فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 53. Ayet
Daralt
X
-
53. “Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi.”
54. “(Adamlarına) bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk,”
55. “Fakat bize karşı nefretle doludurlar.”
56. “Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz (dedi).”
Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi. Yani şehirlere orduları ve askerleri toplayacak kimseler gönderdi.
Mûsa’nın adamlarını kastederek; (Adamlarına) Bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk... dediler. Bazıları şöyle dedi: “Şirzimetü” (شِرْذِمَةٌ) cemaat, topluluk demektir. Yani az bir topluluk. Bazıları dediler ki; Bunlar, sayılan az, önemsiz bir topluluk... Yani az sayıda bir taifedir.
Fakat bize karşı nefretle doludurlar. Bizden eğreti aldıkları takılar sebebiyle. Yani bize olan öfkeleri yüzünden onları götürdüler. Bazıları şöyle açıkladı: Onlara yaptığımız çocuklarını öldürmek, kadınlarını ve erkeklerini köleleştirmek ve angarya çalıştırmak yüzünden bize karşı nefretle doludurlar, bu itibarla bizi ele geçirmeleri halinde bizim onlara yaptıklarımızı onların da bize yapmalarından korkuyoruz.
Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz (dedi). Âyetin metninde geçen hâzirûn (حَاضِرُونَ) kelimesi “hazirûn” (حَذِرُونَ) şeklinde de okunmuştur. Bazıları sakınma anlamındaki “hazer”den olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da: Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz “mûdûn” (مُؤْدُونَ), yani “mukvûn” anlamındadır, demişlerdir. Savaş araç gereçlerine sahip kimseler demektir. “Mukvî” (مُقْوٍ) bineği güçlü olan demektir. Bazıları da “hâzirûn” yani savaş için hazırlıklı demektir, demişlerdir. Bazıları da başlarına gelen korku sebebiyle tedbirli idiler, anlamı vermişlerdir. Onların halihazırdaki tedbirli oluşları, onların kendilerine dönmeleri korkusuna bağlı idi. “Hazirûn” (حَذِرُونَ), yani biz onlara karşı devamlı tetikteyiz, demektir. Ebû Muâz şöyle dedi: “Hâzirûn” (حَاضِرُونَ), yani “edât”tan türemiş “mu’dûn” anlamındadır, savaş için tedarikli demektir.
Mûsa’nın İsrâiloğullarını, onların gözü önünde hiçbir Kıptî’nin haberi olmadan çıkarmasında -ki rivayete göre onlar altı yüz bin kişi ve daha fazla idiler- büyük bir mûcize vardır. Zira küçük de olsa bir topluluk bir mahalleden ya da bölgeden çıktığında mutlaka mahalle halkının onların çıkışlarından haberleri olur. Bu itibarla onların, Kıptîler’den hiçbir kimsenin haberi olmadan aralarından çıkıp gitmelerinde büyük bir mûcize vardır.
Yorumu Yorumla
-
Fe ersela (فَأَرْسَلَ)
Göndermek, yollamak, serbest bırakmak ve elçi/haberci tayin etmek anlamlarına gelen r-s-l (ر س ل) kökünden, if'âl babında (irsâl) türetilmiş üçüncü tekil şahıs mazi (geçmiş zaman) fiildir. Başındaki "fe" (فَ) harfi, eylemin Musa'nın gece yürüyüşünden (isrâ) hemen sonra, büyük bir hızla ve telaşla gerçekleştiğini (ta'kib) gösterir.
İbn Fâris, r-s-l (ر س ل) kökünün temelinde "bir şeyin yumuşaklıkla, peş peşe ve kesintisiz bir akış halinde ileriye doğru yönlendirilmesi" anlamının yattığını belirtir. İrsâl eylemi, bir kuvvetin, mesajın veya birliğin belirli bir hedefe doğru kasıtlı olarak sevk edilmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" fiilinin "fe" edatıyla birlikte kullanımındaki psikolojik ivmeyi tahlil eder. Musa'nın İsrailoğullarını alıp geceleyin Mısır'ı terk etmesi, Firavun'un istihbarat ağı tarafından fark edildiği anda, araya uzun istişare meclisleri girmemiştir. "Fe ersela" (Hemen/Derhal gönderdi) fiili, kölelerini (ücretsiz iş gücünü) kaybetme korkusuyla sarsılan tiranlık sisteminin, o ani kriz anında gösterdiği refleksif ve panik halindeki askeri reaksiyondur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu eylemin otokratik devlet aklındaki karşılığını inceler. Firavun, sadece teolojik bir muhalifle değil, artık ekonomik ve demografik bir tehditle karşı karşıyadır. Kölelerin kaçışı, sistemin prestijini sıfırlayan bir eylemdir. Dolayısıyla "gönderme" (irsâl) fiili, devletin onurunu kurtarmak ve itaatsizliği kanla bastırmak için alınan acil bir "sıkıyönetim ve sıcak takip" kararıdır.
Fir'avnü (فِرْعَوْنُ)
Eski Mısır krallarına verilen özel isim (unvan) olup cümlede gönderme eyleminin faili (öznesi) konumundadır.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında ismin etimolojik kökeninin Eski Mısır dilindeki "Per-aa" (Büyük Saray/Büyük Ev) tamlamasına dayandığını, bu kelimenin zamanla sarayın kendisini değil, o sarayda oturan mutlak gücü (kralı) ifade etmeye başladığını ve Sami dillerine (İbranice Par'oh, Süryanice Fer'ûn) bu şekilde geçerek Arapçaya ulaştığını belgeler.
Patricia Crone, bu ismin fail (özne) olarak zikredilmesinin politik teolojideki yerini analiz eder. O devasa askeri sevkıyatı fiilen yapanlar komutanlar, valiler ve istihbarat subaylarıdır. Ancak ayet "Ordu gönderdi" veya "Komutanlar gönderdi" demez, doğrudan "Firavun gönderdi" der. Çünkü diktatörlüklerde devlet aygıtının, ordunun ve bürokrasinin kendi başına bir iradesi yoktur; tüm kurumlar tek bir şahsın (Firavun'un) bedeninde ve isminde erimiştir. Eylemin tek faili tiranın kendisidir.
Fi'l-medâini (فِي الْمَدَائِنِ)
İçinde, zarfında, -de/-da anlamlarındaki "fî" (فِي) harf-i ceri ile; şehirler, idari merkezler ve yerleşim birimleri anlamlarına gelen ve d-y-n (د ي ن) kökünden türeyen "medîne" isminin çoğulu olan "medâin" kelimesinin birleşimidir.
İbn Fâris, d-y-n (د ي ن) kökünün temelinde "boyun eğmek, itaat etmek ve belirli bir otoritenin koyduğu yasalara/kurallara tabi olmak" anlamının bulunduğunu aktarır. İnsanların hukuka ve otoriteye boyun eğerek toplu halde yaşadıkları büyük yerleşimlere bu yüzden "medîne" denilmiştir.
Michael Cook, bu çoğul kelimenin (şehirler/vilayetler) askeri ve jeopolitik çapını tahlil eder. Firavun sadece başkentteki muhafızlarını göndermekle yetinmemiştir. "Medâin", Mısır imparatorluğunun Nil boyuna yayılmış tüm garnizonlarını, askeri üslerini ve idari merkezlerini kapsar. Bu durum, Musa'nın silahsız ve sivil halkıyla yaptığı o sessiz gece yürüyüşünün, Firavun'un gözünde ne kadar devasa bir "milli güvenlik sorunu" olarak algılandığını ve devletin tüm coğrafi sinir uçlarının alarma geçirildiğini gösterir.
Dücane Cündioğlu, "medâin" kelimesi üzerinden varoluşsal ve mekânsal bir zıtlık (kontrast) okuması yapar. Musa ve inananlar, medeniyetin (!) zulmünden kaçarak gecenin karanlığına, çölün ıssızlığına ve hiçliğe (özgürlüğe) doğru yürürken; Firavun'un refleksi tamamen yapısal, kentsel ve betonlaşmış bir merkeze (medâin'e) aittir. İktidar, doğadan ve fıtrattan korktuğu için, gücünü sürekli kendi inşa ettiği o taş duvarların (şehirlerin/medâin) içinden devşirmeye çalışır.
Hâşirîn (حَاشِرِينَ)
Toplamak, zorla bir araya getirmek, sevk etmek ve kitleleri sürmek anlamlarına gelen h-ş-r (ح ش ر) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) çoğuludur. Cümlede hal veya meful konumunda olduğu için "yâ" ile nasb edilmiştir ("Toplayıcıları / Asker toplayan memurları").
İbn Fâris, h-ş-r (ح ش ر) kökünün ana anlamının "insanları, hayvanları veya birlikleri bulundukları yerlerden şiddet uygulayarak, zorlayıcı bir şekilde tek bir merkeze doğru sürüp getirmek" olduğunu belirtir. Bu kelime, gönüllü bir buluşmayı değil, üst bir iradenin dayattığı zorunlu bir yığınağı (seferberliği) ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "haşr" kelimesinin eylemsel şiddetini vurgular. Hâşirîn, sıradan haberciler değil, devletin en acımasız kolluk ve silahaltına alma görevlileridir. Onların görevi, "medâin"deki (şehirlerdeki) tüm askeri birlikleri, savaş arabalarını ve lejyonları mazeret kabul etmeksizin Firavun'un emri altında toplayıp ölümcül bir ordu (kitle) oluşturmaktır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "haşr" mefhumunun teolojik ironisine ve simetrisine odaklanır. Kur'an lügatinde "haşr", mutlak ve tartışmasız olarak Allah'a ait bir eylemdir; Kıyamet günü tüm ölülerin zorunlu olarak diriltilip tek bir meydanda (mahşer) toplanmasını ifade eder. Firavun ise kendi ordusunu toplamak için "hâşirîn" göndererek, tanrılık iddiasını eylemsel olarak sürdürmekte, dünyevi bir "mahşer" kurmaya kalkışmaktadır. Ancak Firavun'un bu dünyevi haşrı (toplanması), onu sadece sulara gömüleceği o nihai hezimete ve asıl ilahi haşra (hesap gününe) taşıyan trajik bir hızlandırıcı olacaktır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin surenin başlarındaki kullanımıyla yarattığı döngüsel ironiyi (tekrarı) tahlil eder. Firavun'un meclisi, 36. ayette Musa'nın asası karşısında sihirbazları toplamak için de "hâşirîn" (toplayıcılar) gönderilmesini tavsiye etmişti. O "haşr"ın (toplanmanın) sonu, sihirbazların secdeye kapanmasıyla devlet için tam bir ideolojik hezimet olmuştu. Şimdi Firavun, ders almadığı o ilk hezimetin ardından, bu kez askeri bir imha için yeniden "hâşirîn" gönderir. Otorite, krizleri çözmek için sadece kaba gücü ve sayısal yığınağı (haşrı) bildiğinden, aynı eylemi tekrarlayarak bu kez fiziksel ve nihai yok oluşuna doğru kendi ayaklarıyla yürümektedir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla