وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 114. Ayet
Daralt
X
-
“Ben iman etmiş kimseleri kovacak değilim.”
Ben iman etmiş kimseleri kovacak değilim. Müfessirler şöyle dedi: Onlar Nuh’tan, îman etmiş zayıf kimseleri kovmasını o vakit kendilerinin belki iman edebileceklerini söylemişlerdi. Onlara Nuh şöyle dedi: “(Siz istiyorsunuz diye) ben iman edenleri kovacak değilim!” Ben müminleri kovacak değilim. Hz. Nuh’un kavminin iman edenlere yönelik tenkitlerini, müminlerin zâhiren iman edip aslında kalpleriyle inanmadıklarına dair bir eleştiri olarak yorumlamak mümkündür. Onlar bunu söyleyince Nuh şöyle dedi: “(Siz istiyorsunuz diye) ben iman edenleri kovacak değilim!” Nuh’un şöyle demesi buna işaret eder: “Sizin hor gördüğünüz kimseler için, ‘Allah onlara güzel şeyler (hayır) vermeyecektir’ diyemem”. Nuh’un bu sözü gösterir ki kavmi, iman edenleri ayıplamıştır. Öyle ki Nuh müminlerin durumunu Allah’a havale etmiş ve şöyle demiştir: “Onların içlerinde olan şeyi Allah daha iyi bilir”. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve mâ (وَمَا)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile, cümleye olumsuzluk (nefy) anlamı katan "mâ" (مَا) edatının birleşimidir ("Ve ... değilim / Asla ... yapacak değilim").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu edatın gramatikal ve belagat gücünü tahlil eder. Buradaki "mâ" edatı sıradan bir olumsuzluk değil, Hicazlıların kullanımına uygun olarak (mâ-i hicâziyye) tıpkı "leyse" (değildir) fiili gibi amel eden, cümleyi ismine ve haberine bölen son derece güçlü ve yargı bildirici bir ret edatıdır. Nuh, kavminin talebini "hayır" diyerek geçiştirmez; bu edatla teklifi ontolojik olarak reddeder ve tartışmaya kapatır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), olumsuzluk edatının (mâ) metindeki psikolojik bariyer işlevini okur. Elitler, Nuh'a inanan zayıf kitleleri aşağılayarak onların (erzelûn) dışlanmasını, peygamberin etrafından uzaklaştırılmasını zımnen talep etmişlerdi. "Mâ" edatı, bu kibirli talebe karşı peygamberin zihninde en ufak bir tereddüt, pazarlık payı veya taviz ihtimalinin bulunmadığını gösteren, ahlaki bir çelik duvar gibi elitlerin yüzüne çarpar.
Ene (أَنَا)
Arapçada birinci tekil şahıs ayrık (munfasıl) zamiridir ("Ben"). "Mâ" edatının ismi konumunda olduğu için mahallen merfudur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayrık zamirin (ene) peygamberane tebliğdeki şahsi duruş ve kimlik beyanı işlevini inceler. Nuh, elitlerin o devasa, ezici ve kalabalık siyasi gücü karşısında geri adım atmaz. O zayıf kitleleri savunurken sorumluluğu başka bir yere havale etmez; doğrudan "Ene" (Ben) diyerek kendi şahsiyetini, iradesini ve peygamberlik onurunu o mazlum kitlelerin önüne bir kalkan gibi koyar. Bu zamir, yalnız ama sarsılmaz bir ahlaki otoritenin tek başına çoğunluğa kafa tutuşudur.
Dücane Cündioğlu, "ene" (ben) lafzının tevhidi bağlamdaki sınırlarını tahlil eder. Nuh, "Ben kovmam" derken aslında kaba bir bireysellik sergilemiyor; tam tersine, "Benim böyle bir yetkim, haddim veya inisiyatifim yoktur; ben sadece ilahi iradenin bir elçisiyim, O'nun kabul ettiğini benim reddetmem (kovmam) ontolojik olarak imkansızdır" diyerek, kendi benliğini (ene'sini) davanın ahlaki prensipleri içinde eritir. Benlik, ilkelere teslim olduğunda en güçlü itiraza dönüşür.
Bi târidi (بِطَارِدِ)
Cümleye pekiştirme/kesinlik katan zaid "bi" (بِ) harf-i ceri ile; kovmak, defetmek, uzaklaştırmak ve birini bulunduğu yerden zorla çıkarmak anlamlarına gelen t-r-d (ط ر د) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) kelimesinin birleşimidir. "Mâ" edatının haberi olup, harf-i cerden dolayı lafzen mecrur, mahallen mansubdur ("Kesinlikle kovan / Asla sürüp çıkaran").
İbn Fâris, t-r-d (ط ر د) kökünün temelinde "bir şeyi, nesneyi veya kişiyi bulunduğu yerden kaba bir kuvvetle, şiddetle ve aşağılayarak itmek, peşine düşüp onu sürüp çıkarmak ve uzaklaştırmak" anlamının bulunduğunu belirtir. Avın peşinden koşup onu yurdundan etmeye de bu yüzden "tard" denir.
Râgıb el-İsfahânî, "tard" eyleminin felsefi ve ahlaki yıkıcılığını tahlil eder. Birini bir meclisten çıkarmak (ihraç) başka bir şeydir; "tard" eylemi ise haklı bir gerekçe olmaksızın, salt kibre, öfkeye veya tahakküme dayalı olarak, bir insanı insani varoluşundan ve haklarından mahrum bırakarak onu hiçliğe/dışarıya fırlatıp atmaktır. Nuh, bu kaba eylemin bir peygamberin ahlakında yeri olmadığını kesin bir dille reddeder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "tard" kelimesini Cahiliye ve kabile sosyolojisi ekseninde okur. Bedevi toplumda bir kabilenin, kendi kurallarına uymayan veya statüsünü bozan bir bireyi çölün ortasına tek başına atmasına, onu kabile korumasından dışlamasına "tard/hal" denirdi. Tard edilen kişi (tarîd) çölde ölüme terk edilmiş bir hiçti. Elitler, Nuh'tan bedevi bir asabiyet kuralını işletmesini, "erzelûn" (ayak takımı) dedikleri o kitleyi yanından "tard etmesini" (korumasız bırakıp dışlamasını) istiyorlardı. Nuh, bu bedevi dışlama (tard) mekanizmasını elinin tersiyle iter; tevhidi toplumun kimseyi statüsü yüzünden çöle (dışarıya) atmayacağını deklare eder.
Patricia Crone, politik teoloji bağlamında bu kelimenin "sınıfsal temizlik" talebine verilen radikal bir cevap olduğunu inceler. Elitler (müstekbirler), Nuh'un dinine girmek için aslında zımni bir pazarlık teklif etmişlerdi: "Eğer bizi istiyorsan, etrafındaki o alt tabakayı kovup sistemi temizleyeceksin." Nuh'un "tard" eylemini reddetmesi (bi-târidi), yeryüzünün egemenlerine yaranmak uğruna ezilenleri feda etmeyeceğini, peygamberane siyasetin elitlerin şantajına boyun eğmeyeceğini ve adaletin hiçbir sınıfsal pazarlığa kurban edilemeyeceğini gösteren mutlak bir bağımsızlık manifestosudur.
Celaleddin el-Suyuti, haberin başına gelen "bi" (zaid) harfinin belagatteki işlevini tahlil eder. İfade "mâ ene târiden" (ben kovan değilim) şeklinde gelebilecekken, araya "bi" harfinin girmesiyle mana katmerlenir: "Benim onları kovmam ihtimal dahilinde bile değildir, bu eylem benden kesinlikle, mutlak surette ve hiçbir şart altında sadır olamaz." Harf, peygamberin tavrını sarsılmaz bir kararlılığa (tekit) mühürler.
El-Mü'minîn (الْمُؤْمِنِينَ)
Güvenmek, onaylamak, tasdik etmek ve teslim olmak anlamlarına gelen e-m-n (ا م ن) kökünden, if'âl babında (imân) türetilmiş ism-i fâil (özne) kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formudur. "Târid" kelimesinin tamlayanı (muzafun ileyh) olduğu için "yâ" ile mecrur olmuştur ("İnananları / İman etmiş olan kimseleri").
İbn Fâris, e-m-n (ا م ن) kökünün temelinde "korkunun, endişenin ve şüphenin tam zıddı olarak; kalbin mutlak bir sükûnete kavuşması, bir gerçeği sarsılmaz bir şekilde tasdik edip onaylaması" anlamının yattığını belirtir.
Gabriel Said Reynolds, polemik teolojisinde (mücadele dilinde) bu kelimenin stratejik ve ontolojik kullanımını inceler. Bir önceki ayette elitler o kitlelere sosyolojik bir kibirle "el-erzelûn" (en aşağılık/sefil olanlar) etiketini yapıştırmışlardı. Nuh peygamber, onlara cevap verirken asla elitlerin kavramlarını kullanmaz. "Ben o erzelûn'u kovmam" demez; kavmin o kaba ve aşağılayıcı sosyolojik kelimesini alır, çöpe atar ve onun yerine o kitleleri "el-mü'minîn" (inananlar/hakikati tasdik edenler) şeklindeki o en yüce teolojik unvanla taçlandırır. Düşmanın dili (erzelûn) reddedilmiş, tevhidi şeref (mü'minîn) o kitlelerin üzerine altın bir zırh gibi giydirilmiştir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mümin" isminin insanın değer ölçüsündeki devrimci rolünü okur. Elitler insanın değerini cüzdanı, soyu ve yaptığı işiyle (haseb/amel) ölçüyordu. Nuh'un o zayıf insanları "müminler" olarak tanımlaması, insan değerinin kaba maddeden, dünyevi statüden ve sosyolojiden bağımsızlaştırılarak tamamen içsel/ahlaki bir kıstasa (imana/tasdike) bağlandığı muazzam bir eşitlik projesidir. İman eden bir yoksul, Allah katında (ve peygamberin gözünde) yeryüzünün tüm kibirli krallarından daha üstündür ve asla yolda bırakılamaz.
Michael Cook, "tard" (kovmak) eylemi ile "mümin" sıfatının aynı tamlamada (târidi'l-mü'minîn) buluşmasının politik ağırlığını tahlil eder. Bir devlette veya harekette, iktidarı genişletmek için eski yol arkadaşlarının veya zayıfların feda edilmesi (purges/tasfiyeler) sık rastlanan bir makyavelist siyaset örneğidir. Nuh, davasını büyütmek veya elitlerin sempatisini kazanmak uğruna "iman etmiş" tek bir bireyi dahi feda (tard) etmeyeceğini belirterek, amaca ulaşmak için her yolu mubah gören dünyevi siyaseti parçalar. İman, pazarlık konusu yapılamayacak olan nihai çizgidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla