اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 89. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: allahın nimeti, şuara suresi 89. ayet, selim, şuara 89, kalp, kalple, şuara suresi, gün, allah
-
88-89. “Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün (beni mahcup etme!)”
Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün... O gün fayda vermez, zarar verir. Fayda vermez denilmesinden zararın da olmayacağı sonucu çıkmaz. Şu âyetlerde de benzer üslup vardır: “O gün kimse başkası için bir şey ödeyemez; hiç kimsenin yerine başkası kabul edilmez, kimseye şefaat fayda vermez.. Keza şu İlâhî beyanlarda da aynıdır; “Kâfir olanlar var ya, yeryüzünde olan her şey, bunun yanında bir o kadarı daha onların olsa ve kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu bedel verseler, onlardan asla kabul edilmez”; “Hiçbir babanın evlâdından fayda göremeyeceği, evlâdın da babasından hiçbir yarar sağlayamayacağı bir günden korkun!”; “İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar” ; “Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!”; “Sûra üflendiğinde artık ne aralarındaki akrabalık bağları işe yarayacak ne de birbirlerine soru sorabilecekler!”
Âyette yapılan istisnanın zâhirinden kalb-i selim ile gelinmesi halinde malın ve oğulların fayda vereceği anlaşılmaktadır. Çünkü Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında mal da çocuklar da fayda vermez denilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki o günde onlar Rab’lerine temiz bir kalp ile gelmeleri, mallarını itaat yolunda ve hayır işlerinde harcamış, evlatlarını edepli, güzel huylu, salih olarak yetiştirmiş olmaları halinde onlar kendilerine fayda verecektir. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Sizi bize yaklaştıracak olan, ne servetiniz ne evlatlarınızdır. Ama iman edip dünya ve âhirete yararlı iş yapanlar başka, yaptıklarına karşılık onlara kat kat fazlası mükâfat vardır.” Allah bildirdi ki onlar iman ettikleri ve tövbe ile Allah’a yöneldikleri takdirde malları ve evlatları onları kendi yüce katına yaklaştıracaktır.
Başka türlü yorumlamak da mümkündür: Yani ne mal ne de oğullar fayda verir. Ancak ve ancak Rabb’ine kalb-i selîm ile gelen fayda görür. Kalb-i selim, şirkten uzak olan kalptir, ya da kalbin âfetlerinden ve günahlardan uzak olan, Rabb’ine karşı ihlas ile dolu olan, orada Allah’tan başkasına yer verilmeyip pay ayrılmayan kalptir. Âyette o şekilde “Rabb’ine gelme” şartı koşuldu ki İslâm ve tevhit üzere ruhu alınmamış kimselerin daha önceden yapmış olduğu hayır işlerinin -tevhit üzere ruhu kabzedilmemişse eğer- bir fayda vermeyeceği bilinsin. Hasenât, yani hayır işlerinde de aynı şekilde “gelme” şartı koşulmuş ve şöyle buyurulmuştur: “Kim iyilikle gelirse ona şu kadar sevap vardır...” Bu beyanda “Kim iyilikle gelirse” denilmiş “Kim bir iyilik işlerse...” denilmemiştir. Bu da belirttiğimiz gibi amellerin makbul olabilmesi için kişinin dünyadan tevhit üzere göçmesi, işlediği hayırları bozmaması şartı olduğunu gösterir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
İllâ (إِلَّا)
Arapçada "ancak, yalnız, müstesna, -den başka" anlamlarına gelen istisna edatıdır.
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu edatın "istisna" işlevini belagat açısından inceler. Bir önceki ayetteki "malın ve çocukların fayda vermeyeceği" mutlak hükmünden, sadece tek bir durumu (kalb-i selimi) istisna ederek ayırır. Edat, mahşer günündeki o devasa çaresizlik ve iflas tablosunun ortasında açılan tek ve yegâne kurtuluş kapısını, istisnanın o sarsıcı gücüyle temsil eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın metindeki psikolojik etkisini tahlil eder. 88. ayetteki o boğucu, dünyevi tüm güvencelerin (ekonomi ve soy) sıfırlandığı karanlık eskatolojik (ahiret) tablosu, "İllâ" edatıyla aniden yırtılır. Bu, ilahi adaletin merhametle kesiştiği, mutlak umutsuzluğun bittiği ve aklın yepyeni bir ahlaki kritere yönlendirildiği o dramatik retorik kırılma anıdır.
