وَاِنَّهُمْ لَنَا لَـغَٓائِظُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 55. Ayet
Daralt
X
-
53. “Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi.”
54. “(Adamlarına) bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk,”
55. “Fakat bize karşı nefretle doludurlar.”
56. “Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz (dedi).”
Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi. Yani şehirlere orduları ve askerleri toplayacak kimseler gönderdi.
Mûsa’nın adamlarını kastederek; (Adamlarına) Bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk... dediler. Bazıları şöyle dedi: “Şirzimetü” (شِرْذِمَةٌ) cemaat, topluluk demektir. Yani az bir topluluk. Bazıları dediler ki; Bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk... Yani az sayıda bir taifedir.
Fakat bize karşı nefretle doludurlar. Bizden eğreti aldıkları takılar sebebiyle. Yani bize olan öfkeleri yüzünden onları götürdüler. Bazıları şöyle açıkladı: Onlara yaptığımız çocuklarını öldürmek, kadınlarını ve erkeklerini köleleştirmek ve angarya çalıştırmak yüzünden bize karşı nefretle doludurlar, bu itibarla bizi ele geçirmeleri halinde bizim onlara yaptıklarımızı onların da bize yapmalarından korkuyoruz.
Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz (dedi). Âyetin metninde geçen hâzirûn (حَاضِرُونَ) kelimesi “hazirûn” (حَذِرُونَ) şeklinde de okunmuştur. Bazıları sakınma anlamındaki “hazer”den olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da: Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz “mûdûn” (مُؤْدُونَ), yani “mukvûn” anlamındadır, demişlerdir. Savaş araç gereçlerine sahip kimseler demektir. “Mukvî” (مُقْوٍ) bineği güçlü olan demektir. Bazıları da “hâzirûn” yani savaş için hazırlıklı demektir, demişlerdir. Bazıları da başlarına gelen korku sebebiyle tedbirli idiler, anlamı vermişlerdir. Onların halihazırdaki tedbirli oluşları, onların kendilerine dönmeleri korkusuna bağlı idi. “Hazirûn” (حَذِرُونَ), yani biz onlara karşı devamlı tetikteyiz, demektir. Ebû Muâz şöyle dedi: “Hâzirûn” (حَاضِرُونَ), yani “edât”tan türemiş “mu’dûn” anlamındadır, savaş için tedarikli demektir.
Mûsa’nın İsrâiloğullarını, onların gözü önünde hiçbir Kıptî’nin haberi olmadan çıkarmasında -ki rivayete göre onlar altı yüz bin kişi ve daha fazla idiler- büyük bir mûcize vardır. Zira küçük de olsa bir topluluk bir mahalleden ya da bölgeden çıktığında mutlaka mahalle halkının onların çıkışlarından haberleri olur. Bu itibarla onların, Kıptîler’den hiçbir kimsenin haberi olmadan aralarından çıkıp gitmelerinde büyük bir mûcize vardır.
Yorumu Yorumla
-
Ve innehüm (وَإِنَّهُمْ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi, cümleye mutlak kesinlik katan "inne" (إِنَّ) edatı ve "onlar" anlamındaki üçüncü çoğul şahıs zamiri "hüm"ün (هُمْ) birleşimidir ("Ve şüphesiz onlar").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân adlı eserinde "inne" edatının bu bağlamdaki kullanımını tahlil eder. Firavun, bir önceki cümlede İsrailoğulları için "küçük bir azınlık" (şirzime) diyerek onları küçümsemişti. Ancak hemen ardından gelen cümleye yine "inne" (şüphesiz ki) gibi ağır bir pekiştirme edatıyla başlaması, o "küçük azınlığın" devlette yarattığı psikolojik sarsıntının ve ontolojik tehdidin aslında ne kadar büyük olduğunun dilsel bir itirafıdır. Küçümseme ve aşırı ciddiye alma hali aynı cümlede çarpışmaktadır.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "hüm" (onlar) zamirinin yarattığı kutuplaştırıcı dile dikkat çeker. Otorite, inananları isimleriyle veya insanî vasıflarıyla anmaz; onları uzakta duran, ötekileştirilmiş ve devletin bekasına kasteden isimsiz bir düşman bloğu ("onlar") olarak tanımlar. Bu zamir, Firavun'un kendi ordusunu ("biz") motive etmek için yarattığı o klasik "biz ve onlar" şeklindeki düşmanlaştırma (kutuplaştırma) siyasetinin gramerdeki karşılığıdır.
Lenâ (لَنَا)
İçin, -e/a, karşı anlamlarına gelen "li" (لِ) harf-i ceri ile "biz, bize" anlamındaki birinci çoğul şahıs zamiri "nâ"nın (نَا) birleşiminden oluşur ("Bize / Bize karşı").
Râgıb el-İsfahânî, "lenâ" (bize karşı) ifadesindeki doğrudan hedef alma hissiyatını inceler. Firavun, Musa'nın gece yürüyüşünü (isrâ) sadece Mısır'dan bir göç olarak değil, doğrudan kendi şahsına, iktidarına ve devletin bekasına ("bize") yapılmış kasıtlı ve kişisel bir saldırı olarak okumaktadır.
Michael Cook, bu aidiyet zamirini (nâ) politik teoloji ekseninde analiz eder. Diktatörlüklerde devlet, halk ve lider tek bir bedende bütünleşir. Firavun "Bana karşı" demez, "Bize karşı" (lenâ) der. Kölelerin kaçışı aslında Firavun'un şahsi otoritesini sarsmıştır; ancak o, bu şahsi krizini tüm devletin, ordunun ve Mısır halkının ortak bir beka sorunuymuş gibi sunarak (nâ zamirinin o kapsayıcı zırhının arkasına saklanarak) kitleleri savaşa ikna etmeye çalışır.
Le ğâizûn (لَغَائِظُونَ)
Pekiştirme bildiren "lâm-ı ibtidâ" (لَ) ile; öfkelendirmek, kin beslemek, çileden çıkarmak ve içi daralmak anlamlarına gelen ğ-y-z (غ ي ظ) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) çoğuludur ("Kesinlikle bizi öfkelendirenlerdir / çileden çıkaranlardır").
İbn Fâris, ğ-y-z (غ ي ظ) kökünün temelinde "insanın göğsünde kaynayan, dışarı vurulamadığı için içten içe kişiyi yiyip bitiren, boğucu ve şiddetli bir öfke" anlamının bulunduğunu belirtir. Normal bir kızgınlık (ğadab) eyleme dönüşüp rahatlayabilirken; ğayz, çaresizliğin ve kibrin birleşmesinden doğan, insanı içten içe çürüten o kronik ve hastalıklı kindir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde bu kelimenin Firavun'un psikolojik çöküşüyle olan bağını tahlil eder. Firavun, az önce İsrailoğulları için "kalîlûn" (önemsiz bir avuç insan) demişti. İzutsu şu soruyu sorar: "Eğer onlar gerçekten bu kadar önemsiz ve zayıfsalar, nasıl oluyor da Mısır'ın tanrı-kralında bu denli devasa, boğucu ve kontrol edilemez bir öfke (ğayz) yaratabiliyorlar?" "Ğâizûn" kelimesi, Firavun'un o sahte özgüveninin (küçümsemesinin) altındaki devasa ontolojik paniği ve çaresizliği ifşa eden kelimedir.
Patricia Crone, "ğayz" (öfke) kavramını totaliter devlet aklı üzerinden okur. Otokratik sistemler, mutlak itaat üzerine kuruludur. İtaatin bittiği, kölelerin kendi iradeleriyle hareket ettiği (gece yürüyüşüne çıktığı) an, devletin tüm sinir sistemi felç olur. Firavun'u çileden çıkaran (ğayz) şey Musa'nın askeri gücü değil; bizzat devletin "itaat tekelinin" kırılmasıdır. Sistemin dışında kalan her hür irade, tiran için tahammül edilemez bir "öfke" kaynağıdır.
Dücane Cündioğlu, öfkenin (ğayz) felsefi diyalektiğini inceler. Akıl, hakikati gördüğünde sükûnete erer (iman eden sihirbazların "lâ dayra / zararı yok" demesi gibi). Ancak kibir, hakikat karşısında yenildiğinde akli melekelerini yitirir ve tamamen ilkel, hayvani bir duyguya (ğayz'a) sığınır. Firavun artık devlet aklıyla, hukukla veya mantıkla değil; sadece kendi kibrinin yarattığı o kör edici öfkeyle, yani zehirli bir güdüyle (ğayz) hareket etmektedir. Bu kelime, devlet aklının bitip, devlet terörünün başladığı sınır çizgisidir.
Ve innâ (وَإِنَّا)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi, cümleye mutlak kesinlik katan "inne" (إِنَّ) edatı ve "biz" anlamındaki birinci çoğul şahıs zamiri "nâ"nın (نَا) birleşiminden oluşur ("Ve hiç şüphesiz biz").
Gabriel Said Reynolds, "innâ" (şüphesiz biz) vurgusunun geç antik çağ siyasi metinlerindeki "emperyal biz" (royal we) formatında kullanıldığını belirtir. Firavun bu zamirle sadece kendini değil; Mısır'ın kurumsal kimliğini, tanrılarını, aristokrasisini ve ordusunu tek bir çatı altında toplayarak, Musa'nın yalnızlığı karşısında "devletin yenilmez bütünlüğünü" (biz'i) sahaya sürmektedir.
Le cemî'un (لَجَمِيعٌ)
Pekiştirme bildiren "lâm-ı ibtidâ" (لَ) ile; toplamak, bir araya getirmek, bütünleştirmek ve eksiksiz olmak anlamlarındaki c-m-a (ج م ع) kökünden türemiş ismin birleşimidir ("Kesinlikle yekvücut olmuş bir bütünüz / topluluğuz").
İbn Fâris, c-m-a (ج م ع) kökünün "dağınık ve farklı unsurları aralarında hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde tek bir amaç etrafında sımsıkı birleştirmek" olduğunu aktarır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin Mısır ordusundaki motivasyonu nasıl yansıttığını inceler. Firavun "cemî'un" (biz bir bütündüz) diyerek, ordusunun parçalanmadığını, İsrailoğulları gibi "derme çatma" (şirzime) olmadıklarını; aksine devletin tüm kurumlarıyla, askerleriyle ve lojistiğiyle tek bir yumruk gibi organize olduğunu ilan eder. Bu, asimetrik bir gücün (koca bir devletin) küçük bir inanç grubuna karşı yaptığı orantısız güç gösterisinin linguistik beyanıdır.
Hâzirûn (حَاذِرُونَ)
Sakınmak, uyanık olmak, tetikte bulunmak, korkmak ve tehlikeye karşı önceden tam teçhizatlı tedbir almak anlamlarına gelen h-z-r (ح ذ ر) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) çoğuludur ("Tetikte olanlarız / Teyakkuzda bulunanlarız"). (Kur'an kıraatlerinde hem "hâzirûn" hem de "hazirûn" şeklinde okunuşları mevcuttur; anlam çerçevesi uyanıklık ve tedbir etrafında şekillenir).
İbn Fâris, h-z-r (ح ذ ر) kökünün temelinde "yaklaşan veya potansiyel bir tehlikeyi önceden sezerek, o tehlikeye karşı hem zihinsel hem de fiziksel olarak en üst düzeyde koruma kalkanı oluşturmak" anlamının bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "hazer" (sakınma/tetikte olma) kavramını "havf" (korku) kavramından ayırır. Havf, pasif ve içsel bir korkudur. Hazer ise eylemseldir; tehlikenin farkında olup ona karşı silahlanmayı, uyanık kalmayı ve operasyonel bir hazırlık yapmayı ifade eder. Firavun'un "Biz hâzirûn'uz" demesi, ordusunun tam donanımlı, silahlı ve savaşa (yok etmeye) bütünüyle hazır durumda (teyakkuzda) olduğunu göstermesidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin (teyakkuz halinin) diktatörlüklerdeki kurumsal paranoyayı nasıl yansıttığını tahlil eder. Firavun, "Onlar küçük ve önemsiz bir gruptur" dese de, hemen ardından "Biz hepimiz onlara karşı uyanık/tetikte (hâzirûn) durumdayız" diyerek kendi söylemiyle çelişir. Önemsiz bir grup için koskoca bir devlet neden teyakkuza geçsin? "Hâzirûn" kelimesi, kibrin ardına saklanmış o derin korkunun ve otoritenin kendi gölgesinden bile şüphe eden o hastalıklı güvenlik krizinin itirafıdır.
Michael Cook, kelimeyi "güvenlik devleti" (security state / muhaberat) ekseninde okur. "Hâzirûn", Mısır'ın o dönemde devasa bir gözetleme ve istihbarat ağına sahip olduğunu; devletin sadece dış düşmanlara karşı değil, içerideki en ufak bir sivil harekete karşı bile her an "tetikte" (hâzirûn) beklediğini gösterir. Sistem, barış ve güven üzerine değil; bitmek bilmeyen bir şüphe, tedbir ve iç düşman (hazer) fobisi üzerine inşa edilmiştir. İktidar, uykusuzdur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla