قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 50. Ayet
Daralt
X
-
49. “Firavun dedi ki: ‘Benim size izin vermemi beklemeden ona iman ediyorsunuz, öyle mi? Anlaşılan o, size sihri öğreten üstadınızmış! Ama şimdi göreceksiniz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!’”
50. “‘Zararı yok’ dediler, ‘Nasıl olsa biz Rabb’imize dönüyoruz’”
Firavun dedi ki: Benim size izin vermemi beklemeden ona iman ediyorsunuz, öyle mi? Anlaşılan o, size sihri öğreten üstadınızmış! Firavun biliyordu ki Mûsâ’nın getirdiği bir mûcizedir. Ancak o bu tavrıyla kavminin ve adamlarının kafasını karıştırmak ve onları ona karşı kışkırtmak istiyordu. Bu itibarla bir defasında “Doğrusu bu, çok bilgili bir sihirbaz!”; bir başka keresinde “Size gönderilen bu elçiniz mutlaka aklını yitirmiş!” bu defa da Anlaşılan o, size sihri öğreten üstadınızmış! Ama şimdi göreceksiniz! demiş ve bir başka seferinde de “Şüphe yok ki bu, halkını şehirden çıkarmak için orada kurduğunuz bir tuzaktır” demişti.
Sonra Firavun onlara karşı birtakım tehditlerde bulundu ve şöyle dedi: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım! Onlar ise ona: Zararı yok” dediler, “Nasıl olsa biz Rabbimize dönüyoruz. Yani bize vâdedilen Rabb’imizin sevabına dönüyoruz. Bu itibarla senin tehditlerin bize sökmez, dediler.
Ebû Avsece ve İbn Kuteybe şöyle dediler: “Lâ dayra” (لَا ضَيْرَ) zarar verme anlamındaki “Dârahû - yadûruhû ve yedîruhû” (ضَارَهُ -يَضُورُهُ وَيَضِيرُهُ) fiilindendir. O şekilde “lâ yedurruküm” anlamında tahfif ile okunmuştur: “Ve in tasbirû ve tettekû lâ yedırküm keydühüm şey’en” yani “Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların tuzağı size hiçbir zarar vermez.”
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
Söylemek, konuşmak ve beyan etmek anlamlarına gelen k-v-l (ق و ل) kökünden türemiş üçüncü çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiildir.
İbn Fâris, k-v-l (ق و ل) kökünün temelinde "zihindeki veya kalpteki bir niyetin, düşüncenin ve tasdikin kelimeler aracılığıyla dış dünyaya ilan edilmesi" anlamının bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, fiilin bağlam içindeki psikolojik ve ontolojik duruşunu tahlil eder. Firavun, sihirbazlara kollarını ve bacaklarını çaprazlama kesip onları asacağını (en vahşi ölümü) vadetmiştir. Beklenen insani refleks, sihirbazların ağlaması, af dilemesi veya paniklemesi iken; onların "kâlû" (dediler) eylemiyle son derece sükûnet dolu, akli ve kararlı bir söze sığınmaları, imanın insan psikolojisine kazandırdığı o sarsılmaz direnci gösterir.
Dücane Cündioğlu, konuşma eyleminin (sözün) felsefi diyalektiğini inceler. İktidar, muhalifini ölümle ve bedensel parçalanmayla (şiddetle) tehdit ettiğinde, muhalifin buna sükûnetle karşılık verip "konuşabilmesi" (kavl), tiranın şiddet tekelini kırmasıdır. Otorite bedeni parçalayabilir, ancak özgürleşmiş iradenin "sözünü" susturamaz. Kâlû fiili, ölüm tehdidi altında atılmış devrimci bir naradır.
Lâ dayra (لَا ضَيْرَ)
Cinsini nefyeden (mutlak olumsuzluk bildiren) "lâ" (لَا) edatı ile; zarar, ziyan, eksiklik ve acı anlamlarına gelen d-y-r (ض ي ر) kökünden türemiş masdar/ismin birleşimidir ("Hiçbir zarar yok / Ne gam / Zararı yok").
İbn Fâris, d-y-r (ض ي ر) kökünün temel anlamının "bir şeye isabet eden, onun bütünlüğünü bozan, ona zorluk ve acı veren her türlü maddi veya manevi eksiklik" olduğunu belirtir.
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde bu yapıdaki "lâ" edatının (Lâ-i nâfiye li'l-cins) belagatteki sarsıcı gücünü inceler. Sihirbazlar "Bize az zarar verirsin" veya "Bu zarar geçicidir" demezler. Lâ edatıyla, Firavun'un yapacağı o vahşi işkencenin "zarar" (dayr) kategorisine girmesini mutlak olarak reddederler. Gramatikal olarak ortada bir zarar ihtimali kalmamıştır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde bu kelimeyi "değerlerin yeniden takdir edilmesi" (transvaluation of values) bağlamında tahlil eder. Mısır'ın materyalist pagan sisteminde "zarar" (dayr); bedenin ölümü, makamın elden gitmesi ve zenginliğin kaybıdır. Ancak sihirbazlar iman ettiklerinde, kavramların ontolojik içi boşaltılıp yeniden doldurulur. Onlar için artık asıl "zarar", hakikati inkar edip ebedi hüsrana uğramaktır. Bedenin parçalanması, bu yeni değerler sisteminde "lâ dayra" (zarar bile sayılamayacak basit bir detay) konumuna indirgenmiştir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kitle psikolojisi ve sivil itaatsizlik bağlamındaki gücüne odaklanır. Otokratik rejimlerin ayakta kalmasını sağlayan yegâne yakıt, halkın ölümden ve işkenceden korkmasıdır. Firavun elindeki en büyük terör kartını (parçalayarak asmayı) masaya sürmüş, ancak karşılığında "Lâ dayra" (Ne fark eder / Bize ne / Hiç önemi yok) cevabını almıştır. Bu kısacık ifade, tiranın korku imparatorluğunu saniyeler içinde felç eden, iktidarın silahını elinden alan sarsılmaz bir sivil başkaldırı sloganıdır.
İnnâ (إِنَّا)
Cümleye mutlak kesinlik ve pekiştirme katan "inne" (إِنَّ) edatı ile "biz" anlamındaki birinci çoğul şahıs zamiri "nâ"nın (نَا) birleşiminden oluşur ("Şüphesiz ki biz").
Celaleddin el-Suyuti, "inne" edatının kullanımının, muhatabın (Firavun'un) zihnindeki "Bunlar blöf yapıyor, birazdan acıdan kıvranacaklar" şeklindeki şüpheyi kırmak için atılmış dilsel bir kesinlik mührü olduğunu ifade eder.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ölüm tehdidi altında bile "biz" (nâ) zamirinin kullanılmasındaki kolektif bilince dikkat çeker. O korkunç infaz kararı karşısında gruptan hiç kimse çözülmemiş, kimse şahsi af dilememiş ve kalabalık parçalanmamıştır. "İnnâ" (Şüphesiz biz), hakikat etrafında kenetlenmiş ve ölümü birlikte göğüslemeye hazır o muazzam tevhidi cemaat ruhunun dildeki yansımasıdır.
İlâ (إِلَىٰ)
Arapçada bir eylemin, yönelişin veya hareketin nihai hedefini ve sınırını bildiren (e/a, -e doğru) harf-i cerdir.
İbn Fâris, bu edatın bir varış noktasını (gaye) gösterdiğini belirtir. Sihirbazların zihni artık arenada, işkencede veya Mısır'da değildir; edat onları çoktan o aşkın menzile (hedefe) doğru yola çıkarmıştır.
Rabbinâ (رَبِّنَا)
Sahip olmak, idare etmek, terbiye etmek ve mutlak otorite kurmak anlamlarına gelen r-b-b (ر ب ب) kökünden türemiş "rabb" isminin, "bizim" anlamındaki çoğul zamiri (nâ) ile birleşmesinden oluşur ("Bizim Rabbimize").
İbn Fâris, r-b-b (ر ب ب) kökünün temelinde "bir şeye mutlak surette malik olmak ve onu kemale erene kadar ıslah edip korumak" anlamının yattığını aktarır.
Patricia Crone, antik Yakın Doğu'nun siyasi teolojisi ekseninde bu aidiyet zamirine (nâ / bizim) odaklanır. Firavun az önce onlara "Siz bana ihanet ettiniz, sizi asacağım" diyerek onlara hükmetme (sahip olma) yetkisini vurgulamıştı. Sihirbazlar ise "Rabbinâ" (Bizim asıl Sahibimiz/Rabbimiz) diyerek, Firavun'un onların üzerindeki mülkiyet ve otorite hakkını tamamen ilga ederler. Devletin Rabbine değil, Âlemlerin Rabbine ait olduklarını ilan ederek Firavun'un vatandaşlığından (tebaasından) çıkarlar.
Gabriel Said Reynolds, "Rabb" kavramının monoteist (tevhid) inşasındaki rolünü inceler. Sihirbazlar "Âlemlerin Rabbine inandık" dedikten sonra şimdi O'nu "Bizim Rabbimiz" (Rabbinâ) diyerek tamamen içselleştirmişlerdir. Bu kelime, korku dolu bir kölenin efendisine sığınması değil; hakikati bulmuş hür bir zihnin, kendisini yoktan var eden mutlak kaynağıyla kurduğu o mahrem ve kopmaz aidiyetin (bağın) ilanıdır.
Münkalibûn (مُنْقَلِبُونَ)
Dönmek, tersyüz olmak, bir halden başka bir hale geçmek ve aslına rücu etmek anlamlarına gelen k-l-b (ق ل ب) kökünden, in'fiâl babında (inkılâb) türetilmiş ism-i fâil (özne) çoğuludur ("Dönenler / İnkılap edenler").
İbn Fâris, k-l-b (ق ل ب) kökünün temelinde "bir şeyin içinin dışına çıkması, tamamen yön değiştirmesi veya köklerine/aslına geri dönmesi" anlamının bulunduğunu belirtir. İnsan kalbine de anbean hal değiştirdiği ve evrildiği için bu isim (kalb) verilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "inkılâb" kavramını sıradan bir geri dönüşten (rücu) ayırarak tahlil eder. İnkılap, ontolojik ve varoluşsal bir hal değişimidir. Sihirbazların "Biz Rabbimize münkalibûn'uz (dönenleriz)" demesi, sadece öldükten sonra fiziksel bir mekâna gidişi değil; varlıklarının fanilikten sıyrılıp Bâkî (kalıcı) olana doğru evrilmesini, ruhen ve bedenen mutlak bir hakikat boyutuna geçişlerini (dönüşümlerini) ifade eder.
Michael Cook, bu kelimenin politik kelime dağarcığındaki devrim (inkılap) kavramı ile teolojik "dönüş" kavramı arasındaki kesişimini okur. Firavun onları çaprazlama kesip asarak (idam ederek) varlıklarını sıfırlayacağını ve devleti koruyacağını sanmaktadır. Ancak sihirbazlar bu ölümü bir "yok oluş" olarak değil, Yüce Otorite'ye doğru bir "inkılap" (terfi/dönüş) olarak tanımlayarak, devletin infaz aygıtını tamamen anlamsızlaştırmışlardır. İdam sehpası, onlar için Rabbe giden bir devrim arabasına (inkılaba) dönüşmüştür.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavram üzerinden felsefi bir varoluş analizi yapar. Sihirbazlar arenada Musa'nın asasını gördükleri o ilk saniyede zaten içsel bir "inkılâb" (devrim) geçirerek yalandan hakikate evrilmişlerdir. Şimdi ise Firavun'un tehdidine karşı, "Bedenlerimizi kessen de biz zaten yönümüzü değiştirdik, şimdi de bütünüyle asıl yurdumuza (Rabbimize) inkılap edeceğiz" derler. Bu kelime, dışsal bir şiddetin (işkencenin), içsel bir varoluş devrimini (inkılabı) durduramayacağının mutlak ve felsefi bir beyanıdır. Kelime, ölümü bir trajedi olmaktan çıkarıp, onu ilahi aşka doğru kutlu bir rücu eylemine dönüştürür.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla