وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 122. Ayet
Daralt
X
-
121. “Doğrusu anlayanlar için bu kıssada büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.”
122. “Şüphesiz Rabb’in, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir.”
Bu kıssada büyük bir ders vardır. Yani Nuh kıssasında kendilerinden sonra gelenler için büyük bir ders vardır. Yahut Nuh kavminin helakinde ve onların suya gark edilmelerinde kendilerinden sonra gelenler için büyük bir ders vardır. Ama çokları iman etmezler. Kıssanın devamı... Daha önce anlatmıştık.
Yorumu Yorumla
-
Ve inne (وَإِنَّ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; cümleye mutlak kesinlik, şüphesizlik ve tekit (pekiştirme) katan "inne" (إِنَّ) edatının birleşimidir ("Ve şüphesiz / Ve muhakkak ki").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu harf-edat birleşiminin belagatteki "isti'nâf" (yeni bir hükme/bağlama başlangıç) işlevini tahlil eder. Nuh kavminin helak edildiği o sarsıcı tufan sahnesi ve kıssası 121. ayet itibarıyla kapanmıştır. "Ve inne" edatı, o tarihsel dehşet sahnesinden çıkarak sözü doğrudan şimdiki zamana, teolojik bir sabiteye ve mutlak ilahi sıfatların beyanına sarsılmaz bir kesinlikle (tahkik ile) bağlar.
Rabbeke (رَبَّكَ)
Sahip olmak, idare etmek, terbiye etmek ve mutlak otorite kurmak anlamlarına gelen r-b-b (ر ب ب) kökünden türemiş "rabb" isminin, "senin" anlamındaki ikinci tekil şahıs zamiri "ke" (كَ) ile birleşimidir. "İnne" edatının ismi konumunda olduğu için fetha ile nasb edilmiştir ("Senin Rabbin / Seni terbiye eden Yaratıcın").
İbn Fâris, r-b-b (ر ب ب) kökünün özünde "bir şeye mutlak surette malik olmak, o varlığı başlangıcından kemale erene kadar her türlü tehlikeden koruyup gözeterek aşama aşama terbiye etmek" anlamının yattığını belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tufan kıssasının hemen ardından gelen bu kelimenin sonundaki "ke" (senin) zamirinin tebliğ psikolojisindeki ontolojik tesellisini okur. Nuh, kavmi tarafından dışlanmış, taşlanmakla (recm) tehdit edilmiş, ancak "Rabbi" tarafından o devasa sulardan kurtarılmıştı. Mekke'de aynı dışlanmayı ve tehditleri yaşayan Hz. Muhammed'e yöneltilen "Rabbeke" (Senin Rabbin) hitabı, "Nuh'u o azgın dalgalardan ve zorbalardan koruyup terbiye eden kudret kimse, bugün senin de sahibin ve terbiye edicin aynı makamdır" mesajını veren devasa bir ilahi teminattır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), anlatının yön değiştirmesini (iltifat sanatını) tahlil eder. Geçmiş zamanın, suların ve o boğulan kitlelerin hikayesi kapanmış, "senin" (ke) zamiriyle uzay-zaman bükülerek söz doğrudan peygamberin şahsına yöneltilmiştir. Uzak geçmişteki kurtuluş (necat) ile şimdiki zamanın mücadelesi aynı "Rab" mefhumu üzerinden birbirine kilitlenir.
Lehüve (لَهُوَ)
Cümleye vurgu, sınırlandırma ve mutlak kesinlik katan tekit/pekiştirme lam'ı (لَ) ile, "o" anlamındaki üçüncü tekil şahıs ayrık (munfasıl) zamiri "hüve"nin (هُوَ) birleşimidir ("Kesinlikle O'dur / Hiç şüphesiz ancak O").
Celaleddin el-Suyuti, "lam-ı muzahlaka" (kaydırılmış pekiştirme harfi) ve "fasıl zamiri" (hüve) kullanımının belagatteki "hasr" (vurguyu ve hükmü tek bir noktada toplama) işlevini inceler. Bu gramatikal yapı, sıradan bir varlık beyanı değildir; "Yeryüzünde suları yükselten de, fırtınaları dindiren de, asıl güce ve merhamete sahip olan da başka hiçbir doğa gücü veya sahte otorite değil, sadece ve sadece O'dur" diyerek tevhidi ontolojiyi mutlaklaştırır.
El-Azîzü (الْعَزِيزُ)
Üstün gelmek, yenilmez olmak, şiddetli olmak ve eşi benzeri bulunmamak anlamlarına gelen a-z-z (ع ز ز) kökünden türemiş mübalağalı ism-i fâil/sıfattır. Harf-i tarif (El) alarak mutlaklaşmış, "İnne" edatının haberi olduğu için ötre ile merfudur ("Mutlak galip / Mağlup edilemeyen / Kaba gücü ezip geçen izzet sahibi").
İbn Fâris, a-z-z (ع ز ز) kökünün temelinde "bir şeyin karşı konulamaz derecede şiddetli, kuvvetli ve sağlam olması, hiçbir dış gücün onu aşamaması, alt edememesi ve eşine rastlanılamayacak kadar nadir bir yücelikte bulunması" anlamının bulunduğunu aktarır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "Azîz" sıfatının tufan kıssası bağlamındaki bedevi/cahiliye algısıyla olan çatışmasını inceler. Nuh'un kavmindeki elitler kendi kabile asabiyetleriyle, kalabalıklarıyla (ekseruhum) ve zenginlikleriyle kendilerini "aziz" (yenilmez/güçlü) zannediyorlardı. Ancak sular yükseldiğinde, o kaba dünyevi kibrin (sahte izzetin) doğa karşısında ne kadar aciz olduğu ortaya çıkmıştır. Kur'an, bu sıfatı (El-Azîz) kullanarak dünyevi ve kabilevi tüm kuvvet iddialarını yutulmuş bir hiçliğe indirger; gerçek ve mutlak gücün (izzetin) tufanı indiren İrade'ye ait olduğunu deklare eder.
Michael Cook, politik teoloji ekseninde bu ismin tiranlıkların çöküşüyle olan bağını okur. İktidar sahipleri kendilerini yeryüzünün egemenleri (azizleri) sayarlar ve zayıflara (erzelûn) tahakküm ederler. Ancak "El-Azîz" ismi tecelli ettiğinde (helak anında), yeryüzünün en büyük tiranları o eşsiz ilahi kudretin sarsıcı darbesi altında çamurun içine gömülerek bizzat zelil duruma düşürülürler. İzzet, iktidarın değil, adaleti tesis eden Yaratıcı'nın tekelindedir.
Er-Rahîmü (الرَّحِيمُ)
İncelik, acıma, şefkat, merhamet ve koruma anlamlarına gelen r-h-m (ر ح م) kökünden türemiş, süreklilik ve içkinlik bildiren sıfat-ı müşebbehe/mübalağalı ism-i fâildir. Haber sıfatı olarak ötre ile merfudur ("Çok merhamet eden / Kesintisiz şefkat gösterip koruyan").
İbn Fâris, r-h-m (ر ح م) kökünün özünde "bir varlığa karşı duyulan derin incelik, kalp yumuşaklığı, şefkat ve onu koruyup sarıp sarmalama güdüsü" anlamının yattığını belirtir. Bebeği dış etkilerden ve felaketlerden koruduğu için anne karnına (rahim) bu isim verilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" sıfatının tufan eskatolojisindeki ontolojik mahiyetini tahlil eder. Bu sıfat, pasif bir üzüntü veya duygusal bir acıma hali değildir. O mahşeri tufanın devasa dalgaları arasında ahşap bir gemiyi (fülk) paramparça olmaktan koruyan, inananları o ölüm sarmalından çekip çıkaran ve onlara yeni ve temiz bir dünya bahşeden o aktif, sarsılmaz ve lütufkâr ilahi eylemdir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "El-Azîz" (Mutlak Güç) ve "Er-Rahîm" (Mutlak Merhamet) isimlerinin kıssanın finalinde aynı cümlede sentezlenişindeki o muazzam teolojik ve estetik dengeyi okur. Tufan sahnesi iki zıt tablodan oluşur: Dışarıda boğulan inatçı zorbalar ve suları yaran bir geminin içinde korunan müminler. Yaratıcı, o kibirli ve yozlaşmış kitleleri devasa dalgalarla ezip yok ederken "El-Azîz"dir (karşı konulamaz güçtür); aynı saniyede, o devasa fırtınanın ortasında inanan azınlığı bir anne şefkatiyle (rahim) sarmalayıp selamete çıkarırken ise "Er-Rahîm"dir. Güç (izzet) ile merhametin (rahmetin) bu kusursuz birlikteliği, ilahi adaletin hem cellat hem de kurtarıcı olan o aşkın ve mutlak doğasının tevhidi manifestosudur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla