Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 54. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 54. Ayet

    اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne hâulâ-i leşirżimetun kalîlûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      53. “Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi.”

      54. “(Adamlarına) bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk,”

      55. “Fakat bize karşı nefretle doludurlar.”

      56. “Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz (dedi).”


      Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi. Yani şehirlere orduları ve askerleri toplayacak kimseler gönderdi.

      Mûsa’nın adamlarını kastederek; (Adamlarına) Bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk... dediler. Bazıları şöyle dedi: “Şirzimetü” (شِرْذِمَةٌ) cemaat, topluluk demektir. Yani az bir topluluk. Bazıları dediler ki; Bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk... Yani az sayıda bir taifedir.

      Fakat bize karşı nefretle doludurlar. Bizden eğreti aldıkları takılar sebebiyle. Yani bize olan öfkeleri yüzünden onları götürdüler. Bazıları şöyle açıkladı: Onlara yaptığımız çocuklarını öldürmek, kadınlarını ve erkeklerini köleleştirmek ve angarya çalıştırmak yüzünden bize karşı nefretle doludurlar, bu itibarla bizi ele geçirmeleri halinde bizim onlara yaptıklarımızı onların da bize yapmalarından korkuyoruz.

      Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz (dedi). Âyetin metninde geçen hâzirûn (حَاضِرُونَ) kelimesi “hazirûn” (حَذِرُونَ) şeklinde de okunmuştur. Bazıları sakınma anlamındaki “hazer”den olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da: Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz “mûdûn” (مُؤْدُونَ), yani “mukvûn” anlamındadır, demişlerdir. Savaş araç gereçlerine sahip kimseler demektir. “Mukvî” (مُقْوٍ) bineği güçlü olan demektir. Bazıları da “hâzirûn” yani savaş için hazırlıklı demektir, demişlerdir. Bazıları da başlarına gelen korku sebebiyle tedbirli idiler, anlamı vermişlerdir. Onların halihazırdaki tedbirli oluşları, onların kendilerine dönmeleri korkusuna bağlı idi. “Hazirûn” (حَذِرُونَ), yani biz onlara karşı devamlı tetikteyiz, demektir. Ebû Muâz şöyle dedi: “Hâzirûn” (حَاضِرُونَ), yani “edât”tan türemiş “mu’dûn” anlamındadır, savaş için tedarikli demektir.

      Mûsa’nın İsrâiloğullarını, onların gözü önünde hiçbir Kıptî’nin haberi olmadan çıkarmasında -ki rivayete göre onlar altı yüz bin kişi ve daha fazla idiler- büyük bir mûcize vardır. Zira küçük de olsa bir topluluk bir mahalleden ya da bölgeden çıktığında mutlaka mahalle halkının onların çıkışlarından haberleri olur. Bu itibarla onların, Kıptîler’den hiçbir kimsenin haberi olmadan aralarından çıkıp gitmelerinde büyük bir mûcize vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnne (إِنَّ)

        Cümleye mutlak kesinlik, şüphesizlik ve pekiştirme katan tekid edatıdır.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu edatın Firavun'un konuşmasındaki psikolojik işlevini tahlil eder. Firavun, kaçan İsrailoğullarını küçümsemek ve kendi ordusunun moralini yükseltmek için söze bu kesinlik edatıyla başlar. Bu, sarsılan otoritesini dilsel bir mutlakiyetle yamama çabasıdır.

        Hâülâi (هَٰؤُلَاءِ)

        Arapçada yakındaki çoğul varlıkları işaret etmek için kullanılan demonstratif (işaret) zamiridir ("Bunlar").

        Râgıb el-İsfahânî, işaret zamirinin bu bağlamdaki tahkir (küçümseme) boyutuna dikkat çeker. Firavun, "Musa ve yanındakiler" veya "İsrailoğulları" gibi tanımlayıcı isimler yerine, onları sadece "hâülâi" (şunlar/bunlar) diyerek değersizleştirir. Bu kullanım, muhatabı insanî ve tarihî kimliğinden soyutlayıp onu sadece "bertaraf edilmesi gereken bir nesne/yığın" konumuna indirgeme (dehumanization) stratejisidir.

        Le şirzimetün (لَشِرْذِمَةٌ)

        Pekiştirme bildiren "lâm-ı ibtidâ" (لَ) ile; azınlık, kalıntı, yırtık parça ve aşağılık küçük topluluk anlamlarına gelen ş-r-z-m (ش ر ذ م) kökünden türemiş bir ismin birleşimidir.

        İbn Fâris, ş-r-z-m (ش ر ذ م) kökünün temel anlamının "bir bütünden kopmuş, işe yaramaz, kıymetsiz ve küçük parçalar" olduğunu belirtir. Eskimiş ve parçalanmış elbiselere bu kökten isim verilmesi, topluluğun perişanlığını ve değersizliğini vurgulamak içindir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde bu kelimenin politik lügattaki yerini inceler. "Şirzime", sadece sayısal azlığı değil, aynı zamanda sosyal statü bakımından en aşağıda olmayı ifade eder. Firavun, bu kelimeyle inananları "toplumun tortusu, derme çatma bir grup, çapulcular" olarak yaftalamaktadır. Bu, bir tiranın, organize olmuş bir halk hareketini itibarsızlaştırmak için kullandığı klasik bir "marjinalleştirme" dilidir.

        Kalîlûn (قَلِيلُونَ)

        Az olmak, seyreklik ve kısalık anlamlarına gelen k-l-l (ق ل ل) kökünden türemiş ism-i fâil/sıfat çoğuludur.

        İbn Fâris, k-l-l (ق ل ل) kökünün "bir şeyin miktar olarak çok az olması ve kolayca yerinden oynatılabilmesi" anlamına geldiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin barındırdığı ontolojik ironiyi tahlil eder. Firavun'un gözünde inananlar sayıca "kalîlûn"dur (azdırlar). Ancak ilahi perspektifte hakikat, sayısal çoğunlukla (kemiyet) değil, özdeki nitelikle (keyfiyet) ölçülür. Firavun sayıya taparken, Musa ve yanındakiler sayılamaz olan mutlak güce (Allah'a) dayanmaktadırlar. Firavun'un küçümsediği bu "azlık", koca bir imparatorluğu çökertecek olan mayadır.

        Michael Cook, bu ifadeyi totaliter rejimlerin "çoğunluk meşruiyeti" algısı üzerinden okur. Firavun, kendi ordusunun ve tebaasının sayısal eziciliğine güvenerek, muhaliflerini "bir avuç azınlık" olarak tanımlar. Bu söylem, devletin orantısız güç kullanmasını halk nezdinde meşrulaştırmak ve "bir avuç insan için mi bu kadar gürültü kopuyor?" algısı yaratmak için üretilmiş bir propaganda aracıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X