Men (مَنْ)
Arapçada "kim, kimse, o kişiler ki" anlamlarına gelen, akıllı varlıklar için kullanılan ism-i mevsul (ilgi zamiri) edatıdır ("O kimse ki").
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın kurtuluş teolojisindeki bireyselleştirici etkisini okur. İbrahim, "Şu kabileden olanlar", "Şu atanın soyundan gelenler" veya "Mal sahipleri" demez. "Men" (Kim/Her kim) diyerek kurtuluşu tamamen evrensel, kabileler üstü ve şahsi bir liyakate bağlar. Mahşerde felaha erecek olanlar anonim kitleler veya aşiretler değil, sadece bu edatın işaret ettiği o tekil, şuurlu ve inançlı "şahsiyetlerdir".
Etâ (أَتَى)
Gelmek, ulaşmak, varmak, bir eylemi gerçekleştirmek ve yönelmek anlamlarına gelen e-t-y (ا ت ي) kökünden türemiş üçüncü tekil şahıs mazi (geçmiş zaman) fiildir ("Geldi / Gelen").
İbn Fâris, e-t-y (ا ت ي) kökünün temelinde "bir hedefe, bir noktaya kasten, bilerek, yönelerek ve bir niyet taşıyarak adım adım ulaşmak, varmak" anlamının yattığını belirtir. (Gelecek zamana bu yüzden "âtî" denir).
Gabriel Said Reynolds, "gelme" (ityân) eyleminin mahşer bağlamındaki ontolojik yönünü tahlil eder. Dünyada insanlar putlara, tiranlara, pazarlara veya kendi zenginliklerine (mal ve oğullara) "giderlerdi". Ancak ölümle birlikte zamanın ve mekânın tüm yönleri sıfırlanır, geriye varılacak tek bir menzil kalır. "Etâ" (geldi) fiili, insanın kendi dünyevi yanılsamalarından sıyrılıp, varoluşun o kaçınılmaz merkezine (Yaratıcısına) doğru yaptığı o mutlak, nihai ve zorunlu ontolojik yürüyüştür.
Allâhe (اللَّهَ)
Yaratıcının özel ve en kapsamlı ismidir (Lafza-i Celâl). Fiilin yöneldiği hedef (mefulü bihi) konumunda olduğu için fetha ile nasb edilmiştir ("Allah'a").
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde bu ismin yönelme eylemi (etâ) ile yan yana gelişindeki tevhidi zirveyi okur. Cahiliye Arabı kriz anında veya ölüm korkusunda Allah'a sığınır, ancak rahatladığında tekrar putlara dönerdi. İbrahim'in duasında insanın ulaştığı son nokta (nihai menzil) başka hiçbir aracı, şefaatçi put, ata veya rahip olmaksızın doğrudan ve yalın bir şekilde "Allah"tır. Hedefin tekil ve mutlak olması, İbrahim'in inşa ettiği tevhidin (aracısız dinin) en saf halidir.
Bi kalbin (بِقَلْبٍ)
Birliktelik ve vasıta bildiren "bi" (بِ) harf-i ceri ile; dönmek, çevirmek, değişmek ve altüst olmak anlamlarına gelen k-l-b (ق ل ب) kökünden türemiş "kalb" isminin birleşimidir ("Bir kalp ile / Kalp beraberinde").
İbn Fâris, k-l-b (ق ل ب) kökünün özünde "bir şeyin sürekli halden hale girmesi, tersyüz olması, içindekini dışarı çıkarması ve bir kararda duramaması" anlamının bulunduğunu aktarır. İnsanın inanç, düşünce ve duygu merkezine "kalp" denmesi, onun her an değişime, şüpheye ve dönüşüme (inkılap) açık o muazzam hareketliliğinden ve kırılganlığından dolayıdır.
Râgıb el-İsfahânî, kalbin sadece duyguların değil, "aklın, idrakin ve tefekkürün" de merkezi olduğunu vurgulayarak kavramı tahlil eder. Müşrikler putlara akılsızlıklarından dolayı değil, kalplerindeki o sarsaklıktan, kibre olan meyillerinden ve statükoya olan zaaflarından (kalbin tersyüz oluşundan) dolayı tapıyorlardı. Mahşer gününde Allah'a sunulacak yegâne varlık, pıhtılaşmış bir et parçası değil, insanın tüm o felsefi niyetini, inancını ve idrakini içinde barındıran bu manevi/zihinsel merkezdir (kalptir).
Dücane Cündioğlu, felsefi bir bakışla kalbin "birliktelik" (bi) edatıyla sunulmasını inceler. İnsan Allah'a dünyevi mallarıyla (mâl) veya ordusuyla/evlatlarıyla (benûn) gidemez. Onların hepsi geride, toprakta bırakılır. İnsanın varoluşsal bagajına koyup o büyük ilahi mahkemeye taşıyabileceği tek sermayesi ("bi" harf-i ceriyle yanında götürebileceği yegâne şey) kendi ahlaki ve ontolojik özü olan "kalbidir". Kalp, insanın ahiretteki yegâne cüzdanı ve asıl kimlik kartıdır.
Selîm (سَلِيمٍ)
Barış içinde olmak, güvende olmak, kusurdan ve hastalıktan arınmak, teslim olmak anlamlarına gelen s-l-m (س ل م) kökünden türemiş, süreklilik bildiren sıfat-ı müşebbehedir. Kalb isminin sıfatı olduğu için esre ile mecrurdur ("Sağlam, pürüzsüz, arınmış, hastalıksız, barışık ve teslim olmuş").
İbn Fâris, s-l-m (س ل م) kökünün temelinde "her türlü maddi ve manevi afetten, hastalıktan, bozulmadan (fesattan) ve ayıptan mutlak surette uzak olmak, sağlam kalmak" anlamının bulunduğunu belirtir. (İslam ve selam kelimeleri de bu mutlak güvenlik, onarılmışlık ve barış kökünden gelir).
Toshihiko Izutsu, "kalb-i selîm" tamlamasını Cahiliye felsefesi ile tevhidi ahlak arasındaki köklü ayrım üzerinden okur. Putperest kalbi; asabiyetle, intikamla, şirkle ve kabilevi kibirle hastalanmış, sürekli çalkalanan "hastalıklı" (marazlı) bir kalptir. "Selîm" sıfatı ise, o şirk bataklığından, putların kibrinden ve dünyanın o çürütücü hırsından (mal ve oğul sevdasından) tamamen sıyrılmış; yaratıcısına tam bir güvenle (İslam) teslim olmuş, kendi içinde barışa kavuşmuş o duru, pürüzsüz ve sarsılmaz ahlaki dinginliği ifade eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın varoluşsal onarımına odaklanır. Kalp doğası gereği fırtınalıdır ve her yöne dönmeye müsaittir (k-l-b). Ancak "selîm" sıfatı o fırtınanın tevhid ile dindirilmesi, şüphelerin yerini sarsılmaz bir imana bırakmasıdır. İbrahim, 80. ayette "Hastalandığımda bana şifa veren O'dur" demişti. İşte "kalb-i selîm", dünyadayken ilahi şifayı alarak her türlü nifak, şirk ve nankörlük "hastalığından" kurtulmuş, manevi sıhhatine (selametine) tam olarak kavuşmuş o kusursuz tevhidi organdır.
Michael Cook, bu kelimenin politik teolojideki temizlenme (arınma) boyutunu inceler. Antik dünyada iktidar, zenginlik ve soy kavgası insanın iç dünyasını (kalbini) kirleten ve onu diğer insanlara karşı vahşileştiren amansız bir süreçti. "Selîm" bir kalp, bu makyavelist ve putperest iktidar oyunlarına (zulme) bulaşmamış, başkasının hakkını gasp etmemiş ve kıyamet günü Yaratıcısının karşısına, yeryüzünün o ağır politik kirinden/şirkinden arınmış bembeyaz bir vicdanla çıkabilme eylemidir. Mahşer, tiranların ordularıyla değil, ancak bu "temiz/salim" kalplerin beraat edeceği bir adalet divanıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla