وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 91. Ayet
Daralt
X
-
90. “O gün cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır.”
91. “Cehennem de küfre sapmış olanlara açıkça gösterilir.”
O gün cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır. Cehennem de küfre sapmış olanlara açıkça gösterilir.
“Üzlifet” (أُزْلِفَتْ) ve “bürrizet” (بُرِّزَتْ) kelimelerinin, geçmiş zaman fiillerinin müzari olarak “yaklaştırılır” “açıkça gösterilir” anlamında olması muhtemeldir. Ya da cümlenin başına “yevmeiz” şeklinde zaman zarfı izafe edilir. İbn Mesûd’un (r.a.) ve Übeyy’in mushaflarında “Ve kurribeti’l-cahîmu li’d-dâllîn” (وَقُرِّبَتِ الْجَحِيمُ لِلضَّالِّينَ) şeklindedir. Bu açık kırâatte “bürrizet” (بُرِّزَتْ) fiili “uzhirat” (أُظْهِرَتْ), yani ortaya çıkarıldı anlamındadır.
Yorumu Yorumla
-
Ve burrizeti (وَبُرِّزَتِ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; ortaya çıkmak, belirginleşmek, gizli bir yerden fırlayıp görünür olmak anlamlarına gelen b-r-z (ب ر ز) kökünden, tef'il babında (tebrîz) türetilmiş üçüncü tekil şahıs müennes (dişil), meçhul (edilgen) mazi fiilin birleşimidir ("Ve açığa çıkarıldı / Göz önüne fırlatıldı"). Geçiş (ulama) esnasında harekesiz olan "te" harfi esre (kesra) almıştır.
İbn Fâris, b-r-z (ب ر ز) kökünün temelinde "gizli, örtülü veya içeride olan bir şeyin aniden dışarı çıkması, engelsiz ve perdesiz bir şekilde, tüm çıplaklığıyla görünür ve şahit olunur hale gelmesi" anlamının yattığını belirtir. (Geniş, düz ve engelsiz araziye "berâz" denmesi veya savaşçının kalabalıktan ayrılıp meydana çıkmasına "mübareze" denmesi bu köktendir).
Râgıb el-İsfahânî, "bürrizet" (tef'il babında edilgen) eyleminin, şiddetli ve zorlayıcı bir ifşayı barındırdığını ifade eder. Cehennem zaten ontolojik olarak vardır, ancak mahşer gününde o, sanki saklandığı yerden çok büyük bir kudretle sökülüp çıkarılarak, kaçışı imkansız kılacak şekilde insanların gözünün içine sokulur.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, önceki ayetteki "uzlifet" (cennetin yaklaştırılması) eylemiyle buradaki "burrizet" (cehennemin fırlatılıp açığa çıkarılması) eylemi arasındaki edebi ve psikolojik zıtlığı (tıbâk) inceler. Cennet, lütufkâr bir şekilde erdemlilerin ayağına şefkatle "yaklaştırılırken"; cehennem, sapkınların yüzüne korkutucu ve dehşet verici bir şiddetle "fırlatılıp tüm çıplaklığıyla ifşa edilir". İki farklı eylem, iki farklı ontolojik akıbetin psikolojisini yansıtır.
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde fiilin meçhul (edilgen) yapıda kullanılmasının teolojik vurgusunu tahlil eder. Bu ifşa, insanın kontrolü, beklentisi veya müdahalesi dışında, mutlak ve kahredici bir ilahi kudret tarafından gerçekleştirilir. İnsan o an sadece dehşet içinde izleyen edilgen bir seyircidir.
El-Cehîmü (الْجَحِيمُ)
Şiddetli ateş, alev, kor ve yakıcı sıcaklık anlamlarına gelen c-h-m (ج ح م) kökünden türemiş isimdir. "Burrizet" (açığa çıkarıldı) edilgen fiilinin nâib-i fâili (sözde öznesi) olduğu için ötre ile merfudur ("Cehîm / O şiddetli alev / O katmanlı ateş").
İbn Fâris, c-h-m (ج ح م) kökünün, "ateşin şiddetle alevlenmesi, üst üste yığılıp kor haline gelmesi ve gözünü kırpmadan dik dik bakmak (gözlerin yuvalarından fırlayacak gibi açılması)" anlamlarını barındırdığını aktarır. Ateşin en harlı, en derin ve yakıcı haline bu isim verilir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde bu kelimenin etimolojik haritasını çıkarır. Kelimenin Sami dilleri havzasında, özellikle Güney Arabistan veya Etiyopya kökenli (Ge'ez dillerindeki "gahana" veya "gaham") dillerden Arapçaya geçmiş olabileceğini, ancak Sami dillerinde genel ve ortak bir telaffuzla "şiddetli, yutucu ateş çukuru" anlamına geldiğini belgeler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde, Cahiliye dönemi şiirinde "cehîm" kelimesinin savaş alanlarındaki şiddeti veya aslanın avına bakışındaki o korkunç parlamayı (cehmetü'l-ayn) ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Kur'an, bu dünyevi ve bedevi korku imgesini alarak, eskatolojik (ahirete dair) mutlak, ebedi ve yok edici bir azap mekanının ontolojik ismine dönüştürür.
Angelika Neuwirth, geç antik çağ eskatolojisinde 90. ayetteki "cennet" (örtülü, serin bahçe) ile bu ayetteki "cehîm" (açık, kavurucu ateş) zıtlığının litürjik ve teolojik kurgusunu okur. Cennet, çöl insanı için mutlak bir sığınak ve serinlik iken; cehîm, güneşin ve çöl ateşinin o kavurucu, yutucu, sığınaksız ve çırılçıplak (burrizet) şiddetinin kozmik mahkemedeki ebedileşmiş halidir.
Dücane Cündioğlu, "cehîm" kelimesinin kökündeki "dik dik bakmak" (cehm) anlamından yola çıkarak felsefi bir tahlil yapar. Cehîm, sadece pasif bir ısı veya ateş çukuru değildir; o, içine atılacak olan sapkınlara adeta öfkeyle, şuurlu bir şekilde ve dik dik bakan, varoluşsal bir intikam ve adalet mekanizmasıdır. Cehîm'in bütün dehşetiyle açığa çıkarılması, hakikati inkar edenlerin o alevlerin korkunç bakışlarıyla (gözleriyle) ontolojik olarak yüzleşmesidir.
Li'l-ğâvîn (لِلْغَاوِينَ)
İçin, -e/a, tahsis anlamlarına gelen "li" (لِ) harf-i ceri ile; yoldan çıkmak, sapkınlığa düşmek, kasten sınırı aşmak ve aklını yitirmek anlamlarına gelen ğ-v-y (غ و ي) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formunun birleşimidir. Harf-i cerden dolayı "yâ" ile mecrur olmuştur ("Azgınlar için / Sapkınlar için / Bilerek yoldan çıkanlara tahsisen").
İbn Fâris, ğ-v-y (غ و ي) kökünün temelinde "doğru yolu, gerçeği ve aklı yitirerek, kendi tutkularının ve cehaletinin peşinde bilerek ve isteyerek sınırı aşmak, sapkınlığa ve çöküşe sürüklenmek" anlamının bulunduğunu belirtir. "Dalâlet" (kaybolmak) bilmeden veya yanılarak yitirmeyi de kapsarken; "ğayy" kasten, inatla ve aklın körleşmesiyle yoldan çıkmayı (azgınlığı) ifade eder. Hidayet'in ve Rüşd'ün (akıllılığın) tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "ğayy" kavramını cehalet ve ahlaki yozlaşma üzerinden inceler. Ona göre bu, sıradan bir bilgisizlik değil; inançsızlığın, kibrin ve dünyevi heveslerin beslediği, kişiyi fıtri inançtan (tevhidden) uzaklaştırıp ahlaki bir çürümeye iten aktif bir azgınlıktır. İnsan aklı, hakikat yerine şehvetin, kibrin veya kabile taassubunun esiri olduğunda kişi "ğâvî" sıfatını alır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tahsis bildiren "li" (için) harf-i cerinin fonksiyonunu ve "ğâvîn" (azgınlar) kelimesinin teolojik bağlamını tahlil eder. 90. ayette ebedi cennet "müttekîn" (sakınanlar/korunanlar) için tahsis edilmişti. Bu ayette ise mutlak alev (cehîm), dünyevi hayatlarında kendilerini şirkten ve kibrin zehrinden korumayan, bilakis ilahi sınırları kasten ihlal eden ve İbrahim'in reddettiği putperest statükoya gönüllü olarak entegre olan "ğâvîn" kitlelerine tahsis edilir. Bu, ilahi terazinin şaşmaz bir adalet dağılımıdır.
Michael Cook, politik teoloji ekseninde "ğâvîn" kavramını okur. İbrahim'in kıssa boyunca mücadele ettiği putperest sistem, sadece bireysel bir inanç sapması değil, aynı zamanda kitleleri köleleştiren, aklı donduran adaletsiz bir tiranlık düzenidir. Bu düzene kibriyle öncülük edenler ve onların peşinden hiçbir sorgulama yapmadan körü körüne giden o radikal yığınlar (ğâvîn), ahirette o kurdukları zorbalık düzeninin tam ontolojik karşılığı olan "Cehîm" ile yüzleşmeye mahkum edilirler. Bu kelime, yeryüzündeki haksız egemenliğin ve zorbalığın ahiretteki mutlak çöküşünün (iflasının) beyanıdır.
Patricia Crone, kabile sosyolojisinde "ğayy" kelimesinin, bir kabilenin veya şahsın kontrolden çıkıp diğerlerine haksızca saldırması, hukuku çiğnemesi anlamlarına da geldiğine değinerek; ayetteki "ğâvîn" topluluğunun, Allah'ın evrensel hukukunu (tevhidi) tanımayan, ahlaki sınırları ihlal eden fütursuz putperestler olarak işaretlendiğini inceler. Yeryüzünün sınır tanımazları, ahirette Cehîm'in sınırlarına hapsedilirler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla