وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 69. Ayet
Daralt
X
-
“Onlara İbrahim’in öyküsünü de anlat”
İbrahim Kıssası
Onlara İbrahim’in öyküsünü de anlat. Yani Mekke halkına İbrahim’in öyküsünü ve haberini de anlat. Çünkü onlar İbrahim’in evladından ve neslinden idiler. Onlar putlara tapmada atalarını taklit ediyorlardı. İbrahim ve İsmail, İshak gibi bazı evladı ise müslüman idiler, putlara değil sırf Allah’a tapman kullar idiler. Bu itibarla onların atalarından putlara tapanların değil, bizzat İbrahim ve onun dini üzere olan atalarının yolundan gitmeleri gerekmez miydi? Allah bu öykü ile, putlara tapma, atalarından putlara tapanları körü körüne takip etme, onlara tapmayıp da sadece Allaha tapanların yollarını terketme konusunda onların kıt akıllılıklarını ortaya koydu.
Yorumu Yorumla
-
Vetlu (وَاتْلُ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile; okumak, takip etmek, ardına düşmek ve izlemek anlamlarına gelen t-l-v (ت ل و) kökünden türemiş ikinci tekil şahıs emir fiilinin (ütlu) birleşimidir ("Ve oku / tilavet et").
İbn Fâris, t-l-v (ت ل و) kökünün temelinde "bir şeyin ardına düşmek, onu kesintisiz, düzenli ve sırasıyla takip etmek" anlamının bulunduğunu belirtir. Bir metni okumaya "tilavet" denmesi, harflerin, kelimelerin ve anlamların belli bir nizam içinde birbirini takip etmesinden ve okuyanın o metnin izini sürmesinden gelir.
Râgıb el-İsfahânî, "tilavet" eylemini salt bir metni seslendirmekten (kıraat) ayırarak tahlil eder. Tilavet, okunan metnin anlamını düşünerek, içselleştirerek ve o hükmün ardına düşerek (tabi olarak) okumaktır. Peygamberden İbrahim'in kıssasını "tilavet etmesi" (vetlu) istendiğinde, ondan salt bir tarih veya hikâye aktarımı değil; İbrahim'in ahlaki ve teolojik duruşunun "izini sürmesi" ve bu eylemi muhataplarına da bir rehber olarak sunması istenir.
Dücane Cündioğlu, "tilavet" eyleminin felsefi ve zamansal sürekliliğini inceler. Önceki ayetlerde Musa'nın Firavun ile olan siyasi/teolojik mücadelesi yeni bitmiştir. Araya hiçbir boşluk girmeden "Vetlu" (Ve ardına ekleyerek oku) denmesi, peygamberin zihnini ve muhatapların ufkunu bir krizden (Musa'dan) alıp diğer bir varoluşsal inşaya (İbrahim'e) kesintisiz bir şekilde (t-l-v) bağlama eylemidir. Hakikatin inşası tarihte durmaz, peygamberlerin mücadelesi birbirinin ardına eklenerek (tilavet edilerek) devam eder.
Aleyhim (عَلَيْهِمْ)
Üzerine, -e/a, karşı anlamlarına gelen "alâ" (عَلَى) harf-i ceri ile "onlara" anlamındaki üçüncü çoğul şahıs zamiri "hüm"ün (هُمْ) birleşimidir ("Onların üzerine / Onlara karşı").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu harf-i cerin (alâ) retorik işlevini tahlil eder. Kur'an "lihüm" (onlar için / onlara) edatını kullanmaz. "Aleyhim" (onların üzerine) kullanımı, bu tilavetin (okumanın) Müşrikler için sıradan, keyifli bir hikâye dinletisi olmadığını; aksine onların putperest inançlarını ezecek, kibrini sarsacak ve "üzerlerine" ontolojik bir delil/tehdit (hüccet) olarak indirilecek ağır bir tebliğ olduğunu gösterir.
Nebee (نَبَاَ)
Haber, mühim bilgi ve menfaat/zarar getiren sarsıcı havadis anlamlarına gelen n-b-e (ن ب ا) kökünden türemiş isimdir. Cümlede eylemin nesnesi (mefulü bihi) olduğu için fetha ile nasb edilmiştir ("Haberini / Büyük kıssasını").
İbn Fâris, n-b-e (ن ب ا) kökünün temelinde "sıradan olmayan, çok önemli, büyük bir fayda veya tehlike barındıran sarsıcı bilgi" anlamının bulunduğunu aktarır. Gündelik ve basit bilgilere "haber" denirken, insanın varoluşunu etkileyen, onu uykusundan uyandıran ve harekete geçiren devasa olaylara "nebe" denir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, nebe kavramının buradaki psikolojik hedefini inceler. Mekke müşrikleri, Kâbe'yi inşa eden ataları olarak İbrahim'i çok iyi biliyor ve bu kan bağıyla övünüyorlardı (onun varlığından "haberdardılar"). Ancak Kur'an, İbrahim'in putkırıcı tevhidi duruşunu sıradan bir geçmiş zaman hikâyesi (esâtîr) olarak değil, müşriklerin inanç dünyasında deprem yaratacak güncel, canlı ve "sarsıcı bir gerçek" (nebe) olarak yeniden sahneye koyar. Müşrikler, kendi atalarının bu sarsıcı "nebe"siyle yüzleşmeye çağrılır.
İbrâhîme (اِبْرَاهِيمَ)
Hz. İbrahim'in özel ismidir. Tamlayan (muzafun ileyh) konumundadır. Yabancı kökenli (gayr-ı munsarif) olduğu için esre (kesra) yerine üstün (fetha) almıştır.
El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde ismin saf Arapça olmadığını, İbranice veya Süryanice gibi kadim dillerden Arap diline geçmiş (mu'arreb) tarihî bir özel isim olduğunu belirtir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında ismin kökenbilimsel izini sürer. Kelimenin kökeninin İbranice "Avraham" (אַבְרָהָם) kelimesine dayandığını ve "çokların/toplulukların babası" (Av-Hamon) anlamına geldiğini belirtir. Bu kelime, Sami diller havzasında ortak bir "ata/kurucu" arketipi olarak Arapçaya İbrâhîm formunda yerleşmiştir.
Gabriel Said Reynolds, "İbrahim" isminin bu yeni sahnede aniden belirmesinin polemiksel (tartışmacı) teolojideki yerini inceler. Surenin önceki bölümünde anlatılan Musa kıssası, daha çok "siyasi tiranlıkla" (Firavun'la) mücadele eksenlidir. Musa'dan sonra sahneye İbrahim'in çıkarılması, hitabın yönünü Mısır'dan doğrudan Mekke'nin kalbine (Kâbe'ye) çevirir. Kureyş müşriklerinin teolojik meşruiyetlerini dayandırdıkları en büyük "kök/ata" figürü İbrahim'dir. Kur'an, müşrikleri tam da kendi sığındıkları kaleden (İbrahim'den) vurmak için bu ismi en büyük teolojik argüman olarak masaya sürer.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde İbrahim mefhumunun Kur'an lügatindeki saf monoteizm (Haniflik) ile Cahiliye politeizmi (şirk) arasındaki o kesin ayrım (furkan) çizgisi olduğunu tahlil eder. Müşrikler putlara taparken "Biz atalarımızın dinindeyiz" diyorlardı. İbrahim'in haberinin tilavet edilmesi, onların bu sahte tarihsel dayanağını yıkar. Asıl ata olan İbrahim'in, yıldızları, ayı ve putları reddeden salt bir tevhid abidesi olduğunu göstererek, Kureyş'in "ata dini" kurgusunu temelinden çürütür.
Patricia Crone, İbrahim isminin anılmasıyla birlikte kıssanın sosyo-politik bağlamını okur. Musa kıssası Yahudiler ve Hristiyanlar için merkezi bir anlatıyken, İbrahim doğrudan Arap yarımadasının varoluşsal "kök" anlatısıdır. İbrahim'in putkıran kimliğinin (nebe'sinin) Mekke'de yüksek sesle okunması (vetlu), Kureyş'in Kâbe etrafında kurduğu ticari ve siyasi putperest düzene karşı içeriden açılmış reddedilemez bir savaştır. İbrahim, müşrikleri kendi evlerinde ontolojik olarak mahkûm eden kurucu atadır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla