzüne çarpar.
Dücane Cündioğlu, bir medeniyete, tam da kudretinin zirvesindeyken yöneltilen "sakınma/korkma" (ittikâ) çağrısının felsefi ağırlığını okur. Dağları yontarak yeryüzünün fiziki yapısına tahakküm eden, pınarlarla çöle can veren ve kendilerini yenilmez hisseden şımarık (fârihîn) bir topluma "Korkun ve sakının" demek, onların o devasa narsizmine vurulmuş en ağır ontolojik darbedir. Kendini mutlak fail (özne) sanan ve tabiata hükmeden Semûd aklı, bu emirle kendi varoluşsal acziyetine, ölümlülüğüne ve yaratılmışlığına (kulluğuna) geri çağrılmıştır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, emrin nesnesindeki (Allah) teolojik tekelciliği tahlil eder. Sâlih, "Tabiatın öfkesinden sakının" veya "İktidarı elinde tutan tiranlarınızdan korunun" demez. Semûd kavminin asıl problemi, korkuyu ve saygıyı yeryüzündeki kaba kuvvetlere (kayalara veya elitlere) yöneltmiş olmalarıydı. Korkunun ve sakınmanın merkezine sadece "Allah" lafzı yerleştirilerek, yeryüzündeki tüm o sahte otoritelere duyulan kölece korkular iptal edilir. Takva, insanı yeryüzünün tüm zorbalarından özgürleştiren tevhidi bir eylemdir.
Ve etî'ûn (وَأَطِيعُونِ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; boyun eğmek, itaat etmek, uyumlu davranmak ve kendi isteğiyle tabi olmak anlamlarına gelen t-v-a (ط و ع) kökünden, if'âl babında (itâ'at) türetilmiş ikinci çoğul şahıs emir fiili ve "bana" anlamındaki birinci tekil şahıs zamiri "nî"nin (نِي) birleşimidir. Fâsıla (ayet sonu ses uyumu) gereği sondaki "yâ" harfi düşmüştür ("Ve bana itaat edin / Benim rehberliğime boyun eğin").
İbn Fâris, t-v-a (ط و ع) kökünün özünde "hiçbir zorlama, baskı, korkutma veya kerih görme (kerh) olmaksızın; bir emre, kişiye veya duruma kendi özgür aklıyla, kolaylıkla ve tam bir rıza (gönüllülük) ile boyun eğmek" anlamının yattığını aktarır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "itaat" kavramının Semûd kavmindeki otorite algısıyla çatışmasını tahlil eder. Semûd medeniyetinde itaat; vadideki pınarları kontrol edenlere, zenginlere ve o devasa şatolarda oturan kabile elitlerine yapılırdı. Kitleler, korktukları veya menfaat umdukları maddi güç odaklarına boyun eğerlerdi. Sâlih peygamber ise arkasında hiçbir askeri güç, hazine veya kayaları delecek bir teknoloji olmadan, sadece ahlaki bir elçi olarak "itaat" talep etmektedir. Maddi bir çıkar olmaksızın, sadece hakikatin hatırına silahsız bir elçiye itaat etmek (etî'ûn), kaba kuvvete ve zenginliğe tapan antik aklın anlayamayacağı kadar yüce bir ahlaki devrimdir.
Patricia Crone, politik teoloji ekseninde bu itaatin (etî'ûn) kurulu düzene karşı radikal bir siyasi isyan çağrısı olduğunu inceler. Semûd vadisini yöneten elitler, halkın sadece kendi kurdukları o şatafatlı sömürü düzenine boyun eğmesini istiyordu. Sâlih'in, o muktedirlerin egemenlik kurduğu vadinin tam ortasında açıkça "Bana itaat edin" demesi; "Sizi o tarlalarda sömüren, suyu tekelinde tutan ve sizi kibre sürükleyen o yozlaşmış liderlerinizi terk edin; ahlakın ve eşitliğin elçisi olan benim rehberliğime girin" anlamına gelen devasa bir politik eksen kayması talebidir. Peygambere itaat, yeryüzü tiranlarının otoritesini kökünden reddetmektir.
Michael Cook, tevhidi anayasanın bu iki ayaklı yapısını (takva ve itaat) okur. Ayette Allah'a karşı "takva" (sakınma), elçiye karşı ise "itaat" (uyma) istenmiştir. Tanrı görünmez ve aşkındır; O'na derin bir vicdani hürmet ve sakınma duyulur. Ancak bu soyut sakınmanın yeryüzündeki pratik, sosyal, siyasal ve hukuki ispatı, o Tanrı'nın kelamını ete kemiğe büründüren elçinin kurallarına "itaat" etmektir. Sâlih'in rehberliğini reddedip, salt "Biz göklerin Rabbine saygı duyuyoruz" diyerek o yozlaşmış statükoyu sürdürmek, teolojik bir sahtekarlıktır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emir kipinin barındırdığı peygamberane şefkati ve aciliyeti inceler. Sâlih'in onca zenginlik ve mimari ihtişam tasvirinin ardından aniden "bana itaat edin" demesi, bir liderlik kompleksi veya kitleleri kendi tekeline alma arzusu değildir. Üzerlerine doğru ilahi adaletin kahredici bir çığ gibi yaklaştığını gören bir şefkat elçisinin, kendi kabiledaşlarını (ehûhüm) o mutlak helaktan, kibrin o süslü mezarlarından (buyûten) kurtarmak için uzattığı yegâne can simididir. İtaat, o şımarık (fârihîn) medeniyete sunulmuş son kurtuluş reçetesidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla