Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 60. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 60. Ayet

    فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feetbe’ûhum muşrikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      57-58. “‘Daha sonra onları (Firavun ve topluluğunu) bahçelerden, pınarlardan, hazînelerden ve değerli bir konumdan mahrum ettik’”

      59. “İşte böyle; bu nimetleri onların yerine İsrâiloğulları’na verdik”

      60. “(Olaya gelince) Arkadan Firavun ve adamları gün doğarken onlara yetiştiler”


      Onları çıkardık. Yani Firavun ve kavmini, bahçelerden, pınarlardan, hazînelerden ve değerli bir konumdan. “Kerîm” (كَرِيمٍ) güzel, değerli, demektir, İşte böyle; bu nimetleri onların yerine İsrâiloğulları’na verdik. Arkadan Firavun ve adamları gün doğarken onlara yetiştiler. Yani Firavun ve kavmi güneş parlarken, yani doğarken onlara eriştiler. “Muşrikîn” (مُشْرِقِينَ), yani güneşin doğuş vaktine erdiler. Yani Mûsa’nın kavmi güneşin parladığı vakit içindeyken eriştiler. İnsanlar, güneşin doğma ve parlama vaktine girdiklerinde “eşrakû” (أَشْرَقُوا) denilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe etbe'ûhüm (فَأَتْبَعُوهُمْ)

        İzlemek, arkasına düşmek, peşinden gitmek ve yetişmek anlamlarına gelen t-b-a (ت ب ع) kökünden, if'âl babında türetilmiş üçüncü çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiili ile "onları" anlamındaki zamirin (hüm) birleşimidir. Başındaki "fe" (فَ) harfi olayların birbirini çok hızlı takip ettiğini (ta'kib) gösterir ("Derken onların peşine düştüler/yetiştiler").

        İbn Fâris, t-b-a (ت ب ع) kökünün "bir şeyin veya bir şahsın izini sürmek, ondan kopmamak ve fiziksel olarak arkasından kesintisiz gitmek" anlamını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "etbe'a" (if'âl babı) fiili ile "tebi'a" fiili arasındaki hız ve mesafe farkını tahlil eder. Sıradan bir takip (tebi'a) sadece arkadan gitmektir. Ancak "etbe'û" fiili, aradaki mesafenin kapandığını, takip edenin kaçana yetiştiğini ve avı enselemek üzere iyice sokulduğunu ifade eden, içinde şiddet ve sıcak temas barındıran operasyonel bir takiptir.

        Michael Cook, bu askeri takibin devlet aklındaki yerini inceler. İsrailoğulları gece yürüyüşüyle (isrâ) kaçmışlardı. Firavun ise ordularını toplamış ve tam teçhizatlı devasa bir askeri birlik (mobilize edilmiş lejyonlar) ile sivil ve yaya bir halkın arkasından adeta bir "imha operasyonuna" çıkmıştır. Fiildeki hız (fe) ve yetişme eylemi (etbe'û), otokratik devletin kendi itaatsiz kölelerine duyduğu o bitmek bilmeyen öfkenin (ğayz) ve "cezalandırma hırsının" sahaya yansımasıdır.

        Müşrikîn (مُّشْرِقِينَ)

        Güneşin doğması, aydınlanmak, parlamak ve ışık saçmak anlamlarına gelen ş-r-k (ش ر ق) kökünden, if'âl babında (işrâk) türetilmiş ism-i fâil (özne) çoğuludur. Hal konumunda olduğu için "yâ" ile nasb edilmiştir ("Güneş doğarken / İşrak vaktinde / Gün ağarırken").

        İbn Fâris, ş-r-k (ش ر ق) kökünün temelinde "güneşin ufuktan yükselmesi, aydınlığın karanlığı yarması ve eşyanın üzerine vurarak her şeyi görünür kılması" anlamının bulunduğunu belirtir.

        Angelika Neuwirth, zaman bildiren bu sıfatın Kur'an'ın edebi kurgusundaki (litürjik drama) gerilimini inceler. Musa ve halkı Mısır'dan geceleyin, karanlığın ve gizliliğin örtüsü altında (isrâ) çıkmışlardı. Firavun ordusu ise onları tam güneş doğarken, şafağın sökmesiyle birlikte (müşrikîn) yakalamıştır. Gece ile gündüzün yer değiştirdiği o kritik aydınlanma vakti, saklanmanın artık imkânsızlaştığı, kaçanlarla kovalayanların birbiriyle fiziksel ve görsel olarak yüz yüze geldikleri mutlak bir kriz (kırılma) anıdır. Zaman, gerilimi zirveye taşımak için kullanılmıştır.

        Dücane Cündioğlu, "işrak" (güneşin doğuşu) kelimesi üzerinden muazzam bir felsefi ironi okuması yapar. Güneşin doğuşu (ışık), normalde umudun, yeni bir başlangıcın ve aydınlığın sembolüdür. Firavun ordusu, sabahın o parlak ışıkları altında (müşrikîn) hedeflerine yetiştiklerini görerek zafer kazanacaklarını ve karanlıktan (belirsizlikten) çıktıklarını sanmışlardır. Oysa bu aydınlık yürüyüş, aslında onların ebedi karanlıklarına, yani Kızıldeniz'in dibine doğru attıkları son adımdır. İnsan kibri, en parlak ışıkta (işrak) bile kendi helakini göremeyecek kadar ontolojik bir körlük içindedir. Batıl, en çok aydınlandığını sandığı anda karanlığa gömülmüştür.
        ​​​

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X