Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 84. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 84. Ayet

    وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vec’al lî lisâne sidkin fî-l-âḣirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle!”

      Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle! Yani insanlar arasında bana güzel bir övgü kıl! İbrahim peygamber (s.a.) aynen öyle de olmuştu. Farklı olmalarına rağmen her dinin tüm salikleri beraberce ona uymuşlar, ona intisap etmişler, kendilerinin onun dini üzere olduklarını, onun dininin de kendi üzerinde oldukları din olduğunu iddia edegelmişlerdir. Herhangi bir dine mensup olup da onu dost edinmeyen olmamıştır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vec'al (وَاجْعَلْ)

        Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; kılmak, yapmak, dönüştürmek, inşa etmek ve bir statü vermek anlamlarına gelen c-a-l (ج ع ل) kökünden türemiş ikinci tekil şahıs emir (dua/talep) fiilidir ("Ve kıl / yap / dönüştür").

        İbn Fâris, c-a-l (ج ع ل) kökünün temelinde "bir nesneyi, durumu veya şahsı bir halden başka bir hale çevirmek, ona yeni bir form, vasıf veya ontolojik bir statü kazandırmak" anlamının yattığını belirtir. Yoktan var etme (halk) eyleminden ziyade, var olan üzerinden tasarımsal bir inşa eylemidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ce'l" eyleminin buradaki tasarımsal yönünü tahlil eder. İbrahim, Allah'tan sıradan bir nesne veya dünyevi bir iktidar istemez. O, tarihsel serüveninin ve tevhidi mücadelesinin, gelecek nesiller üzerinde etkili olacak kalıcı ve dönüştürücü bir "statüye" (mirasa) c-a-l eylemi (ilahi bir kılma/atama) ile yükseltilmesini talep eder. Bu, şahsi bir eylemin ilahi bir kararla tarihe kazınmasıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emir kipi kullanılmasının teolojik inceliğini okur. İnsanın kendi çabasıyla tarihte kalıcı bir iz bırakması garantili değildir. İbrahim, bu devasa tarihsel inşanın (ce'l) ancak Âlemlerin Rabbinin kudretiyle ve lütfuyla mümkün olabileceğini bilerek, eylemi (kılma işini) doğrudan mutlak iradeye (Vec'al / Sen kıl) havale eder.

        Lî (لِي)

        İçin, -e/a, aidiyet anlamlarına gelen "li" (لِ) harf-i ceri ile "bana / benim için" anlamındaki birinci tekil şahıs zamiri "yâ"nın (ي) birleşimidir.

        Gabriel Said Reynolds, "benim için" (lî) vurgusundaki bireysel adanmışlığı inceler. İbrahim, putperest kavminden ve babasından tamamen kopmuş, yapayalnız kalmıştır. Geleneksel destek sistemlerini (kabiliyetini, soyunu) elinin tersiyle iten bu yalnız birey, gelecekteki anılmayı ve tevhidi mirası da kitleler adına değil, sadece kendi şahsi tevhid sözleşmesi üzerinden "lî" (bana mahsus bir lütuf olarak) talep eder.

        Lisâne (لِسَانَ)

        Dil, söz, lisan, ün, hatıra ve beyan anlamlarına gelen l-s-n (ل س ن) kökünden türemiş isimdir. Yapma/kılma (ce'l) eyleminin nesnesi (mefulü bihi) olduğu için fetha ile nasb edilmiştir ("Bir dil / Bir söz / Bir hatıra").

        İbn Fâris, l-s-n (ل س ن) kökünün temel anlamının "ağız içindeki konuşma ve tatma organı olan dil ile, bu organın ürettiği söz, hitabet, ifade ve şöhret" olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki etimolojik izini sürerek, Aramice ve İbranicedeki (laşon) karşılığının sadece biyolojik bir organı değil, "bir mesaj, kalıcı bir hatıra ve tarihsel bir şahitlik" anlamını barındırdığını, Arapçadaki "lisan" kelimesinin de bu varoluşsal genişliği kucakladığını aktarır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "lisan" kavramını Cahiliye dönemi sosyolojisi üzerinden tahlil eder. Eski Arap kabilelerinde kabilenin onurunu, gücünü ve hatırasını koruyan yegâne güç, kabile şairinin "lisanı" (övgü dolu sözleri) idi. İbrahim, kabilevi ve kan bağına dayalı bu dünyevi "fahir" (övünme lisanı) yerine; tevhidin evrensel çağrısını geleceğe taşıyacak ontolojik ve sarsılmaz bir "söz/ün" (lisan) talep ederek kavramın içini tamamen ahlaki bir muhtevayla doldurur.

        Dücane Cündioğlu, felsefi bir bakışla "sözün" (lisanın) insan varoluşundaki kalıcılığını inceler. İnsan fani bir bedendir, toprak olup biter. İnsan öldüğünde dünyada geriye kalan tek ontolojik izi, onun ürettiği "sözü" ve o sözün yankısıdır. İbrahim'in "lisan" istemesi, isminin kuru kuruya ezberlenmesini değil, putları kıran o felsefi "itirazının ve tevhid çağrısının" (sözünün) zamanın ötesine geçerek yankılanmaya devam etmesini istemesidir. Söz, bedenin ölüme karşı kazandığı felsefi zaferdir.

        Sıdkın (صِدْقٍ)

        Doğruluk, hakikat, samimiyet ve sarsılmazlık anlamlarına gelen s-d-k (ص د ق) kökünden türemiş masdar/isimdir. Lisâne kelimesinin tamlayanı (muzafun ileyh) olduğu için mecrurdur. (Lisâne sıdkın: "Doğruluk dili / Dürüstlükle ve hayırla anılma").

        İbn Fâris, s-d-k (ص د ق) kökünün özünde "bir şeyin sağlamlığı, içinin ve dışının, sözünün ve eyleminin birbiriyle mutlak bir uyum (mutabakat) içinde olması, gerçeğe tam oturması" anlamının bulunduğunu belirtir. Yalanın ve eğriliğin (kizb) zıddıdır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "sıdk" kavramının, İbrahim'in talep ettiği şöhretin/anılmanın ahlaki sınırlarını nasıl çizdiğini okur. İbrahim, tarihte rastgele "anılmak" (şöhret olmak) istemez. Zira Firavunlar ve tiranlar da tarihte asırlarca anılırlar ancak zulümle ve lanetle anılırlar. İbrahim, isminin ve hatırasının gelecek nesillerin dilinde salt bir mitoloji olarak değil, "mutlak bir doğruluk, hakikat ve dürüstlük abidesi" (sıdk) olarak yaşamayı talep eder. Sıdk, kibrin ve şöhretin ahlaki bir filtreyle arındırılmış, tevhitle mühürlenmiş halidir.

        Michael Cook, politik teoloji ekseninde "lisâne sıdkın" (doğruluk lisanı/övüncü) tamlamasını inceler. Bu, devrimci bir önderin kendisinden sonraki kitleler (ümmetler) tarafından teolojik bir referans noktası, şaşmaz bir kutup yıldızı olarak kabul edilme arzusudur. Tüm İbrahimi inanç sistemlerinin (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam) tarih boyunca onu tartışılmaz ve nihai "doğru (sadık) ata" olarak yüceltmesi, bu muazzam duanın tarihsel, politik ve sosyolojik olarak nasıl mucizevi bir şekilde icabet gördüğünün (gerçekleştiğinin) ispatıdır.

        Fî (فِي)

        Arapçada içinde, arasında, zarfında, -de/-da anlamlarına gelen ve mekân/zaman/durum bildiren harf-i cerdir.

        El-Âhirîn (الْآخِرِينَ)

        Ertelemek, geride bırakmak, sonraya kalmak, ardıl olmak ve gelecek olanlar anlamlarına gelen e-h-r (ا خ ر) kökünden türemiş ism-i fâil/sıfat kelimesinin kurallı çoğul (cem-i müzekker sâlim) formudur. Harf-i cerden dolayı "yâ" ile mecrur olmuştur ("Sonradan gelecek olanlar / Gelecek nesiller arasında").

        İbn Fâris, e-h-r (ا خ ر) kökünün temel anlamının "bir şeyin ilk (evvel) veya önde bulunmaktan çıkıp, zamansal veya mekânsal olarak geriye düşmesi, sonraya kalması ve ardından gelmesi" olduğunu aktarır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin içindeki o muazzam zamansal simetriyi ve edebi yön değiştirmeyi (iltifat) tahlil eder. İbrahim, 76. ayette putperest atalarını "el-akdemûn" (en öncekiler/eskiler) diyerek şiddetle reddetmiş, onlarla olan tüm ontolojik bağını koparmıştı. Geçmişi (akdemûn) putperestlik ve sapkınlık olduğu için bir kalemle silip atan İbrahim, şimdi bu ayette yüzünü tamamen geleceğe döner ve "el-âhirîn" (sonradan gelecek olanlar) arasında tevhidi bir miras bırakmayı talep eder. Bu, yönünü hastalıklı ve dogmatik bir geçmişten alıp, inşa edilecek umut dolu bir geleceğe (sonrakilere) çevirme eylemidir.

        Patricia Crone, bu kelimenin tarihsel ve sosyolojik ağırlığını yeni bir "ümmet" inşası üzerinden okur. İbrahim, biyolojik atalarını ve kavmini reddederek kan bağını sıfırlamıştır. Şimdi, "âhirîn" (sonrakiler) diyerek, kendisinden yüzyıllar sonra gelecek ve ona genetikle değil sadece inanç bağıyla (tevhidle) bağlanacak olan yepyeni, evrensel ve tarihler üstü bir neslin manevi "atası" olmayı Allah'tan bir hibe olarak talep etmektedir. Biyolojik geçmiş (akdemûn) ölmüş, inanca dayalı gelecek (âhirîn) İbrahim'in lisanıyla (sözüyle) yeniden doğmuştur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X