رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 48. Ayet
Daralt
X
-
46. “Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.”
47-48. “Âlemlerin Rabb’ine, Mûsâ ve Hârun’un Rabb’ine iman ettik dediler!’”
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. Allah, kendilerine hakkın belirlemesi ve apaçık hal alması üzerine onların derhal secdeye kapandıklarını ve âlemlerin Rabb’ine iman ettik dediklerini bildirdi. Tefsirciler dediler ki: Firavun o anda dedi ki: Ben âlemlerin Rabb’iyim! Sihirbazlar: Mûsâ ve Hârun’un Rabb’ine! dediler. Ve benzeri ayrıntılar... Ancak bu ve benzeri Kitapta yer almayan açıklamalardan uzak durmak daha uygun bir tavırdır. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi bu haberlerle ehl-i kitabın peygamberin getirdiğini tasdik etmeleri bağlamında onlara karşı hüccet kılınmaktadır. Zira bu haberler onların kitaplarında da mevcuttur. Hal böyle iken haberde ziyade ve noksana sebep onların kitabı tekzip etmelerinden endişe edilir. O yüzden açıklamada kitapta zikredildiği kadarı ile yetinip ziyade ve noksana imkân vermemek gerekir. Aksi halde orada olanla olmayan tefrik edilir ve yalanlanır. Bu konuda sadece Hz. Peygamberden nakledilen sahih bir söz olursa o söylenir, şayet yoksa ayrıntıya girmekten kaçınmak ve el çekmek daha uygundur.
Yorumu Yorumla
-
Rabbi (رَبِّ)
Sahip olmak, idare etmek, terbiye etmek ve mutlak otorite kurmak anlamlarına gelen r-b-b (ر ب ب) kökünden türemiş "rabb" ismidir. Bir önceki ayette geçen "Rabbü'l-âlemîn" tamlamasındaki Rab kelimesinin bedeli (açıklayıcısı) olarak mecrur (esre) konumundadır.
İbn Fâris, r-b-b (ر ب ب) kökünün temelinde "bir şeye mutlak surette malik olmak ve onu bir halden başka bir hale geçirerek kemale erene kadar ıslah edip korumak" anlamının yattığını aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kelimesinin peş peşe iki ayette tekrarlanmasının (önce Âlemlerin Rabbi, sonra Musa ve Harun'un Rabbi denilmesinin) teolojik zorunluluğunu ve semantik inceliğini tahlil eder. Firavun, Mısır halkına "Ben sizin en yüce Rabbinizim" propagandasını yapmıştı. Sihirbazlar sadece "Âlemlerin Rabbine inandık" deselerdi, Firavun demagoji yaparak "İşte bakın, benim rububiyetimi (ilahlığımı) kastediyorlar, çünkü ben bu âlemin rabbiyim" diyerek kitleleri manipüle edebilirdi. İkinci "Rab" kelimesi, imanın nesnesini hiçbir şüpheye, te'vile ve çarpıtmaya mahal bırakmayacak şekilde netleştiren sarsılmaz bir beyandır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin tekrarını politik bir manevranın önünü kesme hamlesi olarak okur. Sihirbazlar, devletin en tepe noktasında görev yapan zeki ve rasyonel adamlardır. Firavun'un tiranik zekâsını ve laf ebeliklerini çok iyi bilirler. İmanlarını ilan ederken, otoritenin bu sözleri gasp etmesini engellemek için hukuki ve teolojik bir kesinlik (tahsis) kullanmışlardır. Rab kelimesinin Musa ve Harun'a izafe edilmesi, Firavun'un sahte rabliğini cümlenin gramerinden dahi tamamen dışlayan, ona hiçbir açık kapı bırakmayan devrimci bir manifestodur.
Patricia Crone, antik Yakın Doğu'daki siyasi teoloji ekseninde bu kavrama odaklanır. Sihirbazların "Musa ve Harun'un Rabbine" demeleri, devletin resmi panteonunu (tanrılar meclisini) atlayarak, doğrudan o güne kadar Mısır'da yasadışı ve isyankâr kabul edilen bir teolojiyi (İbrahimi monoteizmi) devletin arenasında resmi ve en üstün otorite (Rab) olarak ilan etmeleridir. Bu, sadece dini bir aydınlanma değil, Mısır'ın anayasal ve siyasi düzenini tek cümlede yıkan ontolojik bir başkaldırıdır.
Mûsâ (مُوسَى)
Hz. Musa'nın özel ismidir ve "Rabbi" kelimesinin tamlayanı (muzafun ileyh) konumundadır.
El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde bu ismin Arapça kökenli olmadığını, İbranice veya Kıptice kökenli (gayr-ı munsarif) bir isim olduğunu aktarır.
Arthur Jeffery, kelimenin köken bilimsel tahlilinde ismin Eski Mısır dilindeki (Kıptice) "mo" (su) ve "uses" (kurtarılmış) kelimelerinin birleşiminden (sudan çıkarılmış/kurtarılmış) geldiğini ve dönemin Sami hafızası (İbranice "Mosheh") üzerinden Arapçaya "Mûsâ" olarak geçtiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "Musa" isminin bu ilahi deklerasyondaki (iman ilanındaki) yerini tahlil eder. Sihirbazlar imanın iki temel rüknünü tek bir cümlede birleştirmişlerdir: Allah'ın varlığı/birliği (Rububiyet) ve insanlık içinden seçilmiş elçinin meşruiyeti (Risalet). İlahın soyut bir kavram olarak kalmaması, onun yeryüzündeki somut, tarihsel ve insanî temsilcisi olan "Musa" ismi üzerinden tescillenmiştir. Firavun'un "Sizin bu elçiniz delidir" (lemecnûn) diyerek itibarsızlaştırmaya çalıştığı Musa ismi, Mısır'ın en usta bilginleri tarafından "hakikatin yeryüzündeki yegâne mihveri" olarak onurlandırılmıştır.
Gabriel Said Reynolds, ismin zikredilmesinin tipolojik (typology) önemini inceler. Sihirbazlar, Mısır'ın binlerce yıllık kurumsal "tanrılar ve rahipler" geleneğini terk edip, saraydan kovulmuş, çölde sürgün yaşamış ve elinde sadece bir asayla geri dönmüş yalnız bir adamın (Musa'nın) ismine sığınmışlardır. Bu, hakikatin kurumsal şatafatta değil, ilahi olarak görevlendirilmiş o "tekil şahsiyetin" (peygamberin) getirdiği mesajda olduğunun kanıtıdır.
Ve Hârûne (وَهَارُونَ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) harfi ile, Hz. Musa'nın kardeşi ve peygamber olan Hz. Harun'un özel isminin birleşimidir. İsim, Musa üzerine atfedilmiş (matuf) bir tamlayandır; gayr-ı munsarif (yabancı kökenli) olduğu için esre yerine fetha almıştır.
El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb eserinde Harun isminin de Arapça kökenli olmadığını, yabancı dilden Arapçaya geçmiş (mu'arreb) bir isim olduğunu belirtir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında Harun isminin İbranice Aharon (אַהֲרֹן) kelimesinden geldiğini, kökeninin tam olarak bilinmemekle birlikte muhtemelen onun da eski Mısır diline dayanan arkaik bir isim olduğunu ifade eder.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi ve teolojik kurgusunda "ikili peygamberlik" (dual prophetic agency) motifini tahlil eder. Sihirbazlar sadece Musa'nın ismini zikretmekle kalmamış, Harun'u da bu teolojik formüle (iman beyanına) dahil etmişlerdir. Bu durum, sihirbazların olayı sadece Musa'nın gösterdiği bireysel bir sihirbazlık hüneri olarak görmediklerini kanıtlar. Onlar, Musa ve Harun'un birlikte temsil ettikleri o devasa "peygamberlik kurumunu", o ilahi elçilik misyonunun bütünlüğünü tasdik etmişlerdir. Harun, vahyin tebliğindeki destekleyici ve tamamlayıcı unsurdur.
Dücane Cündioğlu, Harun isminin bu bağlama eklenmesinin felsefi ve psikolojik derinliğini inceler. Mısır sarayındaki tartışmalarda Harun geri plandadır; asayı atan ve Firavun'la asıl tartışan kişi Musa'dır. Buna rağmen sihirbazların Harun'u da anmaları, onların algılarının ne kadar keskinleştiğini gösterir. Onlar sadece ortadaki "fiziksel güce/mucizeye" (asaya) değil, o mucizenin arkasındaki "söze, dayanışmaya ve ilahi kurguya" da iman etmişlerdir. Zira Harun, Musa'nın dilindeki bağın çözülmesini sağlayan o "fasih sözün" (beyanın) ve kardeşlik dayanışmasının sembolüdür. Hakikat, asanın gücü ile sözün (Harun'un) beyanının ayrılmaz bir bütünüdür.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla